BAĞIŞIKLIĞINIZ REKLAMLARA EMANET OLMASIN
Kış kapıya dayanınca yalnızca paltolar dolaptan çıkmıyor; vitaminler, mineraller ve “bağışıklık destekleri” de alışveriş listelerine giriyor. Bir ekranda C vitamini, diğerinde kara mürver, bir başkasında “en güçlü” karışım… Hepsini dinlersek mutfak tezgâhında kahvaltıya yer kalmayacak!
Peki gerçekten neye ihtiyacımız var? Hangi takviye, hangi marka, ne kadar süre? Bu soruların cevabı, reklamın sesinde değil; kişinin yaşında, beslenmesinde, hastalıklarında ve kullandığı ilaçlarda saklı.
Önce sık tekrarlanan bir ifadeyi düzeltelim: Bağışıklık sistemi, düğmesini çevirdikçe daha iyi çalışan bir ısıtıcı değildir. Hedefimiz onun normal ve dengeli çalışmasını desteklemektir. Bir vitaminin eksikliğini gidermek yararlı olabilir; eksikliği olmayan kişiye daha fazlasını vermek ise otomatik olarak daha fazla korunma sağlamaz.
C vitamini bunun tanıdık örneğidir. Normal bağışıklık işlevi için gereklidir; fakat toplumun genelinde düzenli takviye kullanımı soğuk algınlığına yakalanmayı belirgin biçimde azaltmaz. Hastalığın süresini bir miktar kısaltabilir. Üstelik nezle başladıktan sonra yüksek dozlara yönelmenin tutarlı bir yararı gösterilmemiştir. “Suda çözünür, fazlası atılır” düşüncesi de sınırsız kullanım izni değildir: Yüksek dozlar ishal ve karın ağrısı yapabilir; özellikle böbrek hastalığı veya bazı taş oluşumu riskleri bulunanlarda dikkat gerekir.
D vitamininde de benzer bir ölçülülük gerekir. Eksikliğin giderilmesi önemlidir; ancak kış geldi diye herkesin kendi kendine yüksek doz kullanması doğru değildir. İhtiyaç ve gerekirse tetkik, kişisel risklere göre değerlendirilir. D vitamini yağda çözünür; aşırı alımı kandaki kalsiyumu yükselterek böbreklere zarar verebilir. Ayrıca bir markanın bir damlasıyla diğerinin bir damlası aynı miktarı içermeyebilir. Şişeyi değiştirirken yalnızca damla sayısını korumak, alınan dozu değiştirebilir. [3]
Çinko ise “azı gerekliyse çoğu daha iyidir” düşüncesinin neden yanlış olduğunu gösterir. Bazı ağızdan kullanılan çinko preparatları, soğuk algınlığının başlangıcında alındığında hastalık süresini kısaltabilir; bu, her çinko ürününün aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. Uzun süre yüksek doz kullanımı bakır eksikliğine yol açabilir, hatta bağışıklık işlevini olumsuz etkileyebilir. Bazı antibiyotiklerle aynı anda alındığında da ilacın emilimini azaltabilir. Kullanım saatlerini eczacınızın değerlendirmesi bu nedenle önemlidir.
Bir de kutuların birbirinden habersiz topladığı dozlar var. Şöyle bir örnek düşünelim: Sabah multivitamin, öğlen “bağışıklık kompleksi”, akşam çinko tableti… Her birinde 15 miligram çinko bulunsa, yalnızca takviyelerden 45 miligram alınmış olur. Oysa kutuların üzerinde farklı isimler yazması, içlerindeki aynı maddenin toplamını değiştirmez. Eczacının bütün ürünlerinizi birlikte görmek istemesi işte bu yüzdendir.
“Ben bitkisel kullanıyorum” diyenler için de küçük bir hatırlatma: Doğal olmak, yan etkisiz olmak demek değildir. Ekinezya alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Kara mürver için bazı olumlu ön bulgular bulunsa da herkesin enfeksiyonlardan korunacağını söyletecek güçlü kanıt yoktur. Takviye dünyasından başka bir örnek olan ginkgo, varfarin kullanan kişilerde kanama riskini artırabilir. Bir bitkinin yararından söz ederken, kimin için risk taşıdığını da konuşmak gerekir.
Gelelim en sık sorulan soruya: “Hangi marka?” Herkese uygun tek bir marka sıralaması yapmak bilimsel bir yaklaşım değildir. Aynı markanın farklı ürünleri bile ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Günlük porsiyonda ne kadar etkin bileşen bulunduğu, içeriğin açıkça yazılması, ürünün resmî onayı, üretici veya ithalatçısının belli olması, parti numarası, son kullanma tarihi ve güvenilir tedarik zinciri seçimde yol gösterir. İthal olması ya da pahalı satılması, bir ürünün size daha uygun olduğunu göstermez.
Türkiye’de takviye edici gıdaların onay işlemleri Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülür. Ürün, Bakanlığın Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ndeki “Onaylı Takviye Edici Gıdalar Listesi” üzerinden kontrol edilebilir. Onay ürün bazındadır; bir firmanın tek ürününün onaylı olması, bütün ürünlerinin onaylı olduğu anlamına gelmez. Ayrıca bu onay, bir ilacın tedavi etkinliğini gösteren ruhsatla aynı şey değildir. Takviye edici gıdalar ilaç değildir; hastalıkları önleme veya tedavi etme amacıyla kullanılmaz.
Ürün kirliliği yalnızca içeriği belirsiz kutulardan oluşmuyor. Kanıtı belirsiz vaatler, kaynağı belli olmayan satışlar ve gerçek dışı kullanıcı yorumları da kararlarımızı bulandırıyor. Bir ürün için “Bunu kullanırsanız bu kış hasta olmazsınız” deniyorsa, o cümlenin bilimsel dayanağını sormak gerekir.
Bu nedenle eczane, takviye seçiminde doğru adrestir. Eczacınızın “Hangi ilaçları kullanıyorsunuz?”, “Başka takviyeniz var mı?”, “Böbrek hastalığınız veya alerjiniz bulunuyor mu?” diye sorması, güvenli danışmanlığın parçasıdır. Gebelikte, çocuklarda, ileri yaşta ve düzenli ilaç kullananlarda bu değerlendirme daha da önem kazanır. Bazen en doğru öneri, yeni bir kutu almak yerine mevcut ürünleri gözden geçirmek veya hekime başvurmaktır.
Kış hazırlığının temelinde yeterli ve çeşitli beslenme, düzenli uyku ve hareket bulunur. Solunum yolu enfeksiyonlarına karşı yaşa ve risk durumuna uygun aşılar, el hijyeni ve kapalı ortamların havalandırılması da korunmanın önemli parçalarıdır. Hiçbir takviyeden bunların yerini doldurmasını beklemeyelim.
Bu kış eczanenize girerken ilk sorunuz “En güçlü takviye hangisi?” olmasın. “Benim gerçekten neye ihtiyacım var?” diye sorun.
Çünkü sağlığınıza iyi gelecek seçim, en çok konuşulan ürünle değil; size uygun, bilgili bir danışmanlıkla başlar.