Sessizliğin Bedeli
Bazı gerçekler vardır, ısrarla kabul etmediğimiz. “Muhakkak başka bir yolu vardır” deyip, kendimizi umudun sonsuz labirentlerine bıraktığımız. İnsan, kabul etmemesiyle ünlüdür zaten. “Olur da bir yerden gerçekle yüzleşirim diye,” gerçekçi filmleri sevmez. Kitapları sevmez. Eğitici öğretici belgesellerden haz almaz. Tiyatroya gider ama komediyi seçer. Onu da suya sabuna dokunmayan oyunlardan seçer. “Komedi filan deyip bize gerçekleri söylemesinler” diye korkar. Korku içselleşince, yönetenlere hayranlık duymaya başlar. Giderek gerçeklerden uzaklaşır. İnsan, bir nevi harikalar diyarında ömür törpüler. Zamanı geldiğinde de hiçbir şey almadan, hiçbir şey vermeden, bu dünyadan göçer gider.


Oysa bilir insan, çözüm önce gerçeği kabul etmekle başlar. Sorunu bilmeden çözüm olmaz. Ancak insanın böyle bir kaygısı yoktur. Zaman kısadır. Yapılacak çok şey vardır. Tek derdi vardır; çoluk çocuğuna bir ev, biraz toprak, azıcık da para bırakmak. Bunları başardı mı, geriye kalanın hiçbir önemi yoktur. Ha bir de cennete gitmeyi ister. Bunun için hiçbir şey yapmaz ama yine de ister. Görevleri, sorumlulukları sorulduğunda ise, dünyanın en klişe cümlesini kurar. “Benim kalbim temiz. Allah biliyor.” İşte insanın dünya diye bellediği yer küresi bu kadardır. Bundan ibarettir milyonlarca insan.


Peki kabul etmediği, duymak istemediği, çözüm aramadığı gerçekler nelerdir insanın? Hemen söyleyeyim. Birincisi dünyanın %99’u köledir. Seçim yaptığını sanan, istediğini alabilme özgürlüğüne sahip birer köle. İkincisi, her şey sermaye içindir. Hiçbir şey, hiçbir yenilik insana dair değil sermaye içindir. Yaşamın tek bir amacı vardır, o da %1’lik kısmı doyurmak, aynı konumda tutabilmektir. Üçüncüsü ve bana göre en önemlisi ise; insan sustukça köleliğin, acizliğin, yoksulluğun şiddeti giderek artacaktır. Zira güç odakları sürekli nabız yoklar.

Ses gelmezse devam eder. Ses gelirse geri adım atar. Beklemeye koyulur. Doğru zaman geldiğinde, geri çektiği fikri yeniden ortaya atar. Ta ki kabul edilinceye kadar. Sessiz kalan insan suç ortağıdır. O nedenledir ki ağlamaya, sızlanmaya, bağırmaya, çağırmaya hakkı yoktur. Sessizliğin bedelini, çok sevdiğim bir anekdot ile izah etmek istiyorum. Hitler döneminde yaşamış bir düşünür şöyle der. Hitler ilk önce sosyalist olanları topladı. Sustum, çünkü ben sosyalist değildim. Sonra Yahudileri topladı. Sustum yine, çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler. Ancak bu kez benim için konuşacak kimse kalmamıştı.
Son bir şey daha söylemek istiyorum. Karun’a sorarlar; “nasıl bu kadar kötü birisi oldun” diye. O da şöyle yanıt verir. Kimsenin sesi çıkmıyordu.
Saygılarımla;