Bir Ülkeyi Sevmek…
Bir düşüncenin, tam aksi düşüncesini bilmeden, doğruya ulaşmak mümkün değildir. Bugüne kadar başımıza ne geldiyse, hiçbir şekilde araştırmadan, tartışmadan, doğrusunu aramadan, o düşünceyi körü körüne, cansiperane savunduğumuz için geldi. Ve bilinmelidir ki; tartışamadığımız her kavram zamanla putlaşacaktır. Ne yazık ki, öyle de oldu.
Kutsallaşan kavramlar, bizi tam ortadan ikiye böldü. Sadece kavga eden, birbirini anlamak yerine ikna etmeye çalışan bireylere dönüştük. İkna edemediğimiz kişilere ise, acımasızca lakaplar yükledik. Terörist, vatan haini, cahil, din düşmanı, yobaz gibi…

Peki, tüm bunlar ne işimize yaradı? Ne geçti elimize ülke olarak? Neyi değiştirmeyi başardık? Ne konuda, ne kazandık? Bunun cevabını hepimiz biliyoruz aslında. Koca bir hiç…
Türkiye’de sağ sol kavgası, bir yerden sonra kan davasına dönüştü. Zira kimsenin birbirini anlama gibi bir derdi tasası yoktu. Yapılan eylemler, hangi topluluğun işine yarıyorsa onu övüyordu. Diğerleri ise, insan haklarından dem vuruyordu. Bu eylemler, yer değiştirdiğinde de durum değişmedi. Yüzler değişti belki ama söylevler hep aynı kaldı. Güç kimin eline geçtiyse, diğerlerinden intikam alma derdine düştü. Bu da koskoca ülkeyi, yerinde sayar bir hale getirdi.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten kısa bir süre sonra, türban meselesi yeniden ortaya çıktı. Son derece sert tartışmalar yapıldı. İki tarafta sorunun özünü anlamak yerine, sadece savunuyordu. Bu düşünce yapısı sorunun, işin içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oluyordu. Öyle ya da böyle yasa yürürlüğe girdi. Yıllar sonra baktık ki kandırılmışız. Ortada var olan herhangi bir sorun yokmuş. Türbanı “simge” diyerek engellemeye çalışanların, aslında tam tersi bir yönelişle, kendilerinin de “simge” olarak kullandığı ortaya çıktı. Her şey siyasetin parçasıydı ve sürekli kaybeden halk oluyordu.

İnsanların yaşayış biçimleriyle uğraşmaktan asıl meseleyi kaybetmiştik. Dünya sürekli değişiyordu, gelişiyordu. Gelişen bu çağda bizse, kendi iç meselelerimizden ötürü, aynı yerde pinekleyip duruyorduk. Sadece eleştirerek, suçlayarak, örseleyerek, ötekileştirerek bir yer varılmayacağını hala anlamış değiliz. Kim azınlıksa, onu yok saymak sanırım sonumuz olacak. Bir şey olmak zorunda değiliz, ancak insan olmak zorundayız. Birbirimizi anlamaya başlamadan, sorunun çözülme olasılığı mümkün değil. Mükemmel olanı herkes sever. Güzel olanın peşinden herkes gider. Asıl önemli olan; eksik olanı sevebilmektir. Eksik olanı tamamlamaktır bana göre yurttaşlık. Sadece bir zümreye küfretmek bizi hiçbir yere taşımaz, ulaştırmaz. Yok etmek yerine birbirimizi sevmenin yollarını bulmamız gerekiyor. Kolayı seçmek bir insanı; kaz tüyü bir yastıkta ölüme götürür sadece. Yaşadığı anlamına gelmez. Eğer dedelerimiz de kolayı seçselerdi, şimdi bir başka ülkenin boyunduruğu altında yaşıyorduk. Bu gerçeği asla unutmamak gerek. Bir ülkeyi sevmek, o ülkeyi sevebilmenin yollarını aramakla başlar, kaçmakla değil.