Konya
Açık
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,0114 %0.01
51,2267 %0
7.179,37 % -0,03
Ara

BUGÜNÜN KRİZİ AHLAKİ EROZYON

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

(“Öğrencisi tarafından katledilen Merhum Öğretmenimiz Fatmanur Çelik kardeşimize Allah’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına ve eğitim camiamıza sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun.”)

Bugüne kadar bu köşede, kendi uzmanlık alanım olan tarımsal konuların dışına çıkmamaya özen gösterdim. Ülkemizin tarımsal sorunlarını, üreticinin yaşadığı sıkıntıları ve çözüm önerilerini imkânlarım ölçüsünde dile getirmeye çalıştım.

Toprağın bereketinden, emeğin değerinden ve tarımın stratejik öneminden söz ettim.

Ancak bugün, alışılmışın biraz dışına çıkarak toplumun tamamında giderek artan ve ciddi bir huzursuzluğa yol açan ahlaki yozlaşma üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.

Çünkü tarım yalnızca toprakla, ürünle ve ekonomiyle sınırlı bir alan değildir; aynı zamanda emek ahlakı, dürüstlük, paylaşma kültürü ve toplumsal değerlerle doğrudan ilişkilidir.

Değerlerimizde yaşanan aşınma; güven duygusunu zayıflatmakta, toplumsal bağları koparmakta ve geleceğe dair umutlarımızı gölgelemektedir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz birçok sosyal ve ekonomik sorunun temelinde, ne yazık ki bu ahlaki erozyonun izlerini görmek mümkündür.

Bu nedenle bir ziraat mühendisi olarak değil, bu toplumun bir ferdi olarak içimde birikenleri paylaşmak istedim. Amacım kimseyi suçlamak değil; hep birlikte nerede hata yaptığımızı sorgulamak ve yeniden sağlam değerler üzerinde yükselen bir toplumsal yapının mümkün olduğunu hatırlatmaktır.

Ahlâk Kaybolursa, İlerleme de Anlamsızlaşır

Bugün nereye baksak aynı yakınmayı duyuyoruz:

“Ahlâk bozuldu… İş ahlâkı kalmadı, görev bilinci zayıfladı, ticarette güven sarsıldı.”

İnsanlar adeta bir hoyratlık içinde birbirine zarar veriyor. Kimse kendini güvende hissetmiyor.

Teknoloji ilerliyor, şehirler büyüyor, imkânlar artıyor; ama huzur artmıyor. Bilgi çoğalıyor, vicdan küçülüyor. Zenginlik büyüyor, merhamet azalıyor.

Bugün yaşadığımız krizin temelinde ekonomik sorunlardan daha derin bir problem yatıyor:

Ahlâkî erozyon.

Toplum olarak gençliğin gidişatından yakınıyoruz. Ancak küresel sistem gençlere sürekli şunu fısıldıyor:

“Başarılı ol, kazan, yüksel.”

Kimse “erdemli ol, adil ol, vicdanlı ol” demiyor.

Değerli bilim İnsan-ı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da ifade ettiği gibi; akıl beslenip kalp ihmal edildiğinde ortaya tehlikeli bir tablo çıkıyor. 

Öğretmenine saygı duymayan bir nesil, trafikte en küçük tartışmada şiddete başvuran bireyler ve toplumun her kesimine yayılan bir öfke kültürü…

Bilgili ama merhametsiz, başarılı ama sorumsuz, zeki ama adaletsiz bireyler yetiştiriyoruz.

Oysa insanı insan yapan yalnızca diploması değil; ahlâkıdır.

Nezaket kimde olursa onu yüceltir, kabalık kimde olursa onu küçültür. Hiçbir kozmetik ürün; hoşgörünün, anlayışın ve sevgi dolu bir kalbin verdiği güzelliğin yarısını bile veremez.

Bir başka yazar da bu duruma şu ifadeleri ile katılıyor. 

Gençlerin yalnızca eğitim sistemine değil, hayata dair umutlarına da yabancılaştığını vurguluyor. 

Yıllarca sınavlara hazırlanıp iyi diplomalar almalarına rağmen işsizlikle veya alan dışı çalışmakla karşı karşıya kalmaları, gelecek hayallerini zedeliyor. Ülkelerini sevmelerine rağmen fırsat bulanların yurt dışına yönelmesi derin bir umutsuzluğun göstergesi olarak öne çıkıyor. 

Bu süreç gençlerde kırgınlık, mutsuzluk ve toplumsal kopuşa yol açarken, maddi kazancın bile gerçek mutluluğu garanti etmediği sorguluyor. (Abbas Güçlü)

Son zamanlarda sık sık gündeme gelen bir başka can yakan sorun gençler arasında akran zorbalığı, çoğu zaman hafife alınan ama etkisi çok derin olan bir sorun.

Akran zorbalığı; sadece fiziksel şiddet değildir.

Alay etme, dışlama, lakap takma

Sosyal medyada küçük düşürme

Sürekli eleştirme, baskı kurma

Sessizce yok sayma bile zorbalığın bir parçasıdır.

En tehlikeli yanı ise şudur:

Zorbalık çoğu zaman sessiz yaşanır. Mağdur genç utanır, içine kapanır, “zayıf görünmemek” için anlatmaz. Bu da özgüven kaybına, okuldan soğumaya, hatta depresyona kadar giden bir süreci başlatır. Bu hususta ilgili mercilere çok önemli sorumluluklar düşüyor.

Allah insanları mesleklerine göre değil, mesleklerini nasıl yaptıklarına göre değerlendirir. 

Nitekim “Allah işini güzel yapanları sever” buyurulmuştur.

Doktor olun ama vicdanınızla doktor olun.

Mühendis olun ama kul hakkını gözeterek olun.

Öğretmen olun ama bir çocuğun yüreğine dokunarak olun.

Peki, bu ahlâkî çöküşün reçetesi nerede?

Aslında asırlar öncesinden hazır…

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) hadis-i şerifleri bugün yaşadığımız pek çok soruna ışık tutuyor:

“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”

Yine Efendimiz; "Çalışana ücretini, alın teri kurumadan önce veriniz.” buyruğunca emeğin karşılığını tastamam ödemektir. Çalışanlarla kardeşçe, insaflı, sıcak ve samimi bir ilişki kurmaktır.

Bugün toplumda hâkim olan sertliğin, tahammülsüzlüğün, hoşnutsuzluğun, yozlaşmanın ve de kutuplaşmanın reçetesi olan bir anlayış…

 

Bir başka hadislerin de ise şöyle buyuruyor:

“Sizin en hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.”

Yine Efendimizin uyarısı çok nettir:

“Komşusu şerrinden emin olmayan kimse cennete giremez.”

Günümüzde başarı; para, makam ve güçle ölçülüyor. Oysa gerçek değer karakterdir. 

Güzel ahlâk olmadan ne bireysel mutluluk olur ne de toplumsal huzur.

“İki günü birbirine eşit olan zarardadır” sözü ise sürekli gelişimi öğütleyen bir vizyondur. 

Bilimde, üretimde, eğitimde ve insanî değerlerde ilerlemeyi emreder.

Toplumsal adaletin temeli şu sözle özetlenir:

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”

Bu yalnızca bir yardım çağrısı değil; güçlü bir toplumun sosyal vicdan üzerine kurulması gerektiğinin ilanıdır.

Çevre krizleriyle boğuşan bugünün dünyasına asırlar öncesinden gelen şu uyarı ise son derece anlamlıdır:

“Kıyamet kopsa bile elinde bir fidan varsa onu dik.”

Bu söz; umudun, üretmenin ve doğayı korumanın kutsallığını anlatır.

Ve belki de bütün insanlık için en evrensel ilke şudur:

“Kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin olamaz.”

Empati, adalet ve paylaşımın özeti…

Sonuç olarak hadis-i şerifler yalnızca ibadet hayatını düzenleyen sözler değildir. Onlar toplumları ayakta tutan ahlâkî manifestolardır.

Bugün yaşadığımız şiddetin, güvensizliğin ve adaletsizliğin temelinde bu değerlerden uzaklaşmak yatmaktadır.

Yeni reçeteler aramaya gerek yok.

Çözüm; çağlara ışık tutan bu kutlu rehberliktedir.

Peygamber Efendimizin ahlâkını hayatımıza ne kadar taşırsak, yarınlarımız o kadar huzurlu, güvenli ve aydınlık olacaktır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *