Konya
Açık
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,5646 %0.03
55,7516 %0.25
6.568,48 %-0.42

GÖZLEMLERİNİZİ ÖNYARGIYA TESLİM ETMEYİN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İntiba; bir insanı, olayı veya yaşanan bir durumu gözlemledikten sonra zihnimizde ve gönlümüzde oluşan izlenimdir. Ancak bu izlenim her zaman gerçeğin kendisi değildir. Gördüklerimiz, duyduklarımız ve yaptığımız değerlendirmeler doğrultusunda oluşan kişisel bir kanaattir.

İntiba konusunda yapmakta ısrar ettiğimiz en büyük hata, insan hakkında zihinlerimizde yer vermekte olduğumuz düşüncelerin olumsuz bir şekilde değerlendirilmesi ve bir hâkim misali elimizdeki kalemi idam fermanını imzalamak için bekletmemizdir.

Mahkûmiyetine karar verdiğimiz her kim olursa olsun, düşüncelerimizin getirisine ve götürüsüne bakmadan bir şahsın kafasında boşluklar yaratmasında payımızın büyüklüğü akıllardan çıkarılmamalıdır.

Kırk ölçüp bir tartmadan hüküm verirsek insanoğlunun adalet hakkında olumsuz bir intibaya kapılmasını sağlamaktan geri kalmamış oluruz. Bunun unutulmaması gereken önemli gerçekler arasında yer aldığını özellikle belirtmek gerekir.

Önyargının intiba konusunda negatifliğe sebebiyet verdiğini açıklamadan geçiştirmek, konumuzun anlatımında önemli bir eksiklik olacaktır. İnsanların önyargılarını geri planda tutmalarının kendileri açısından kayda değer bir kazanım olacağını göstermek istiyorum.

Burada iki işçiyi ele alalım. Bir iş yerine getiriliyorlar. Birisi iri cüsseli, diğeri ise olabildiğine zayıf. İlk bakışta verilen görevi yerine getiremeyecek izlenimi veren de zayıf olan kişi oluyor.

Lakin düşünülmüyor ki sessiz atın çiftesi pek olur. Cüssesinden dolayı iri olan şahsın yapabileceğine inanılan işi, zayıf görünümlü kimse, inanılması güç olsa da istenilen zamanda yerine getiriyor.

Anlatmak istediğim şudur: Bir işi verirken insanın yapısına değil, işe giriştiği andaki çalışmasına ve ortaya koyduğu gayrete bakılarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır. Ama bizim toplumumuzun gözü, ille de önyargılı bakmayı bir meziyet saydığı için geri planda tuttuğu gerçeklere açılmamaktadır.

Düşünülmesi gereken önemli bir şeyi daha bu örnekle gözler önüne serdim: Önyargılarınızı insanları değerlendirirken öne çıkarmayın. Çünkü önyargı ile oluşturulan kanaat, sizin yanlış izlenimlerinizin doğurduğu yersiz hükmün sebebidir.

Unutmayın ki önyargılı bakışlar, hayatınız boyunca herhangi bir karar vermenizde yanlışınızı fark etmenizin önüne geçebilecek en önemli faktörler arasında yer almaktadır.

Onun için kararlarınızda olumsuz etkileşimlere yol açtığı gözlemlenen önyargıyı, düşüncelerinizi etkilememesi için hayatınızdan çıkarmanız sizin açınızdan en hayırlı kazanım olacaktır.

Gereksiz izlenimlerin hayatımızda yer bulmaması için hesabımızı oldukça eksiksiz yapmalı, sağlamasını yapmadan sonuca varma tercihinde bulunulmamalıdır.

Yoksa zihinler, yelken açılmaması gereken fırtınalı denizlere dönüşecek; gemiler, dümende bulunan kaptanların rotasını kaybetmesi sebebiyle alabora olmaktan kurtulamayacaktır.

İnsanların görmek istemediği en önemli şeylerin başında, her ne olursa olsun doğrularının yanlış olarak tanımlanması ve kendilerinden emin olarak yürümekte oldukları yolun sonunda bir karanlık olduğuna inanmamak gelmektedir.

Bahsetmekte olduğum durum, yaşamımızda olduğundan fazla olumsuz eğilimlerin yer bulmasında zihinlerdeki bulanıklıkların ve yapılan gözlemlerin etkisinin oldukça büyük olduğunu göstermektedir.

Biz hayatımız boyunca yanlışlarımızı görmezden gelmekte ısrar edersek, bu durum geçirdiğimiz her anımıza eksi olarak yansıyacak ve bir kazanım elde etmemiz olabildiğince zor bir hâle gelecektir.

Sözü geçen durumların yaşanmaması için elimizden geldiğince etrafımıza kör bakmayacak, bir başkasının çizmek istediği rotada hareket etmenin doğruluğu inancına zihnimizde yer vermeyeceğiz.

Yörüngemizi başkalarının izlenimlerine göre belirlememiz hâlinde, bizim üretmekte olduğumuz yahut üreteceğimiz herhangi bir fikrin önemsenmeyeceğinin de unutulmaması lazım gelmektedir.

Onun için diyorum ki hiçbir zaman hayatımızla alakalı ya da hayata geçireceğimiz projelerimizi ilgilendiren en ufak bir detayı atlamayıp ilk önce kendi hatalarımızı gözden geçirmemiz, bizi daha ileriye götürecek bir adım olacaktır.

Bir başkasının gözlemi elbette önemlidir. Lakin yeri geldiği zaman o izlenimlerden bir tanesi bizim yok olup gitmemiz için yeterli olabilir.

Yani ilk önce bizi bizim değerlendirmemiz daha doğru olacak, sonra kendimizi başkalarının insafına bırakmanın yapılması gereken işlemler arasına gireceği fikrine zihinlerde yer verilmelidir.

Yukarıda söylediğim gibi, tek bir yanlış anlaşılma hayatımız boyunca büyük projelerde yer almamızın önüne geçebilir, hayata farklı açılardan bakmamızda büyük bir engel teşkil edebilir.

Yine toplumumuz diyerek yazımı kaleme almaya başlayacağım. Bunun nedeni, insanoğlunun gereksiz değerlendirmeler yüzünden neleri kaybettiğinin farkına varmaktan kaçınmasıdır.

Bunların başında, hayatımızda yeri olmaması gereken dedikodular ve olumsuz tercihlerde ısrarcı davranışlarda bulunmamızda etken olan küçük çaplı yanlış anlaşılmalar gelmektedir.

Sözü geçen bu lüzumsuzlukların yaşamımızda olumsuz etkileşimlere sebep olmaması için ilk önce tercihlerimizi gözden geçirmemiz, bizim büyük bir ilerleme kaydetmemizde etken bir rol oynayacaktır.

Söylemem gereken bir şey daha var ki, bu düşüncemin geçirdiğimiz her anımızda önemli bir yere sahip olduğu unutulmamalıdır. Bunu sizlerle paylaşmayı doğru buluyorum.

İnsanoğlu yaşamını her daim dedikodularla idame ettirmekte ve her anında yer vermekten vazgeçmediği boş söylevler yüzünden karşısında yer alan herhangi bir birey hakkındaki olumlu izlenimin tersine dönmesini fark etmemektedir.

Bu durum ise üretmekte olduğu projenin dipsiz bir kuyuya gömülmesinde rolünü apaçık ortaya koymakta, karşısında ondan beklentileri olanların güveninin son bulmasına neden olmaktadır.

Etrafınızda size güvenerek bir işe giren kimseler üzerinde olumlu bir intiba bırakmak istiyorsanız, ilk önce kendi özgüveninizi göstermeniz icap etmektedir.

Bir ikincisi ise size güvenerek projenize kefil olan iş insanlarının güvenini elinizde tutmak için büyük bir gayret içerisinde olmanız gerekmektedir.

Bahsetmekte olduğum olumlu intibayı bırakamadığınız takdirde, hayata geçirmeyi planladığınız hiçbir projenin olumlu sonuç almasını beklemeniz sadece bir hayalden ibaret olacaktır.

Size güvenen her kim olursa olsun, onun gözünde eksik bir izlenime yer vermemeniz sizin açınızdan daha hayırlı olacaktır. Etrafınızda yersiz düşünce üreten hiç kimsenin, zihninde yolunuza taş koymayı amaçlayan bir fikre yer vermesine fırsat tanımamalısınız.

Genellikle her duyduğunu ve her gördüğünü doğru olarak kabul eden kimseler yüzünden hayata dair gerçeklerin gün yüzüne çıkması neredeyse imkânsız bir hâl almakta, yersiz düşmanlıklar dünyamızın karanlıklar içerisine sürüklenmesine sebep olmaktadır.

Bunun en önemli sebebi, insanların cehaleti terk edememesinden kaynaklanan bir sorun olması ve okuma bilinci ile karşı karşıya bırakılmaları olarak gösterilebilir.

Fakat birçok kimse içerisinde bocalamakta olduğu cehaletin kendisine vermekte olduğu zararı görmek istememekte, ısrarla kafalarda mantıksızlığın yer etmesinde etkenliğini sürdürmektedir.

Bu izlenime nereden ulaştığımı sorar gibisiniz. Ben de bunu net bir biçimde duymaktayım. Bir şeyi duymak için illaki birilerinin yanında olmama yahut onların yanımda bulunmasına lüzum olmadığını düşünüyorum.

Bir fikri okuyabilmenin önemini kavrayabilmek büyük önem arz etmektedir. Bizim bunu insanlara anlatmak için vermekte olduğumuz uğraşların görmezden gelinmesi, benim az önceki izlenimimi net olarak karşılayan bir gerçeği gözler önüne sermektedir.

İnsanların cehaleti, hayata bakmakta oldukları bir açı olarak gözlemlediğim bir durumdur. Lakin bu açının bir an önce değiştirilmesi gerektiği inancıyla, siz değerli okurlarıma nerelerden ve nasıl baktığımı anlatan cümlelerle göstermenin gayreti içerisine girmekten çekinmiyorum.

Çünkü bir şeyi çekinerek yaparsam, benim yaptığım en başta kendi ilkelerime aykırı davranmak, sonra da insanların içerisinden çıkarılması için verdiğim uğraşları hiçe sayarak kendimi sözü geçen cehalet kuyusuna atmak olur.

Onun için en başta kendi izlenimlerimi en ufak bir hataya yer vermemek için gözden geçiriyor, sonra geriye dönüp baktığım zaman “Bir ömür boşa kürek çekmişim.” düşüncesine kapılmamak için sizlerle paylaşma yoluna giriyorum.

Bir kimsenin de “Yaptığımızla nereye varmaya çalışıyoruz, bizim peşinde koştuğumuz gereksizlikler yaşamımızın her anında ne tür kayıplara yol açıyor?” düşüncesiyle hareket ettiğini görmediğimi söylemekten çekinmiyorum.

Çekinerek hareket etmek, “Kendin çal, kendin oyna.” muhabbetine girer. Bu durum ise bir değirmen misali düşüncelerimizi öğütmemizin önemli bir göstergesidir.

Zihnimizin boş bir değirmen hâline gelmesini istemiyorsak içerisine her daim insanlar açısından farkındalıklar yaratan düşünceler yerleştirmemiz gerekmektedir.

Bunun yolunun da her zaman söylediğim gibi, söylemekten hiçbir zaman bıkmayacağım bir gerçeği yerine getirmekten, elimize bir kitap alarak günde birkaç sayfa okumaktan geçtiğini özellikle belirtmek istiyorum.

Okuma bilincinden uzaklaşmak, bizim hayata karşı izlenimlerimizi dar bir kalıba sokacak; etrafımızda bizden bir şeyler bekleyenlerin de hakkımızda yersiz gözlemler edinmesinin en önemli sebebi olacaktır.

Yanlış izlenimlerle bizden faydalı olmamızı bekleyen insanları, bilhassa öğrencilerimizi, geri dönülmesi mümkün olmayan hatalar yapmaya yönlendirdiğimiz göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir.

Lakin yine boş fikirler üretmekten vazgeçmiyor, karşımızdaki şahısları yanlışlığını görmekten kaçtığımız doğrularımızla hayata hazırlamak için uğraşlar veriyoruz.

Bilinmelidir ki hayatımız boyunca edinmekte olduğumuz her izlenim doğru değildir. Kanaatlerimizi oluştururken gözlemlerimiz sonucunda edindiğimiz izlenimleri birkaç defa süzgeçten geçirmek daha doğru olacaktır.

Eğer insanları doğrulara yönlendirmez, kendi bildiklerimizde inatçı davranmaya devam edersek bu durum hiç iç açıcı olmaz. Hem kendi yaşamımızda olumsuz eğilimlerin yer almasına hem de karşımızdakilerin bilinçlenmesinde boşlukların oluşmasına yol açmış oluruz.

Bir insan yahut bir olay hakkında kanaatiniz yüzünden yanılmak istemiyorsanız yapmanız gereken en önemli şeylerin başında, analizlerinizi doğru zamanda ve doğru yerde yapmak gelmektedir. Bu, size pişmanlık duymayacağınız yöntemler kazandıracaktır.

Düşünmeden hareket etmek her daim yanlış bir adım atmanızın öncüsü olacak, sabahı akşamdan ayıramayacak bir duruma düşürecektir. Bu durum, hayatınızın uçsuz bucaksız bir labirent hâline gelmesinde en büyük paya sahip olacaktır.

Yani demem o ki yapacağınız her bir değerlendirmeyi, en ufak bir gözlemi dahi ince eleyip sık dokumadan etrafınızdakilerin duymasına müsaade etmeyin. Yoksa yükte hafif, pahada ağır kayıplara uğramanız kaçınılmaz bir hâl alacaktır.

Düşmekte olduğumuzun gözlemlendiği bu zamanda bir arpa boyu yol alamayacağımız, olduğumuz yerde saymakta olduğumuz gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Yani bizim hayatımız boyunca yapmamız icap eden, olumsuz izlenimlere yer vermemek ve üzerinde mantık yürütmekte ısrar ettiğimiz analizlerimizle önemli bir proje üzerinde çalışmakta olan şahıs yahut şahıslar hakkında koşulsuz hüküm vermeyi engellemek olmalıdır.

İnsan zihninde esen fırtınaları durdurabilmenin başka bir yolu olmadığı apaçık bir gerçektir. Sözünü etmekte olduğum fırtınalar dinsin ki denizler, batan gemilerin enkazını kaldırmak zorunda bırakılmasın.

Ne de olsa suyun da belli bir kaldırma kuvveti var, değil mi? Onun için her ne olursa olsun insanın üzerine olduğu gibi denizin üzerine de kaldıramayacağı yükü indirmek haksızlığın daniskası olur.

Son olarak diyorum ki başkaları hakkında bir kanaat oluştururken yapmakta olduğunuz değerlendirmeleri bir değil, birkaç defa süzgeçten geçirerek ortaya çıkarın.

Yoksa insanların hem kendisine hem de karşısında destek beklediği şahıslara olan güveninin kaybına sebep olursunuz.

Bu durumların yaşanmaması açısından ilk önce hayatınızda yer verdiğiniz, insan yaşamının karanlıklarla tanışmasında etken bir rol oynadığını bildiğimiz önyargılarınızla vedalaşmanız icap etmektedir.

Eğer bahsettiğim vedalaşmayı gerçekleştirmezseniz hem kendinizi hem de sizden destek bekleyenleri hayata yanlış açılardan bakma yoluna itmiş olursunuz.

Özgüven kaybının önüne geçebilmemiz için kanaatlerin her daim olumlu yönde gelişmesi uğraşına girilmeli, zihinleri bilinçsizliklerden arındırma amaçlanarak önümüze sunulan fikirler birbirinden ayrıştırılmalı ve kanaat yoksunluğu sonlandırılmalıdır.

Unutmayalım ki intiba, hayatımızın birçok alanında bize yön gösterebilir. Fakat onu önyargının eline bıraktığımız anda, doğruyu görmek için kullanmamız gereken gözlemlerimiz bizi yanlış hükümlerin içerisine sürükleyebilir.

Bu nedenle bir insanı, bir olayı veya bir düşünceyi değerlendirirken ilk gördüğümüze ve ilk duyduğumuza teslim olmamak gerekir. Gözlem yapmalı, düşünmeli, araştırmalı ve kanaatimizi oluşturmadan önce kendi değerlendirmemizi yeniden gözden geçirmeliyiz.

Çünkü yanlış bir intiba yalnızca karşımızdaki insanı değil, bizi de yanlış bir yola sürükleyebilir. Önyargının hayatımızdaki yerini azaltmak, hem kendimize hem de çevremizdeki insanlara karşı daha adil davranabilmenin kapısını açacaktır.

İşte bu yüzden gözlemlerimizi önyargıya teslim etmemeli, kanaatlerimizi aceleyle oluşturmamalı ve insanları tek bir bakışın içerisine hapsetmemeliyiz. Zihnimizin kapılarını doğru bilgiye, okumaya ve düşünmeye açtığımız sürece, hayatımıza yön veren izlenimler de daha sağlıklı bir hâle gelecektir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız