YENİ DÜNYA DÜZENİNDE ASIL GÜÇ: PETROL MÜ, GIDA MI?
Uzun yıllar boyunca dünyada gücün ölçüsü petrol oldu.
Petrol rezervlerine sahip ülkeler zenginleşti, enerji yollarını kontrol eden devletler küresel siyasetin yönünü belirledi.
Ancak son yıllarda dünya farklı bir gerçekle yüzleşmeye başladı:
Petrolsüz bir hayat zor olabilir, fakat gıdasız bir hayat mümkün değildir.
Bu nedenle artık küresel güç dengeleri yalnızca enerji kaynaklarıyla değil, toprağın verimliliği ve gıda üretme kapasitesiyle de değerlendiriliyor.
Son günlerde Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler bu gerçeği bir kez daha hatırlatıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasında başlayan savaş ve artan askeri gerilim sadece enerji piyasalarını değil, küresel gıda ticaretini de yakından ilgilendiriyor.
Çünkü dünya ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı yalnızca petrol tankerlerinin değil, aynı zamanda önemli miktarda gıda taşımacılığının da geçtiği bir hat durumunda.
Körfez ülkelerinin kırılgan gerçeği;
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman gıda ihtiyaçlarının büyük bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor.
Bazı ülkelerde bu oran yüzde 80–90 seviyelerine kadar çıkıyor.
Tahıl, pirinç, yağlı tohumlar, et ve sebze-meyvenin önemli kısmı deniz yoluyla bölgeye ulaşıyor.
Bu nedenle deniz ticaretinde yaşanabilecek en küçük aksama bile gıda tedarik zincirini doğrudan etkileyebiliyor.
Son günlerde Körfez ülkelerinde “gıda stokları azalıyor” şeklinde ortaya çıkan haberlerin arkasında da bu hassasiyet yatıyor.
Aslında bölgede şu anda bir kıtlık söz konusu değil. Ancak jeopolitik gerilimler;
Bazı limanlarda geçici aksamalara,
Deniz taşımacılığı sigorta maliyetlerinin artmasına,
Halkın kısa süreli panik alışverişlerine
Neden olarak piyasalarda tedirginlik oluşturmuş durumda.
2008 küresel gıda krizinden sonra Körfez ülkeleri önemli dersler aldı ve çoğu ülkede 4–6 aylık stratejik gıda rezervleri oluşturulduğu bilinmektedir.
Buna rağmen temel gerçek değişmiş değil. Bölge gıdada dışa bağımlı.
Gıdanın stratejik gücü
Son yıllarda yaşanan küresel krizler gıdanın ne kadar hayati bir stratejik güç olduğunu açık biçimde ortaya koydu.
COVID-19 salgını sırasında lojistik zincirleri kırıldı.
Rusya-Ukrayna savaşı küresel tahıl piyasasını sarstı.
Birçok ülke gıda ihracatını sınırlandırdı.
O gün dünya şunu çok net gördü:
Silahlar sınırları koruyabilir,
Ama gıda toplumları ayakta tutar.
Bir ülke telefonsuz yaşayabilir, lüks tüketimden vazgeçebilir.
Fakat üretim yapan çiftçi olmadan, gıda olmadan hayatın sürmesi mümkün değildir.
Savaşlar, doğal afetler, kuraklık, don, sel ya da deprem gibi kriz anlarında insanların ilk düşündüğü şey yine gıdadır. Bu nedenle savunma sanayinden söz ederken gıda güvenliğini de aynı ciddiyetle ele almak gerekir.
Geleceğin en stratejik ürünleri büyük ihtimalle şu dörtlü olacaktır:
Su, buğday, et ve süt.
Bu kaynaklara sahip olan ülkeler ayakta kalacak; sahip olmayanlar ise ciddi krizlerle karşı karşıya kalacaktır.
Bugün ne kadar teknoloji gelişirse gelişsin, en modern fabrikalarda bile bir buğday tanesi üretmek mümkün değildir.
Toprağın, suyun ve çiftçinin yerini alacak bir teknoloji henüz icat edilmemiştir, edilmesi de imkansızdır.
Tarımın küresel aktörleri
Dünya gıda ticaretine baktığımızda bazı ülkelerin bu gerçeği çok erken fark ettiğini görüyoruz.
Amerika Birleşik Devletleri geniş tarım arazileri ve ileri teknolojisi sayesinde mısır, soya ve buğday üretiminde küresel piyasayı yönlendiren ülkelerden biridir.
Brezilya son yıllarda gerçekleştirdiği büyük tarımsal atılımla soya fasulyesi, şeker, kahve ve et üretiminde dünyanın en güçlü ihracatçılarından biri haline gelmiştir.
Yüzölçümü küçük olmasına rağmen ileri teknoloji ile tarımda büyük başarı yakalayan Hollanda ise bilginin ve teknolojinin doğru kullanıldığında nasıl büyük bir güç oluşturabileceğini gösteren en dikkat çekici örneklerden biridir.
Kanada ve Avustralya da tahıl üretiminde dünya gıda arzının önemli aktörleri arasında yer almaktadır.
Türkiye için büyük fırsat
İşte tam bu noktada Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat bulunmaktadır.
Türkiye; iklim çeşitliliği, verimli toprakları ve güçlü üretim kültürü sayesinde birçok tarım ürününde dünyada lider veya ilk sıralarda yer almaktadır.
Dünya üretiminde birincisi olduğumuz bazı ürünler şunlardır:
Fındık (dünya üretiminin yaklaşık %65–70’i)
Kiraz
İncir (taze ve kuru)
Kayısı
Ayva
Ayrıca birçok üründe de dünya sıralamasında üst basamaklarda bulunuyoruz:
Türkiye bugün
30’dan fazla üründe ise ilk 10 içinde yer almaktadır.
Bu tablo Türkiye’nin gıda üretiminde aslında büyük bir stratejik güç olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Üstelik Türkiye, Körfez ülkeleri için coğrafi olarak en yakın ve en hızlı tedarik merkezlerinden biridir. Türkiye’den Körfez’e gönderilen gıda ürünleri çoğu zaman 3–7 gün içinde ulaşabilmektedir.
Bu nedenle son yıllarda Körfez ülkeleri;
Türkiye’de
Uzun vadeli tedarik anlaşmaları yapma
Gibi adımlara yönelmektedirler.
Yeni dünyanın gerçeği
Dünya bugün yeni bir stratejik denklemin eşiğinde bulunuyor.
Petrol hâlâ önemli bir güç kaynağıdır.
Ancak artık gıda en az petrol kadar, hatta bazı durumlarda ondan daha stratejik bir değer haline gelmiştir.
Çünkü petrol ekonomiyi çalıştırır,
Ama gıda hayatı sürdürür.
Toprağını koruyan, üretimini artıran ve gıda güvenliğini sağlayan ülkeler geleceğin güçlü devletleri olacaktır.