GENÇLİĞİMİZDE EKSEN KAYMASI
Bir toplumun ikbali ve geleceği, gençliğinin temel ahlaki değerlerle ne ölçüde barışık olduğuyla doğrudan ilişkilidir. Zira gençlik, yalnızca bugünün toplumsal gerçekliği değil, yarının dünyasını şekillendirecek en önemli güçtür.
Çok uzak olmayan bir gelecekte hep birlikte göreceğiz ki genç nüfus, devletler ve milletler arasındaki rekabetin en belirleyici unsurlarından biri hâline gelecektir. Nüfusun niceliği kadar niteliği de önemlidir. Eğitimli, üretken, ahlaki sorumluluk bilinci gelişmiş ve toplumsal dayanışma kültürünü özümsemiş bir gençlik, bir ülkenin en büyük stratejik gücüdür.
Toplumun temel ahlaki değerleriyle uyumlu, empati yeteneği gelişmiş, farklı düşünceleri medeni bir üslupla ifade edebilen ve sorumluluk almaktan kaçınmayan gençlik, toplumsal gelişimin lokomotifidir. Çünkü bir ülkenin gelişmişliği yalnızca ekonomik göstergelerle, sanayi üretimiyle veya teknolojik ilerlemeyle ölçülemez. Bu gelişimin arkasında, bütün bu alanları ileriye taşıyacak insan kaynağı ve toplumsal kültür bulunur.
Günümüzde otomotivden teknolojiye, sanayiden bilimsel araştırmalara kadar pek çok alanda güçlü bir birikime sahip Avrupa ülkelerinin karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan biri de yaşlanan nüfus ve genç nüfusun azalmasıdır. Nitelikli iş gücünün sürdürülebilirliği, üretim kapasitesi ve sosyal güvenlik sistemleri, demografik değişimden doğrudan etkilenmektedir.
Ancak burada asıl mesele yalnızca genç nüfusa sahip olmak değildir. Asıl mesele, sahip olduğumuz genç nüfusu hangi değerlerle yetiştirdiğimiz, nasıl eğittiğimiz ve geleceğe ne ölçüde hazırladığımızdır.
Gençliğimizin eksen kayması, yalnızca gençlerin meselesi değildir; aileden eğitime, medyadan toplumsal ilişkilere kadar hepimizi ilgilendiren bir meseledir. Gençlerden anlayış beklerken onlara anlayış gösterebiliyor muyuz? Empati beklerken empati kurabiliyor muyuz? Ahlaki sorumluluk yüklerken kendi davranışlarımızla onlara örnek olabiliyor muyuz?
Gençliği eleştirmek kolay, ona istikamet kazandıracak bir toplumsal iklim oluşturmak ise çok daha büyük bir sorumluluktur.
Böyle bir noktada, yediden yetmişe hepimize; siyasetçilerden sporculara, eğitimcilerden sanatçılara, entelektüellerden sivil toplum kuruluşlarına ve basına kadar toplumun bütün kesimlerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Ekseni kayan gençliğimizi yeniden o derin ve bereketli Anadolu irfanıyla yoğurup korkulan değil, umut edilen bir gençlik hâline nasıl getirebileceğimizi düşünmeliyiz.
Bugün eğitim yuvalarımızın polisler ve güvenlik görevlileri tarafından korunmak zorunda kalınması, evlatlarımızı yine kendi toplumumuzun evlatları olan, ancak ekseni kaymış gençlerden müdafaa etmek için güvenlik önlemlerine ihtiyaç duyulması hepimiz için acı bir tablodur.
Hep birlikte, samimi bir şekilde mücadele ederek korkulan değil, umut duyulan bir gençliğin inşası için çalışmalıyız.
Unutmayalım ki gençliğin niteliği, bir milletin yalnızca bugününü değil, yarın hangi noktada duracağını da belirleyecektir...
HAFTANIN EFSANESİ!
Sayın Cumhurbaşkanımız, tarafından 12 Ekim günü açıklanan İŞKUR GENÇLİK PROGRAMI.
Programının ana hedefi: Üniversitesi gençliğimizin eğitim ve öğretimine devam ederken hem gelir elde edip, sorumluluk bilinci ile kendi kendilerine yetebilmeleri hemde iş deneyimi kazanıp, mezun olduklarında ellerinde altın bileziklerinin olması.