BENİM, SİZİN, ONUN GAZETECİLİK ANLAYIŞI DİYE BİR ŞEY KALMADI
Bir okurumuzun önceki günkü yorumunu sizlerle paylaşacaktım ama yerimiz kalmadığı için yazamamıştım.
Diğer konulara dalmadan önce bu okurumuzun şu yorumu ile yazımıza başlayalım.
“Evladının kanını 4 milyona satanlar utansın
Allah bunun hesabını elbet sorar
Peki Uğur bey size samimi bir soru soracağım
Aynı olay eski Kızılay başkanının kızı İstanbul’da trafikte genç bir çocuğun ölümüne neden oldu o ailede kan parası aldı
Kızılay başkanın kızı da kurtuldu
O haberi niye manşet yapmadınız bu haberi manşet yaptınız?
Neden bu konuda iki cümle yazmadınız bu da sizin gazetecilik anlayışınız mı?”
….
Bunu yazan değerli okurum ve samimi diğer okurlarımız.
Yerelde ve ulusalda Türkiye’de gazeteciliğin geldiği noktayı aslında sizler bizlerden daha iyi biliyorsunuz.
Onu bırakın buradan defalarca yazdım
İtiraf ise itiraf dedik.
Artık gördüklerimizi duyduklarımızı belgeli de olsa doğru da olsa yöneticilere siyasilere dokunuyorsa yazma şansımız kalmadı.
Bu sadece bizim için değil ki Türkiye’nin her yerinde böyle.
Haaa memlekette hala ben gerçekleri inandıklarımı yazarım diyenler yok mu?
Var.
Onlarda cezaevlerine girip girip çıkıyorlar
Ya da girip çıkamıyorlar.
Sizin bahsettiğiniz olayda da yanılmıyorsam aileden biri kan parası alıp davadan vazgeçmişti.
Ama mümkün oldukça Türkiye genelinden bir örnek yazsak da yerel olduğumuz için burnumuzu her şeye sokmuyoruz.
Fazla derin sulara girmiyoruz.
Benim önceki günde yazdığım konu insanlarımızın para için her şeye katlanmayı kabul etmeleri bunun da bu milletin geldiği acı seviyeye dikkat çekmek içindi.
Türkiye’de nerede ise her hafta bir aile içi kanlı infazlar oluyor.
Türkiye’de insanlar küçük küçük nedenlerle hiçbir şey bulamazlar ise arabanı çek diyerek birbirlerini öldürüyorlar kendi canlarına kıyıyorlar.
En büyük korkum bu.
Millet olarak en büyük tehlike bu işte.
TÜMGENERAL METE KUŞ
NALÇACILILAR VE ABDÜLKERİM
BARDAKÇI İLE BARIŞ
ÇUBUĞU İÇİLMESİ
Sız sık yazıp dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bu şehrin yönetiminde üst tabaka şehrin her sorunu ile ilgilenir her konuya yardımcı olmaya çalışır ve varsa problemleri çözmek için didinir.
3’üncü Ana Jet Üs Komutanı Tümgeneral Mete Kuş, komutanımız daha önce de albaylığını 3. Ana jet Üssünde yapmış Konya’yı yakından tanıyan kahraman bir pilotumuz kahraman bir komutanımızdır.
Mete komutan Konyaspor’un en köklü vefakâr taraftar gruplarından Nalçacılılar’ı kendi binalarında ziyaret etmiş Konyaspor için hem tribün ruhuna hem de şehir birlikteliğine güçlü bir mesaj vermişler.

Tümgeneral Mete Kuş ile tribün lideri İbrahim Apalı ve Konyasporlular çok samimi içten bir sohbette bulunmuşlar.
Bu sohbetin en güzel yanı ise Konyaspor altyapısından yetişen ve şu anda Galatasaray forması giyen Abdülkerim Bardakçı ile Nalçacılılar grubu arasında bir süredir devam eden küslüğün giderilmesi adına Mete Kuş komutanımız girişimde bulunmuş.
Ziyaret çok güzel sohbet samimi ve içten ama Abdülkerim olayı da tatlıya bağlanmış.
Biz de yıllardır tanıdığımız bildiğimiz komutanımızı ve şehrimizi seviyoruz.
SPOR DEMİŞKEN
ALİ CAMGÖZ ABİMİZE DE
TEŞEKKÜR EDİYORUZ
Sporun dostluğu çok güzeldir.
Sporda dostlukların karşılığı yoktur
Yani spordaki insanlar bir menfaat beklemezler.
Hele hele yönetici iseler sürekli bir de ceplerinden para verirler.
Konyaspor yönetim kurulu üyesi iken tanıdığım Ali Camgöz abi ile aylardır konuşmam görüşmem.

Ama dün bir abimiz aradı.
“Ali bey bizi kırmadı.
Yine bize yardımcı oldu
Sende ona bir teşekkür etsen” dedi.
Tabii ki ne demek ki.
Yeter ki insanlarımız evlatlarımıza sahip çıksınlar.
Ali abimiz Selçuklu Belediyesine göğüs sponsoru olmuş.
Teşekkürler Ali abicim iyi ki varsınız.

VAKIFLARIN ÖNÜNDEKİ
ALAN YENİDEN
DÜZENLENİYOR
Eski valiliğin olduğu Vakıflar bölge Müdürlüğünün önündeki tarihi Şerafettin Caminin yanındaki alan güvercinleri ve havuzları ile bilinen alan kapatılmış ve yeniden düzenlemeye alınmış.

Geçen gün Vakıflar Bölge Müdürümüz Sayın Yılmaz Kılınç Beyi ziyarete gitmiştim.
Bu alanda yapılan çalışmayı da müdür beyin makamından aşağıya bakınca gördüm zaten
Alanda yapılacak son çalışma ile yerli ve yabancı turistler kadar kendi insanımız içinde dinlenme istirahat etme nefes alma gibi ihtiyacı karşılayacak.

Vakıflar okumak öğrenmek adına gerçekten çok ilgili çeken bir alandır.
Yılmaz Müdürümden Konya adına muhteşem bir müjde aldım.
Ama bunu buradan yazıp Valimiz İbrahim Akın’ın Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın projelerini bozamam.
Bu müjde mutlaka bir protokolle bir basın toplantısı ile açıklanacaktır.
Ama benim bildiğim yıllardır Vakıfların bünyesinde olan onca harcanan paraya rağmen kapalı olan bir alan Konya’ya yepyeni bir proje ile kazandırılıyor.
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
O gün Yılmaz müdürüm ile sohbet ederken yeni bir şey daha öğrendim.
Hani bazı camilerimizin duvarlarının dışında kuş evlerini görür biliriz değil mi?
Osmanlı mimarisinde 16. yüzyıldan itibaren cami, medrese ve türbe gibi yapıların cephelerine inşa edilen taş veya tuğla kuş evleri (kuş sarayları), yapılmış.
Bu atalarımızın canlılara merhametinin ve estetik anlayışın simgesi olmuş.
Güneş gören, rüzgar almayan yüksek yerlere yapılan bu yuvalar, serçe ve güvercin gibi kuşları kışın soğuktan korumak amacıyla cumba veya niş şeklinde tasarlanmış
Mesela İstanbul'da Süleymaniye Camii, Eyüp Sultan Camii, Bali Paşa Camii, Üsküdar Ayazma Camii, Yeni Valide Camii ve Sultan III. Mustafa Türbesi'nde en zarif örnekleri vardır.
Yılmaz müdür ile bunları konuşurken Müdür Bey demez mi?
“Uğur abi bunlar senin bizim insanların dışarıdan gördükleri.
Özünde aslında camilerin dış cepheleri yapılırken taşlar yerleştirilirken üç taşın arasında sadece kuşun görüp girebileceği dışarıdan bizlerin göremeyeceği kuş yuvaları vardır.” Diyor ve bu taşların yerleştirilmesini anlatıyordu.
Vay anam vay.
Bu ataların torunları olarak bizler suyunun suyu olarak galibe insanlığımızdan çıkmış mı oluyoruz?
BİZ ESKİDEN
GERÇEKTEN
BÖYLE Mİ İDİK?
Bizim okurlarımızın yaptıkları yorumlardan anlıyorum ki en az yarısı Atatürk’ü İsmet İnönü’yü sevmez.
İnşallah yanılıyorumdur.
Ama bir genç okurumuz İnönü ile ilgili şu yaşanmışlığı bizimle paylaşınca bende sizlerle paylaşayım istedim
……….
Sümerbank fabrikasını ziyaretinde İsmet paşanın hanımı Mevhibe hanıma üç metre elbiselik kumaş hediye edilir.
Ziyaretten çıkışta İnönü Mevhibe hanımın elindeki paketi görür ve "nedir bu" diye sorar.
Mevhibe hanım da "fabrika müdürünün hediyesi" der.
İsmet Paşa "bedelini ödedin mi?" diye sorar.
Mevhibe hanım "hediye" der.
Bunun üzerine İsmet Paşa "ya hediyeyi geri ver ya da parasını öde" diye söylenir.
Aradan zaman geçer

DP. İktidardadır.
Mevhibe hanıma Sümerbank ziyaretinde verilen üç metrelik kumaş için mecliste gensoru verilir.
Dikkat,
Sadece üç metrelik bezin hesabı soruluyor.
İnönü izin isteyip hemen Pembe Ķöşk’e gider,
Kumaşın faturasını alıp getirir ve meclise sunar.
……………..
Niye Atatürk, İsmet İnönü göndermesi yaptım biliyor musunuz?
İsmet İnönü’nün hamleleri ile Türkiye’nin savaşa girmediği yıllar aklıma geldi.
Bugün nasıl Sayın Cumhurbaşkanımızın akıllı yerinde devlet adamlığı hamleleri ile dört bir yanımız kuzeyden güneye yanarken Türkiye’de biz kanlı savaşı tiyatro izler gibi izliyorsak o insanlarda vakti zamanında ülkeyi böyle kurtarıp kurmuşlardı
Allah hepsinden razı olsun inşallah
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür, yok eder
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Günümüzde insanlara karşılıksız menfaatsiz selam vermeyi öğrenebildiğimiz zaman daha iyi adam oluruz