Konya
Parçalı bulutlu
2°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,3725 %0.25
51,3279 %0.73
6.945,51 % 1,57
Ara

KALEMİNİZİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİDİN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yazar olmak, kelimeleri biçimlendirme becerisidir; farkındalık yaratmak ise o kelimelerin insanın vicdanına ve düşüncesine dokunabilme gücüdür. Her yazar bir metin oluşturabilir, fakat her metin farkındalık oluşturmaz. Farkındalık yaratan yazar yalnızca anlatmaz; düşündürür, sarsar, insanı kendi iç sesiyle yüzleştirir ve hareket ettirir.

Birçok kişi birkaç satır yazdığında yazar olduğunu sanır. Oysa yazarlığın asıl noktası, zihinde biriken kelimeleri anlamlı cümlelere dönüştürüp insanları bilgilendirmek, düşündürmek ve yönlendirebilmektir. İnsan, amacından şaştığında rotasını kaybeden bir kaptana benzer; fakat çoğu kez hatalarından ders çıkarmak yerine bilinçsizliğin kucağında yaşamayı seçer. İşte yazının görevi burada başlar: insanın uyanmasına, davranışını gözden geçirmesine, vicdanını harekete geçirmesine vesile olmaktır.

Peki sadece sayfaları doldurmak için yazmak neye yarar? Kalem, eğer insanın zihninde bir ışık yakmıyorsa, kelimeler kâğıt üzerinde solan gölgelere dönüşür. Yazmak, “ben de yazıyorum” diyebilmek için yapılmaz; asıl amaç, yazılan her kelimenin birine dokunması, bir fark uyandırmasıdır. İşte o zaman insan, kalemiyle insanlık adına anlamlı bir iş yaptığını hisseder ve bu his, daha iyi yazmaya teşvik eder.

Eğer yazdıklarımız yalnızca vakit geçirmekten ibaretse, hem kendimize hem de bizden umut bekleyenlere güven kaybettiririz. Hayatın karanlıklarını aydınlatmak istiyorsak, ışığın peşine düşmeliyiz. Aksi hâlde “boş işler müdürü” olarak anılır, yaptıklarımızın anlamı kaybolur. Yazının gördüğü etki, samimiyetle yazılan cümlelerle ölçülür; niyet, ifade ve sorumluluk bir araya gelmedikçe etkiden söz edilemez.

Yapmamız gereken, adımız anılsın diye değil, insanlığa bir faydamız dokunsun diye yazmaktır. Baharı yaz uğruna tüketirsek, üzerinde nefes aldığımız dünyanın güzellikleri de tükenir. Yazdığım her kelime, yaşadığım dünyayı gözlemleyerek satırlara döktüğüm bir gerçeğin ifadesidir. Çünkü insan kaderini cehaletin kirli ellerine bırakırsa, elindeki güzellikleri kaybederken sadece seyirci kalır; oysa kalemle söylenenler, bazen bir yaşamı, bazen bir umudu kurtarır.

Belki kimileri, “Bu adam ne anlatıyor, bizi boş cümlelerle oyalıyor” diyecek. Oysa bu kelimelerin hiçbiri manasız değildir. Aksine, manasızlıkları sonlandırmak için verilen emeğin ürünüdür. Çocukken bazı arkadaşlar, “Yazıyoruz ama ne değişiyor?” derdi. Sonradan anladım ki hiçbir şey boşuna yazılmıyor. Kalem, hayatımda farklılıklar yarattı; lise yıllarımda çıktığım yolculuk, beni düşünmeye, sorgulamaya ve başkalarını dinlemeye yöneltti.

Bu yol, “hadi yazayım” diyerek başlanan bir heves değildir; disiplin ister, okumayı, gözlemlemeyi ve sabrı gerekli kılar. Okumadan yazarlık iddiasında bulunmak, boş bir tenekenin gürültüsünden öteye geçmez. Gerçek yazar, insanı yazdıklarıyla etkilemeden önce kendisini tanır; kendi iç erdemiyle hesaplaşır ve ardından kelimelerini başkalarının ruhuna dokunacak biçimde düzenler.

Yazarlık, insanı bilinçsizliğin esaretinden kurtaran bir sanattır. Yazı, insanları düşündürmeye, sorgulamaya ve farkındalığa sevk eden bir dildir. Yazar ise bu dili kullanarak çevresine bilgi, empati ve umut aşılayan kişidir. Bu yüzden yazının kişisel gelişime katkısı asla küçümsenmemelidir; çünkü iyi yazı, önce yazarı, sonra okuru dönüştürür.

Bazı yazılar insanın yüz ifadesini, duygusunu, gözlerinden süzülen bir damla yaşın anlamını anlatır. O damla hem hüznü hem sevinci taşır; hayatın yok edilemez gerçeğidir. Yazar da bu duygulara aracılık eden kişidir. Duyguların ortaya çıkabilmesi için önce içimizdeki duvarları yıkmalı, bastırdığımız iç sesi özgür bırakmalıyız.

Her yazar kaleminin sesini duyururken vicdanını da satırlara katmalıdır. İnce eleyip sık dokunmadan yazılan her kelime, telafisi zor hatalara dönüşebilir. Bu yüzden her satırda bizi nelerin beklediğini bilmeli; kelimelerimizin karanlığa değil, aydınlığa hizmet ettiğinden emin olmalıyız. Unutmayalım ki bir tek yanlış, yılların emeğiyle kurduğumuz farkındalığı gölgeleyebilir. Kaleminin vicdanı olmayan bir yazar, okurunun kalbinde saygı kazanamaz; çünkü kalemine hâkim olmayan, kelimelerine de yön veremez.

Yazarlık, yalnızca kendini ifade etmek değil, ardında kalanlara miras bırakmaktır. Her bir cümle, bir sonraki kuşağın ufkunu genişletebilir; her doğru seçilmiş kelime, bir yaşamın yönünü değiştirebilir. Bu sorumluluğu omuzlayan yazar, kendi konfor alanını terk ederek toplumun vicdanını canlı tutar. Öyleyse kalemimizi titizlikle kullanalım; yazdıklarımızla karanlığı dağıtalım, umudu çoğaltalım ve başkalarının yollarını aydınlatacak sözler söyleyelim. Unutmayalım; gerçek etki sürekliliktedir. Sabır, dürüstlük ve cesaretle kalemimiz kalıcı izler bırakır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *