HAYATI AKIŞINA BIRAKMAK
İnsan, yaşamı boyunca görünmez bir direksiyonun başında oturduğunu sanır. Her dönüşü kendi ayarladığını, her durakta kendi karar verdiğini düşünür. Oysa yol, çoğu zaman insanın niyetlerinden bağımsız ilerler. Ne kadar dikkatli olunursa olunsun, bazı virajlar hazırlıksız yakalar. İşte insan tam da bu noktada yanılır; çünkü hayatın, kontrol edilmek için değil, hissedilmek için var olduğunu unutur.
Hayatı akışına bırakmak, sorumluluklardan kaçmak değildir. Bu, her şeyi yüklenmeye çalışmaktan vazgeçmektir. İnsan, taşıyamayacağı kadar çok anlam, beklenti ve ihtimali omuzlarına aldığında içten içe tükenir. Olması gerekenler için sürekli çabalarken, olanların değerini fark edemez. Oysa yaşam, ancak fark edildiğinde anlam kazanır. İnsan çoğu kez gecikeni bir eksiklik, gerçekleşmeyeni bir başarısızlık olarak görür. Oysa bazı gecikmeler, ruhun hazırlanma süresidir. Bazı gerçekleşmeyenler, insanı yanlış bir yoldan koruyan sessiz uyarılardır. Her kapının açılmaması bir kayıp değildir; bazı kapılar, açılmadığı için insanı kendinde tutar. Zorla sürdürülen bağlar ağırlaşır. Sürekli ayakta tutulmaya çalışılan ilişkiler, zamanla insanın iç dünyasında derin çatlaklar oluşturur. Çünkü samimiyet, baskıyla var olamaz. Kalmak isteyen kalır, gitmek isteyen ise en güçlü bağların arasından bile yol bulur. Hayatı akışına bırakmak, bu gerçeği kabullenme cesaretidir. İnsan kabullendikçe sadeleşir. Fazla beklentiler yavaş yavaş silinir. Sürekli “olmalı” diye başlayan cümleler yerini “olursa”ya bırakır. Bu değişim, insanın hayattan koptuğu anlamına gelmez; aksine, hayata daha yakından bakmaya başladığını gösterir. Çünkü artık yaşamla bir güç mücadelesi yoktur. Akışına bırakılan bir hayat, insana sabrı öğretir. Her şeyin aynı anda ve hemen gerçekleşmeyeceğini kabul etmek, iç dünyada derin bir denge kurar. İnsan, beklemeyi öğrendiğinde aceleciliğin yorgunluğundan kurtulur. Beklemek, boşluk değildir; doğru zamanın sessiz hazırlığıdır.
Hayatı akışına bırakmak, insanın kendine güvenmesidir. “Her şeyi ben yapmalıyım” düşüncesinden sıyrılıp, “Her şey benim çabamla var olmak zorunda değil” diyebilmektir. Bu farkındalık, insanı güçsüzleştirmez; tam tersine, daha sağlam bir yere yerleştirir. Ve insan bir gün şunu anlar: Zorladığı her şey eksiltmiş, bıraktığı her şey hafifletmiştir. Hayat, en net hâliyle insan onu sıkıştırmadığında görünür olmuştur. İşte o an, yaşam nihayet konuşmaya başlar. İnsan da ilk kez gerçekten dinlemeyi öğrenir.