Hürmüz Boğazı’nda Sonra Sırada Kızıldeniz Mi Var?
Hint Okyanusu’nu Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz’e bağlayan Kızıldeniz, kuzey-güney yönünde uzanan dar bir denizdir. Ortadoğu ile Doğu Afrika arasında bulunan Kızıldeniz’in en önemli özelliği, Asya’yı Avrupa’ya ve Atlantik Dünyası’na bağlayan en kısa ve maliyetsiz su yolu olmasıdır. Zira Kızıldeniz ve bu denizin Akdeniz’e açılımını sağlayan Süveyş Kanalı olmasaydı, Avrupa’dan ve Atlantik Okyanusu’ndan gelen gemiler, Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’ndan dolaşarak Hint Okyanusu’na ulaşacak ve ciddi bir zaman kaybına ve maliyete katlanmak zorunda kalacaktı. Örneğin, Londra’dan Mumbai’ye giden bir gemi, Süveyş Kanalı sayesinde yaklaşık 9.000 kilometre daha kısa bir yol kat eder.


Kızıldeniz’in uzunluğu yaklaşık 2.000 km, genişliği ise güneyde Somali ile Yemen kıyıları arasında bulunan Babu’l Mendep Boğazı’ndan itibaren (27 km) ortalama 280 km’dir. Kızıldeniz’in en geniş yeri Eritre’deki Masavva Limanı hizasına denk gelen 320 km’lik deniz aralığıdır. Kızıldeniz’e kıyısı bulunan ülkeler; Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Cibuti, Yemen, Eritre, Somali ve Siyonist İsrail rejimi tarafından işgal edilen tarihî Filistin topraklarıdır.
Güneydoğu Asya ile Avrupa arasındaki ticaret hacmi ve başta Çin, Japonya ve Hindistan olmak üzere Asya’daki dev ekonomilerin Ortadoğu’yla olan ticari ve enerji odaklı bağlantıları hesaba katıldığında, Kızıldeniz’in önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Süveyş Kanalı açılmadan önce Hint Okyanusu’ndan gelen gemiler Aden’den sonra Cidde gibi limanlara uğrar, daha sonra da Süveyş veya Akabe körfezlerine yönelirlerdi; getirdikleri, Akdeniz limanlarına ulaşacak mallar ise kervanlarla buralara taşınırdı.


16. Yüzyılda Portekizliler, Hint Okyanusu'na geçerek Baharat yolu'nu kontrol altına alıp Osmanlının doğudaki topraklarını tehdit etmeye başladılar. Bu tehlike karşısında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ve Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayacak bir kanal açma konusunda girişimde bulundular. Fakat bu girişimler çeşitli sebeplerden dolayı başarıya ulaşamadı.
Napolyon, Mısır'ı işgal ettikten sonra burada bir kanal açtırmayı düşündü. Fakat kendisine görev verilen Fransız Mühendis Le Pere, hatalı bir ölçüm yaparak Kızıldeniz'in Akdeniz'den 10 metre daha yüksek olduğunu söyledi. Bu sebeple Napolyon fikrinden vazgeçti.
Süveyş Kanalı'nın inşasına Osmanlı Devleti'nin Mısır Valisi Said Paşa zamanında bir Fransız şirketi tarafından başlandı. Kanal, Mısır valisi İsmail Paşa zamanında 1869 yılında tamamlandı. Süveyş Kanalı'nın açılışına karşı olan İngiltere, 1882'de Mısır'ı işgal ederek Kanal'ın kontrolünü ele geçirdi.
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı sırasında Süveyş Kanalı'nı geri alabilmek amacıyla 1. ve 2. kanal harekâtlarını düzenledi. Fakat bu harekâtlar başarısızlıkla sonuçlandı.
XX. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti Kızıldeniz’deki hâkimiyetini sürdürmeye devam ettiyse de I. Dünya Savaşı ve özellikle şeriflerin başlattığı bağımsızlık hareketi neticesinde (1916) geriledi; 1918’de imzaladığı Mondros Mütarekesi ile de buralarda hiçbir ağırlığının kalmadığı ilân edildi.


Savaşın ardından Kızıldeniz’e komşu ülkelerde yeni yapılanmaların ortaya çıkması, önce Ürdün’ün (1920), daha sonra da İsrail’in (1948) kurulması ve Kızıldeniz’in okyanuslara açılmadaki önemi bölgeyi daha stratejik bir konuma getirdi.
Dünyada çeşitli siyasi, ekonomik ve jeopolitik dinamiklere bağlı radikal dönüşümlerin yaşandığı en önemli coğrafyalardan biri Kızıldeniz’dir.
ABD, Japonya, Fransa, Rusya, İngiltere, İsrail, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve nihayetinde Çin’in bölgede artan askerî varlığı ve tesisleri, Kızıldeniz’de gelişmekte olan yeni rekabeti göstermektedir
ABD, İngiltere, Rusya, Fransa ve Çin gibi ülkelerin Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerde askerî üsler kurmaları ya da mevcut üslerini takviye etmeleri, Arap Baharı sonrası oluşan yeni konjonktürde, bölgedeki istikrarsızlığı fırsata çevirmeye çalışan ülkelerin iştahını kabartmış görünmektedir
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapıldığı göz önüne alındığında bu rotanın devre dışı kalmasının yol açacağı zarara ilişkin bir tahmin oluşturabilir.
Süveyş Kanalı, modern dünya ticaretinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Küresel ticaretin hızlanmasına, maliyetlerin azalmasına ve dünya enerji ticaretine sağladığı katkılarla büyük bir öneme sahiptir. Ancak kanal, küresel ticaretin kırılgan noktalarından biri olup, kanalın kapanması veya aksaması dünya ekonomisi üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Jeopolitik önemi de göz önünde bulundurulduğunda, Süveyş Kanalı dünya sahnesinde her zaman kritik bir rol oynamaya devam edecektir.