Konya
Açık
-5°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2876 %0.03
50,5729 %0.25
6.539,71 % 0,67
Ara

KENDİNİ KAYBETME KORKUSU

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan kalbinin en ince yerinde duran o kırılgan duygu vardır: kaybetme korkusu. Birini, bir hatırayı, bir yakınlığı yitirme ihtimali insanın içine ince bir sızı gibi işler. Fakat tüm bu korkuların ardında, çok daha derin ve çoğu zaman fark edilmeyen başka bir korku saklanır: Kendi iç ışığını kaybetme korkusu. İnsanı en çok yaralayan, bir başkasının gitmesi değil, kendinden uzaklaşmasıdır. Çünkü kişi, dünyadaki her şeyden kaçabilir; ama kendi içinden uzaklaştığında, nereye giderse gitsin bir eksiklik onu takip eder.

 

Hayatta çoğu insan, sevdiği ilişkileri korumak için kendini geri plana atar. Kelimelerini törpüler, duygularını saklar, iç dünyasını dar bir kutuya hapseder. Sırf bir şey bozulmasın diye. Sırf biri gitmesin, biri kırılmasın, biri uzaklaşmasın diye. İşte tam da burada başlar insanın kendinden kopuşu. Kendini feda etmek fedakârlık gibi görünür; oysa en sessiz karşılığı, kişinin kendi iç sesini susturmasıdır. Bir duyguyu zorla dizginlemeye çalıştıkça o duygu güçlenir. Bir gidişi durdurmaya çabaladıkça o gidiş ağırlaşır. Bir bağa sıkı sıkıya tutundukça, bazen o bağ insanın boynuna dolanır. Ve insan fark etmeden, kurtarmaya çalıştığı şeyin içinde kendi varlığını kaybetmeye başlar. Kendini kaybetmek, yüksek sesli bir çığlıkla olmaz. Daha sessizdir, daha usul… Sabah uyandığında içinin hafifçe eksildiğini hissetmek gibi. Aynaya bakarken gözlerinde bir zamanlar parlayan ışığın sönükleşmesi gibi. Bir dostun, “İyi misin?” sorusuna otomatik bir Evet” cevabı verip aslında içindeki kargaşayı bile tanımadığın bir an gibi. Bu sessizlikte insan, kendini kaybettiğini bile anlamaz. Çünkü kopuş içten başlar; dışarıda hiçbir şey değişmemiş gibi görünürken içeride koca bir dünyanın duvarları çatırdar. Ama kendini kaybetmekten korkmak… Bu bambaşka bir hikâyedir. Bu korku, insanın kendine duyduğu saygının en derin hâlidir. Kendi duygularını önemsemesinin, kendi iç benliğini korumasının, kendi sınırlarını sahiplenmesinin işaretidir. Bu korku, Bana iyi gelmeyeni taşıyamam” diyebilme cesaretidir. İç sesinin fısıltılarına kulak verip, Burada tükeniyorum” diyebilmektir. Bu korku, insanın kendine sarılış biçimidir aslında. Kontrol etmeye çalıştığımız her şey bizi zincirler. Birini kaybetmemek için kontrol etmeye çalıştığında, aslında o kaybetme ihtimali tarafından yönetilmeye başlarsın. Ne kadar sıkı tutarsan, avuçlarında o kadar acı hissettirir. Çünkü bir şeyi zorlarsan, o şey sana direnmeye başlar. İlişkiler de böyledir, duygular da, hayatın akışı da… Bir şeyi kontrol etmeye çalıştıkça, zamanla onun içinde kaybolursun. Oysa özgürlük, bırakabilmekte saklıdır; akışa güvenebilmekte, kendin olma cesaretini gösterebilmekte. Kendini korumak, kimseye sırt çevirmek değildir. Kendi iç bütünlüğünü ayakta tutabilmek, ilişkileri daha gerçek kılar. Kendi duygularınla dürüst olmak, bağları daha güçlü yapar. Çünkü insan, önce kendiyle barıştığında çevresindeki dünyaya daha sahici bir ışıkla dokunur. Kendini ihmal ederek sürdürülen hiçbir ilişki uzun vadede sağlıklı kalmaz. Bir başkasını sevmek, önce kendini unutarak değil; kendi varlığını sahiplenerek mümkündür. Ve insan bir gün fark eder: Dünyada kaybedilecek çok şey vardır, evet. İnsanlar gider, anılar silinir, yollar değişir. Ama kendini kaybettiğinde, bütün bu kayıplar çok daha ağır gelir. Çünkü insan kendi merkezinde duramadığında, hayatın fırtınası onu savurur. Oysa kendine tutunan biri, kaybettiği her şeyin ardından yeniden doğabilir. Kendi iç ışığını koruyan biri, hiçbir karanlıkta tamamen kaybolmaz. Kendini Kaybetme Korkusu, bu yüzden en değerli uyarıdır. Bir şeyleri yitirmekten değil; kendi iç sesinin susmasından, kendi varlığının gölgede kalmasından, kendi sınırlarının silikleşmesinden kork. Çünkü dünya değişir, insanlar gelir ve gider; ama kendi içindeki sen (o en derin, en gerçek yan )kaybolduğunda her şey anlamını yitirir.

 

Kendine sahip çıktığında ise kayıplar seni yıkmaz, dönüştürür. Kopan bağların ardından yeniden yürür, gidenlerin ardından kendini bulur, kalbinin içinde saklı olan o sessiz gücü keşfedersin. Ve bir gün dönüp baktığında şunu fark edersin: Kaybetmekten korktuğun ne varsa geçiciydi; ama kendini kaybetmeme çaban, ömrün boyunca sana ışık oldu.

Yorumlar
Z
Ziyaretçi 1 ay önce
Emeğine sağlık Melekciğim
BEĞENME
0
CEVAPLA