SÖYLESEM TESİRİ YOK, SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL
Yıllardır siyaset sahnesinde çok şey gördük. Krizler gördük, darbeler gördük, ihanetler gördük, saldırılar gördük. Ama hiçbir şey samimi dava insanlarının kendi içlerinde yaşadığı hayal kırıklığı kadar ağır olmadı.
Bugün birçok AK Partili'nin ruh hali tam da şu mısrada saklı sanırım.
"Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil..."
Çünkü insan, karşısındaki rakibin yanlışına değil,kendi mahallesinde gördüğü yanlışa üzülür. Muhaliften gelen eleştiri can yakmaz. Can yakan, yıllardır uğruna mücadele verdiğiniz değerlerin aşınmaya başladığını hissetmektir.
Açık konuşalım.
Bir davayı bitiren şey dışarıdan gelen saldırılar değildir. Davaları çürüten şey, içerideki yanlışların görmezden gelinmesidir. Yanlış yapanın makamına göre muamele gördüğü, eleştirinin düşmanlık sayıldığı, samimi itirazların bastırıldığı yerde dava şuuru zayıflamaya başlar.
Bugün tabandaki rahatsızlığın nedeni muhalefetin söylemleri değil, kendi içimizde yaşanan kırılmalardır.
Çünkü insanlar şunu soruyor:
"Bu hareket, kuruluş yıllarında savunduğu ilkeler konusunda bugün de aynı hassasiyeti gösteriyor mu?"
Eğer bu soruya tereddütsüz "evet" cevabı verilemiyorsa oturup düşünmek gerekir.
Kızgınlıkla değil, sorumluluk duygusuyla söylüyorum:
Bazı kişi ve olaylar karşısında gösterilen tavırsızlık artık savunulabilir olmaktan çıkmıştır. Milletin vicdanını yaralayan gelişmeler karşısında sessiz kalmak, sorunun çözümüne değil büyümesine hizmet etmektedir.
Siyasette en tehlikeli şey hata yapmak değildir. En tehlikeli şey, yapılan hataların sorgulanamaz hale gelmesidir.
Çünkü adalet sadece rakiplere karşı değil, kendi çevrenize karşı da uygulanabildiği zaman adalettir.
Bugün sokakta, teşkilatta, kahvehanede ve sosyal medyada yükselen ses öfkenin değil, kırgınlığın sesidir.
İnsanlar artık bazı olaylar karşısında:
"Yuh artık!"
diyorsa, bunu birkaç öfkeli cümle olarak görmek büyük hata olur. O sözün arkasında yılların emeği, sadakati ve dava bilinci vardır. İnsan en çok ait olduğu yere sitem eder.
Şunu kimse unutmamalıdır.
Bir siyasi hareketin gücü sadece seçim sonuçlarından gelmez. Asıl güç, tabanındaki insanların adalet duygusundan ve inancından gelir. O duygu zedelendiğinde oy kaybından önce gönül kaybı başlar. Gönüllerin uzaklaşmaya başladığı yerde ise hiçbir siyasi başarı kalıcı olmaz.Olamaz !
Bu nedenle mesele kişileri korumak değil, ilkeleri korumaktır.
Eğer bu ve benzeri olaylarda gerekli muhasebe yapılmaz, yanlış yapanlara gereken ders verilmez, milletin vicdanını rahatlatacak adımlar atılmazsa korkarım ki geriye sadece isimler kalır.
Çünkü dava adamlarını ayakta tutan makamlar değil, inandıkları değerlerdir.
Ve bugün birçok kişinin içinden aynı cümle geçiyor:
Yanlışlar karşısında susulacaksa ne davamız kalır, ne de davanın etrafında toplananlar... Benden söylemesi. Selam ve dua ile……