HAYATINIZDA DENGESİZLİKLER YER BULMASIN
İnsan yaşamının en önemli meselelerinden biri olan zarafet, yalnızca estetik bir duruşun adı değildir; aynı zamanda insanın kendini bilmesinin, sınırlarını tanımasının ve karşısındakine hakkını teslim etmesinin ifadesidir. Bir topluluk içinde nasıl davranması gerektiğini bilmeyen kimselerin uyması gereken kuralların varlığı tesadüf değildir. Bu kurallar, hayatı daraltmak için değil; bilakis insanı yüceltmek, ilişkileri sağlam bir zemine oturtmak için vardır.
Bahsettiğim kurallara önce kendimiz uymalıyız ki gençlerimizi de bu istikamette teşvik edebilelim. Aksi takdirde sözlerimiz havada kalır, nasihatlerimiz karşılık bulmaz. Çünkü insanoğlu, kendi yapmadığını başkasından isteme hatasına sıkça düşer. Üzerine düşeni yerine getirmeden, karşısındakinden olgunluk bekler. Oysa hayat gelişi güzel ilerleyen bir serüven değildir. Kökleri derinlere uzanan, ihlal edilmemesi gereken bazı temel prensiplere dayanır.
Bu bilinç yerleşmediğinde egolar ön plana çıkar. Ego büyüdükçe zarafet küçülür. Zarafet küçüldükçe denge bozulur. Dengenin bozulduğu yerde ise telafisi zor kayıplar baş gösterir. İnsanların kendilerinden bir şey bekleyenlere karşı sergiledikleri ukalaca tavırlar, aslında kendi iç dünyalarındaki boşluğun yansımasıdır. Bu tavırlar, zarafeti arka plana iterken hayatımızdaki dengeleri de altüst eder.
Toplumumuzu yakından ilgilendiren bu meseleye değinmemin sebebi tam da budur. Cehalet, doldurulması gereken boşlukların önüne geçmekte; aydınlatması gereken zihinleri karartmaktadır. Hayatımıza yön vermesi gereken amaçlar, bilinçsizlik selinin önünde sürüklenip gitmektedir. Her daim önemini vurguladığımız okuma alışkanlığına burada yeniden değinmek gerekir. Ancak okumanın da bilinçle yapılmadığı takdirde istenilen sonucu vermediğini kabul etmeliyiz. Yanlış aşılanan bir okuma anlayışı, bilgiyi hikmete dönüştürmez; yalnızca kelime yığını üretir.
Oysa üzerinde nefes aldığımız bu dünya, sorumluluklarımızı yerine getirmemizi bekleyen bir emanettir. Kuralların yok sayılması, hadsizliğin ve hudutsuzluğun sıradanlaşması, saygısızlığın artmasına zemin hazırlar. Hadsizlik büyüdükçe zarafet silinir. Zarafet silindikçe hayatımızdaki denge kaybolur. İnsan için en önemli erdemlerden biri haddini bilmektir. Haddini bilmeyen, kaybedeceği şeyleri hesap edemez; idrak yoksunluğu içinde hem kendine hem çevresine zarar verir.
Bir kimse kendisine karşı zarif ve dengeli davranılmasını istiyorsa, aynı hassasiyeti karşısındaki insana da göstermek zorundadır. Hak talep eden, önce yükümlülüğünü yerine getirmelidir. “Biz” diyerek sürdürdüğüm bu çağrının temelinde de bu vardır: Eğer sorumluluklarımızı sahiplenmez, bilinçsizliği ön planda tutarsak; yalnızca başkalarına değil, kendi hayatımıza da serseri mayınlar döşeriz. O mayınların ne zaman patlayacağı belli olmaz; fakat patladığında etrafımızda büyük kırılmalar oluşturacağı kesindir.
Zarafet, hayatımızdaki dengeyi kurmanın anahtarıdır. Olumsuz eğilimlere kapı aralayan dengesizlikleri sonlandırmazsak, kendi karanlığımızı kendimiz inşa ederiz. Zarafetin önemi üç temel noktada belirginleşir: Birincisi, karşılıklı dengeyi tesis eder ve kaybetme ihtimali yüksek olan güzellikleri korur. İkincisi, yanlış bilinçlendirmelerin zihinlere yerleşmesine engel olur; doğruların yanlışlar içinde kaybolmasının önüne geçer. Üçüncüsü ise hadsiz tavırlarla sonuç almaya çalışanlara fırsat vermez; gündüzlerimizi geceye çevirmek isteyenlere karşı verilen mücadelenin zaferle sonuçlanmasına katkı sağlar.
Bu sorumluluğu yerine getirmezsek cehalet, hayatımız boyunca içinde yolumuzu arayacağımız uçsuz bucaksız bir labirente dönüşür. O labirentte yönümüzü kaybetmemek için nezaketin ve zarafetin rehberliğine ihtiyaç duyarız. Eğer bu rehberliği reddedersek, etrafımızdaki kırılmalar artar ve telafisi güç yıkımlar meydana gelir.
Bugün sıkça dile getirilen “Bu gençlik nereye gidiyor?” sorusu, aslında bize yöneltilmiş bir aynadır. Gençliği bilinmez yollara iten çoğu zaman yine bizleriz. Yanlış bilinçlendirmelere göz yumduğumuz, sorumluluğu başkasına havale ettiğimiz her an, bu sorunun cevabını kendi ellerimizle hazırlıyoruz. Zarafetin önemi anlatılmadıkça, denge kurulmadıkça, gençliğin peşinden koşmaya devam ederiz; fakat yakalayıp yakalayamayacağımız meçhuldür.
Sonuç olarak, hayatımızda dengesizliklere yer vermemek bir tercih değil zorunluluktur. Zarafeti elden bırakmadan yürümek, hem kendimize hem yetiştireceğimiz nesillere bırakacağımız en kıymetli mirastır. Aksi hâlde, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemenin bedelini yalnızca biz değil, bizden sonrakiler de ödeyecektir. Bu da bize kesilebilecek en ağır ceza olacaktır.