BAHTIYAR OL (Bahtıyla barışık olmak)
Henüz havanın, suyun, bitkilerin ve insanların kirlenmediği günlerdi. Güzellik insanların yüzlerine ve oradan da dillerine yansıyordu. Hiç mi çirkin şeyler yoktu? Tabi ki vardı. Çirkin olmadan, güzelin kıymetini nereden bileceğiz? Kötü olmadan, “iyi kimdir” bilmeden yaşamak gibi…


“Güzel bakmak sevaptır düşüncesi,” salt insanın ruhuna değil, yer kürenin her yerine işlemişti. Ne yazıktır ki; geçen günler bu cümlenin değişip, yozlaşmasına neden oldu. O güzelim cümle, “güzele bakmak sevaptır” hissizliğine dönüştü. Hiç kimse dostuna, arkadaşına, tanıdığına, tanımadığına, “senden daha önemlisi yok” gibi içi dolu gibi görünen boş sözler söylemezdi. Bunun yerine şu söylenirdi. “Bahtiyar ol.” Yani bahtınla barışık ol. Ağzımızdan bir anda, ya da düşünerek çıkan her kelime, o kadar önemli ki aslında. Dilimizden dökülen her kelime birer tohum. O yüzden “ne ekersen onu biçersin” sözü var. Gandhi şöyle der; “Sözleriniz davranışlarınız, davranışlarınız alışkanlıklarınız, alışkanlıklarınız değeriniz, değeriniz de bir gün kaderiniz olur.”


Mevlâna ise bu konuyla ilgili şöyle der: “Dünyada olabilecek her bir olay için misal aleminde sayısız ihtimal uyur. Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız. Güzel kelimeler söyleyin ki güzel ihtimaller uyansın. İnsanın kaderine müdahalesi buradadır.”
Yine Albert Einstein şöyle der: “İnsanlar, ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp tekrar kendine geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu.


Örnekleri sayılarca çoğaltabiliriz. Mesele zaten çoğaltmak değil gerçeği anlamak. Bu yüzden insan mutlaka kullandığı kelimelere, aklında bilinçaltında kurguladığı düşüncelere çok değer vermeli ve bu doğrultuda hareket etmelidir. Unutmamalıdır ki; her güzel ve çirkin hikâye, küçük bir önerme ile başlar. Ve bazen tek bir kelime, bütün dünyanın sonu oluverir. Ya da sonsuzluğu…