Konya
Parçalı az bulutlu
-5°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2870 %0.06
50,6879 %0.53
6.574,62 % 1,20
Ara

İNKARIN GÜRÜLTÜSÜ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan, bir başkasını incittiğinde ortalık çoğu zaman beklenmedik bir şekilde kalabalıklaşır. Oysa kırılan şey sessizdir; bir bakışın yarım kalışı, bir cümlenin yanlış yerde durması, hissedilip söylenemeyen bir duygu… Ama tam da bu sessizliğin üstüne, inkârın gürültüsü çöker. Kelimeler yükselir, ton sertleşir, gerekçeler art arda dizilir. Çünkü susmak tehlikelidir; susmak, insanı kendi hatasıyla baş başa bırakır.

 

İnkâr, yalnızca gerçeği reddetmek değildir. İnkâr, sorumluluktan kaçmanın en süslü hâlidir. İnsan kendini savundukça, karşısındakinin hisleri geri plana itilir. Mesele artık neyin kırıldığı değil, kimin haklı olduğudur. Böylece duygular, mantık cümlelerinin arasında ezilir. Anlatılan çoktur, anlaşılan yoktur. Gürültü vardır ama temas yoktur. Bazı insanlar, yanıldığını kabul etmeyi bir kayıp sanır. Sanki o cümle dudaklardan döküldüğü an değerlerinden bir parça eksilecekmiş gibi davranır. Bu yüzden savunur, açıklar, geçmişi didikler, karşı tarafın eksiklerini tek tek sıralar. O an fark etmez ama aslında yaptığı şey, kırdığı yerin üstüne daha ağır bir yük koymaktır. Çünkü incinen bir kalp, açıklama istemez; görülmek ister. İnkârın en acı tarafı, karşısındakini yavaş yavaş susturmasıdır. İnsan ilk başta anlatır, sonra anlatmaya çalışır, en sonunda anlatmaktan vazgeçer. Her kelimenin savunmayla karşılandığı yerde, duygu kendini güvende hissetmez. Suskunluk başlar. Ama bu suskunluk bir kabulleniş değildir; içten içe büyüyen bir kopuştur. İnsan, anlaşılamayacağını fark ettiği yerde geri çekilir. Bu gürültü, ilişkilerin içine sinsice yerleşir. Başta küçük çatlaklar gibi görünür. Bunu da mı büyüttün?” denir, Yanlış anladın” denir, Ben öyle demek istemedim” denir. Zaman geçtikçe bu cümleler çoğalır. Ve her seferinde, asıl mesele biraz daha ötelenir. İlişki ayakta duruyor sanılır ama aslında içten içe aşınır. Çünkü güven, inkârla aynı yerde yaşayamaz. İnsan, kendini sürekli savunmak zorunda bırakıldığı bir bağda açık kalamaz. Açıklık, karşılık ister. Dinlenmek, anlaşılmak, ciddiye alınmak ister. Bunlar yoksa kalp kendini korumaya alır. Mesafe koyar, duvar örer, beklentilerini sessizce geri çeker. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür; ama içeride çok şey çoktan bitmiştir. Oysa bir hatayı kabul etmek, insanı küçültmez. Aksine, onu derinleştirir. Sorumluluk almak, yük değil, hafifliktir. Çünkü inkâr edilen her şey insanın içinde birikir. Kabul edilenler ise yer açar. Ama bunu göremeyenler, haklı olmayı seçer. Haklı çıktıkça rahatladığını sanır ama aslında yalnızlığını büyütür. Çünkü kimse, duygularını yok sayan bir doğruluğun içinde uzun süre kalamaz. İnkârın gürültüsü, en çok da insanın kendisini kandırdığı yerde yükselir. Ben elimden geleni yaptım” denir, Daha ne yapabilirdim?” denir. Ama asıl yapılması gereken şey hiç yapılmamıştır: Durup bakmak. Kırılan yeri görmek. Payına düşeni almak. Bunlar cesaret ister. Ve cesaret, herkesin taşıyabildiği bir şey değildir. Zamanla insan şunu öğrenir: Her açıklama masum değildir. Her savunma gerçeği temsil etmez. Bazı kelimeler, yalnızca kaçmak içindir. Ve bazı suskunluklar, söylenemeyenlerin değil, artık söylenmek istenmeyenlerin sonucudur. İlişkiler de tam burada çözülür; bağırarak değil, yavaş yavaş.

 

Geriye dönüp bakıldığında, ne uzun savunmalar hatırlanır ne de haklı çıkılan tartışmalar. Hatırlanan tek şey, zamanında duyulmayan bir histir. Görülmeyen bir kırgınlık. Üstü örtülen bir gerçek. Ve insan, en çok da bunu fark ettiğinde yorulur: Gürültü hiç bitmemiştir ama bağ çoktan kopmuştur. İşte inkârın gürültüsü budur. Dışarıdan güçlü, içeriden yıpratıcı. Susturduğu şey karşısındaki değil, en sonunda insanın kendi vicdanıdır.

Yorumlar
Z
Ziyaretçi 2 hafta önce
Çok güzel ve manalı. Maddiyatın duyguların önüne geçtiği dünyamızda ikili ilişkilerimizdeki yaşanan haksızlıkları ne güzel anlatmışsınız. Tşk ederiz
BEĞENME
0
CEVAPLA