Konya
Hafif kar yağışlı
-3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,3119 %0.03
50,7182 %0.16
6.721,40 % 0,03
Ara

GELENİ SEÇMEK

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan en çok da gidenlerin ardından neden koştuğunu sorgulamadığında yoruluyor. Bir vedanın ardından hızlanan kalp, aslında karşı tarafı değil, kendi eksikliğini yakalamaya çalışıyor. Gidenin bıraktığı boşluk, çoğu zaman kişiye kendini eksik hissettirdiği için büyür. Ve insan, eksik hissettiği yerde değer aramaya başlar. Oysa değer, kaçan bir şey değildir; doğru yerde durmayı bilenlere kendiliğinden gelir.

 

Gidenlerin arkasından koşmak, çoğu zaman sevginin değil, alışkanlığın ürünüdür. İnsan tanıdık acılara tutunur; çünkü bilinmeyen bir huzurdan daha güvenli gelir. Gitmeyi seçen biri, aslında çok önceden uzaklaşmıştır. Sözler kalmış, görüntü kalmış, anılar kalmıştır ama niyet çoktan çekip gitmiştir. Buna rağmen koşarız. Çünkü kabul etmekten daha kolaydır kovalamak. Kabul, insanı kendisiyle yüzleştirir. Asıl zor olan şudur: Gitmeyi seçen birinin ardından durabilmek. Gitmek senin tercihindiyse, kalmak benim tercihim olmayacak” diyebilmektir bu. Herkese açık duran bir kalbin, kendine kapalı kalması ne büyük çelişkidir. İnsan bazen başkalarına gösterdiği anlayışın onda birini bile kendine göstermez. Oysa kalbin de bir sınırı, sabrın da bir onuru vardır. Gelen insanlar bu yüzden kıymetlidir. Çünkü gelen, sadece fiziksel olarak orada olan değildir. Gelen; yüküyle gelen, sorumluluğuyla gelen, seni hayatının arka planına değil, merkezine koyarak gelen kişidir. Seni yalnızca iyi hâlinle değil, dağınık taraflarınla da kabul edendir. Onların yanında kendini sürekli toparlamak zorunda kalmazsın. Eksik cümlelerin tamamlanmayı beklemez; çünkü kimse senden kusursuz bir hâl talep etmez. Seni değerli hissettiren insanlar, bunu büyük sözlerle yapmaz. Küçük ama net davranışlarla yapar. Öncelik olmak, yüksek sesle ilan edilmez; tercih edildiğini hissettiren o sessiz kesinlikte saklıdır. Birinin seni gerçekten önüne koyduğunu, seni kaybetme ihtimalini ciddiye almasından anlarsın. Umursamak budur: geçici heveslerle değil, kalıcı bir dikkatle yaklaşmak. Gidenlerin ardından koşmayı bırakmak, yalnız kalmayı göze almaktır. Bu yüzden zordur. İnsan, yanlış biriyle olmaktansa doğru biri gelene kadar beklemeyi kolay kolay seçmez. Çünkü beklemek, sabır ister; sabır da kendinle baş başa kalmayı. Ama tam da bu noktada insan olgunlaşır. Kendisini oyalayan kalabalıklardan çekilip, gerçek bağların neye benzediğini öğrenir. Bir noktadan sonra fark edersin: Sen koştukça uzaklaşan herkes, sen durduğunda zaten gitmeye hazırmış. Ve sen durduğunda, aslında kaybetmezsin; sadece gerçekleri görürsün. Gelenler, sen kendini geri çektiğinde eksilmez. Aksine, seninle aynı yerde durabilenler netleşir.

 

Hayat, peşinden sürüklendiklerinin değil; seni olduğun yerde bulup kalanların toplamıdır. Gidenlerin ardından koşmayı bıraktığında, kendinle aynı yöne bakan insanlara alan açarsın. Ve o zaman anlarsın: Değer, vazgeçilmez olmak için verilen bir mücadele değil; vazgeçilmekten korkmadan durabilme hâlidir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *