ULUSAL SU KURULU ÇALIŞMALARI
Resmi Gazetede 29.11.2023 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Ulusal, Havza ve İl düzeyinde su kurulları teşkil edilmiştir. Kararname ile daha önceki Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu dönüştürülerek Ulusal Su Kurulu haline getirilmiştir.
Türkiye'nin su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimine ilişkin temel politikaları belirleyen en üst düzey platform olarak görev yapmak üzere oluşturulan Ulusal Su Kurulunda; Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye, İçişleri, Kültür ve Turizm, Milli Eğitim, Sağlık, Sanayi ve Teknoloji, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlıklarının Bakan yardımcıları ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı kurul üyesi olarak görev yapmaktadır.
Yerelde de 25 havzada Havza kurulları, 81 vilayette de il su kuruları oluşturulmuş. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun, En üst düzey su kurulunda; Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlıklarının ilgili birimleri dışında bu kurullarda su ve ülkenin susuzluk, kuraklık sorunu ile doğrudan ilgili bir üst düzey yetkili var mı? İlgili sivil toplum örgütleri, sulama birlikleri, meslek odaları temsilcileri var mı? Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve DSİ su yönetimi ile doğrudan ilgililer. Zaten onlarda sağ olsunlar sürekli strateji üretmekte, plan ve proje hazırlayarak kendilerine iş çıkarmakta ustalar. Allah var hakkını da veriyorlar.
Neden böyle söylüyorum. Zamanında bu tür toplantı, kurul ve komisyon çalışmalarına, plan ve proje uygulamalarına katılmış bir idareci, bir mühendis, bir uzman olarak üzüldüğümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Yıllarca söz konusu toplantılarda o kadar önemli kararlar alındı, pek çok koruma kullanma plan ve projeleri yapıldı. Bazılarına gerek resmi gerekse gönüllü görevim nedeniyle ben de katıldım, katkı sağladım. Herkesin iyi niyetine şahit oldum. Ama iyi niyetli olmak yetmiyor. Geline nokta açık: ülkemizde sulak alanların kuruması ve kuraklık sorunu devam ediyor. İklim değişikliğini günah keçisi olarak göstermekte fayda etmiyor. Sorun belli, çözüm belli.
Geçen hafta Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim YUMAKLI Başkanlığında yapılan Ulusal Su Kurulunun önemli kararlarından birinin de kuruyan göllere yönelik eylem planları olmuş. Sayın Bakan’a göre: “İklim değişikliğinin en görünür etkilerinden birinin göllerin kuruması, özellikle buharlaşma nedeniyle ciddi su kayıpları yaşandığını Eğirdir Gölü’nde buharlaşma kaybının yüzde 79, Burdur Gölü’nde ise yüzde 78 seviyesine ulaştığını” açıklamış ve her göl için “hidrolojik ve ekolojik özelliklerin dikkate alındığını ve risklere göre özel tedbirlerin belirlendiğini, eylem planlarının hızlı şekilde hayata geçirilmesinin büyük önem taşıdığını “söylemiş. İnşallah hayata geçer.
Bu arada sulak alanların kayıplarının nedeni sadece buharlaşma faktörü değildir. Son yıllarda yaşanan yeterli yağış alamama, aşırı su çekilmesi, kuraklık, plansız kentleşme ve artan nüfus baskısıyla birlikte Burdur ve Eğirdir Gölleri yanı sıra, Ereğli Akgöl, Beyşehir Gölü, Akşehir Gölü, Eber Gölü ve ülkemizin pek çok sulak alanında da durum farklı değil, su kaynakları hızla tükeniyor ve sulak alanlarımız yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Hâlbuki sulak alanlar ülkenin can damarlarıdır. Bu bilinçle hareket etmeliyiz.
Diğer taraftan, hepimizin ortak geleceğini yakından ilgilendiren çevre sorunlarının başında gelen su ve sulak alanların durumuyla ilgili son 30-40 yılda hemen hemen tüm sulak alanlar için sayısız plan proje koruma planları yapıldı. Su Şurasından Su verimliliği kampanyasına, Havza Koruma planlarından Sulak alan yönetim planlarına kadar geçmişte yapılan bütün plan ve projeler ilgili birimlerin arşivlerinde mutlaka vardır. Onlara bir bakılsın ne eksik, ne fazla görülsün. Sonra da yeniden plan ve proje yapmak yerine Sayın Bakanın söylediği gibi eylem planları hızla hayata geçirilmelidir. Artık vakit laf değil iş üretme, plan yapma değil, harekete geçme zamanıdır.
Kusura bakmayın dost acı söyler. Kalın sağlıcakla.