Akşehir’in Hafız Yetiştiren Büyük Üstadı, Süleyman Necati Özus
İSTANBULLU HOCA-II
Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartları İstanbul’daki hayatını değiştirdi. Savaş yıllarında İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalan Necati Efendi’nin yolu Bolvadin’e düştü. Burada Huffaz Mektebi ve Numune Mektebi’nde muallimlik yaparak dört yıl boyunca talebe yetiştirdi.
1922 yılında Bolvadin’den ayrılarak Akşehir’e geldi. Şehirde kısa sürede tanındı ve saygı gördü. Akşehir’in uleması ve ileri gelenleri kendisinden şehirde kalmasını rica etti. Bu talebi kabul eden Süleyman Necati Efendi, 1923 yılında Akşehir Medresesi İlmiye Müderrisliğine tayin edildi.
Medreselerin kapatılmasından sonra Akşehir Vaizliği görevine getirildi. Aynı zamanda İmam-Hatip Mektebi’nde Tefsir, Hadis ve Tevhid dersleri verdi.
1929 yılında Merkez İplikçi Camii İmam-Hatipliğine tayin edildi ve bu görevini vefatına kadar sürdürdü.
Süleyman Necati Efendi son derece zarif, vakur ve titiz bir insandı. Tertibe, düzene ve temizliğe büyük önem verirdi. Akşehir çarşısında yürürken herkes onun gelişini fark ederdi. Saygınlığı o kadar büyüktü ki, dükkân sahipleri ayağa kalkar, kapıya çıkar ve selamını beklerdi. Onun selamı halk arasında bir iltifat sayılırdı.
Buna karşılık çocuklara karşı son derece şefkatli ve merhametliydi. Talebeleriyle yakından ilgilenir, onları yalnız ilimle değil ahlâkla da yetiştirmeye çalışırdı.
1922 yılında başladığı İplikçi Camii Kur’an ve Huffaz Muallimliği görevini yıllarca sürdürdü. 1947 yılında ise Akşehir Müftülüğüne tayin edildi. Böylece müftülük, imam-hatiplik ve Kur’an muallimliği olmak üzere üç görevi aynı anda yürüttü.
Devletin ve milletin büyük yokluklar içinde olduğu yıllarda Süleyman Necati Efendi bütün hayatını Kur’an talebesi yetiştirmeye adadı.
1922’den 1953 yılına kadar yüzlerce talebe yetiştirdi. Onun talebeleri Türkiye’nin dört bir yanındaki camilerde imam, hatip ve müezzin olarak görev yaptı. Kur’an tilavetindeki üslubu o kadar belirgindi ki, bir hafız Kur’an okuduğunda ehli olanlar onun Süleyman Necati Efendi’nin talebesi olduğunu hemen anlayabiliyordu.
Konya, Isparta, Afyon ve Eskişehir bölgelerinden birçok talebe Akşehir’e gelerek ondan ders aldı. Bu talebeler arasında ilerleyen yıllarda müftülük makamına yükselenler de oldu.
Kur’an kıraatinde son derece titizdi. İplikçi Camii’nde bulunduğu vakitlerde cemaatten birinin Kur’an okuması kolay değildi. Hatalı okuyanları tereddüt etmeden uyarırdı. Buna karşılık güzel okuyanları büyük bir zevkle dinler, ders sonunda onları alnından öperek takdir ederdi.
İleri yaşlarında bile bu titizliğini hiç kaybetmedi. Doksan yaşını geçmiş olmasına rağmen bazen üç, bazen dört hafız öğrencisini aynı anda dinler; en küçük hatayı bile fark edip hemen düzeltirdi.
Uzun ve bereketli bir ömür süren bu büyük Kur’an hocası, bütün hayatını insan yetiştirmeye adadı. Onca hizmete rağmen kendisine bir ev bile edinmedi; kirada oturduğu mütevazı evinde hayata gözlerini yumdu.
Ardında ise yüzlerce talebe, sayısız hatıra ve Akşehir’in manevi hayatına kazınmış silinmez bir iz bıraktı.
Yıllar evvel ne demiştim: Akşehir’in Milli Mücadeledeki yeri ne kadar önemli ise, kendisinin de Milli Mücadeledeki yeri o kadar önemlidir.
Yüce Mevla mekânını cennet eylesin.