NASIL BİR TOPLUMDA YAŞIYORUZ!?
Güzel bir soru değil mi?
Toplumlar için en büyük tehlike, manevi yönden yozlaşmak ve toplumu toplum yapan öz kültürel değerleri yitirmektir. Bugün birçok tehlike, toplumumuzu uçsuz bucaksız bir karanlığa doğru sürüklüyor. Bu karanlığın içinde kaybolmamak için hepimize önemli görevler düşüyor. Her birey, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için elinden gelen çabayı göstermelidir.
Ülkemizde yapılan araştırmalar, uyuşturucu kullanma yaşının on üç yaşına kadar düştüğünü gösteriyor. Okul önlerinde uyuşturucu satmaya çalışan kişiler, gençlerimizin ve çocuklarımızın geleceğini yalnızca para kazanma uğruna hiçe sayıyor. Onları bu bataklığa sürükleyerek hayatlarını karartıyor, ailelerin gözyaşları üzerinden kazanç elde etmeye çalışıyorlar. Bir annenin, bir babanın yaşadığı acıyı hiçbir maddi kazanç telafi edemez.
Toplumumuzu tehdit eden bir diğer unsur ise alkoldür. Alkol yalnızca insan sağlığına zarar vermekle kalmaz; ailelerin dağılmasına, şiddetin artmasına ve huzurun bozulmasına da neden olabilir. Sigara ise başta akciğerler olmak üzere vücudumuzun birçok organına zarar verir. İnsan, kendi sağlığını korumanın ne kadar önemli olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır.
Ancak topluma zarar veren unsurları yalnızca uyuşturucu, alkol ve sigarayla sınırlandırmak doğru olmaz. Teknolojinin bilinçsiz kullanımı da toplumumuzu farklı bir karanlığa sürükleyebilir. Özellikle gençler, faydalı alanlara yönelmek yerine zamanlarının büyük bölümünü gereksiz oyunlar ve kendilerine katkı sağlamayan uğraşlarla geçiriyor. Kitaplar ise ne yazık ki tozlu raflarda unutuluyor. Oysa gençlerimize söylememiz gereken en önemli şeylerden biri, kitaplarla dost olmaları ve okumayı hayatlarının vazgeçilmez bir parçası hâline getirmeleridir. Boşa harcanan zamanın geri dönüşü yoktur.
Ne yazık ki saygı konusunda da ciddi eksiklikler yaşamaya başladık. Yaşlılarımıza ve engellilerimize gösterilmesi gereken saygı her geçen gün biraz daha azalıyor. Toplu taşıma araçlarında, hastanelerde ve günlük hayatın birçok alanında bu eksikliği görmek mümkündür. Aynı şekilde okumaya verilen değer de giderek zayıflamaktadır.
Bizler insanlarımızı okumaya teşvik etmek için çeşitli çalışmalar yapsak da çoğu zaman bunun yeterince karşılık bulmadığını görüyoruz. Oysa nasıl bir toplumda yaşamak istiyorsak, önce o toplumun insani olmayı başarmalıyız. Saygının hâkim olduğu, gözyaşlarının azaldığı, insanların zamanını boşa harcamadığı, emeğe değer verdiği ve birbirine katkı sunduğu bir toplum oluşturmak yine bizim elimizdedir.
Bunun için önce kendimizden başlamalıyız. Yaşama sevincimizi, emeğe duyduğumuz saygıyı ve çalışma azmimizi kaybetmemelidir. Uyuşturucunun, alkolün, sigaranın ve teknolojinin bilinçsiz kullanımının toplumumuzu esir almasına izin vermemeliyiz. Değerlerimize sahip çıktığımız sürece geleceğe daha umutla bakabiliriz.
Elbette güzel örneklerimiz de vardır. Kitapların tozlu raflarda kalmaması için emek veren öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz, doğayı korumak için fedakârca çalışan insanlarımız, vatanı uğruna canını ortaya koymaktan çekinmeyen askerlerimiz ve daha nice güzel işlere imza atan vatandaşlarımız toplumumuzun en değerli güçleridir.
Ben de üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmeye gayret ediyorum. İnşallah başarılı olur, vatanıma, milletime ve görevime layık bir vatandaş olabilirim. Bunun için elimden gelen çabayı göstermekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim. Saygısızlığın, kötülüklerin ve duyarsızlığın olmadığı, daha güzel ve yaşanabilir bir toplum oluşturabilmek adına üzerime düşenden fazlasını yapmaya çalışacağım.
Ben, görme engelli bir vatandaş olarak her zaman şunu söylüyorum: Engeller aşılmak için vardır. Engeller bizi değil, biz engelleri yenmeliyiz. Eğer daha en başından yenilgiyi kabul edip bir köşeye çekilirsek, bu mücadeleyi başlamadan kaybetmiş oluruz.
İnsan gönülden ve kalpten engelli olmasın; gerisi teferruattır.
Yazıma burada son veriyor, saygılarımı sunuyorum.