UYANIŞ
Çocukken daha kolay inanıyoruz. Birinin bizi sevdiğini söylediğinde sorgulamıyoruz. Bir arkadaşlığın yıllarca süreceğini düşünüyor, verilen sözlerin tutulacağına inanıyor, yanımızda duran herkesin düştüğümüzde bizi kaldıracağını sanıyoruz. Dünyayı henüz tanımadığımız için insanları da olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi görüyoruz. Sonra hayat, yavaş yavaş bazı yüzlerin ardındaki gerçeği göstermeye başlıyor. Önce küçük bir hayal kırıklığı geliyor. Ardından bir başkası… Güvendiğin birinin seni anlamadığını, değer verdiğin birinin seni kolayca incitebildiğini, yanında sandığın birinin en zor anında ortadan kaybolduğunu görüyorsun. Söylenenlerle yapılanların birbirinden ne kadar farklı olabileceğini öğreniyorsun. Bir insanın sana güzel cümleler kurarken bile seni kırabileceğini, sana yakın görünürken senden uzak bir hayat taşıyabileceğini fark ediyorsun. İşte insanın içindeki ilk sessizlik o zaman başlıyor. Eskiden herkese anlatabildiğin şeyleri artık içinde tutuyorsun. Her gülümsemeye aynı anlamı yüklemiyorsun. Birinin seni dinlemesini, seni gerçekten anladığına dair kesin bir işaret olarak görmüyorsun. Çünkü öğreniyorsun ki bazı insanlar seni merak ettikleri için değil, hakkında konuşacak bir şeyleri olsun diye dinler. Bazıları yanında oldukları için değil, yalnız kalmamak için yaklaşır. Bazıları ise seni gerçekten sevdiğini söylerken bile kendi çıkarlarının sınırlarını aşamaz. Bütün bunları öğrendikçe insanın içinde garip bir değişim oluyor. Eskiden herkese açılan kapılar yavaş yavaş kapanıyor. Fakat bu kapanış her zaman bir kayıp olmuyor. Çünkü bazı kapıların kapanması, insanın kendine açılan pencereleri fark etmesini sağlıyor. Bir süre sonra geçmişte verdiğin değeri, bugün olsa yine verip vermeyeceğini düşünüyorsun. Sana söylenen sözleri değil, sana hissettirilenleri hatırlıyorsun. Çünkü insanın gerçek yüzü çoğu zaman konuşurken değil, senin canın yandığında ortaya çıkıyor. Herkes güzel günlerde yanında olabilir; asıl mesele, senin sessizliğinde kimsenin senden bir şey beklemeden yanında kalabilmesi. Belki de büyümek tam olarak budur. Her gördüğüne inanmayı bırakmak ama herkese düşman da olmamak. İnsanların kusurlarını gördüğünde kendi kalbini onlara benzetmemek. Sana yapılanı başkasına yapmamak. Birinin seni kırmış olması, senin de kırıcı olmanı gerektirmiyor. Birinin güvenini boşa çıkarmış olması, senin güvenmeyi tamamen unutmanı gerektirmiyor. Çünkü başkalarının kötülüğü, senin içindeki iyiliğin bedeli olmamalı. İnsan bir noktadan sonra şunu anlıyor: Herkes hayatında kalmak için gelmiyor. Bazıları birkaç sayfa sonra hikâyeden çıkıyor. Bazıları sana bir yara bırakıyor, bazıları ise o yaranın üzerine elini koyup iyileşmenin ne demek olduğunu öğretiyor. Kimi insanları kaybettiğinde üzülüyorsun, çünkü onların yokluğundan çok, onlara verdiğin anlamın yıkılışına ağlıyorsun. Meğer özlediğin kişi değilmiş; onun zihninde yarattığın kişiymiş. Ve bu fark ediş, insanın içindeki en sessiz değişimlerden birini başlatıyor. Artık herkesi hayatının merkezine koymuyorsun. Her anlatılanı kendine ait bir gerçek gibi taşımıyorsun. Birinin sana verdiği değeri, onun söylediği sözlerle değil, zaman içindeki davranışlarıyla anlamaya başlıyorsun. Çünkü zaman, insanların maskelerini düşürmek için acele etmeyen bir gerçeklik taşıyor. İnsan ne kadar saklanırsa saklansın, bir gün davranışları söylediklerinin önüne geçiyor. Belki de en acı tarafı şu: İnsanları tanıdıkça dünyaya olan güvenin azalıyor gibi hissediyorsun. Fakat aslında azalan şey güvenin değil, saflığın oluyor. Artık her iyiliğin karşılığında iyilik beklemiyorsun. Her sevginin sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyorsun. Her vedanın bir düşmanlık olmadığını, bazı insanların yalnızca senin hayatındaki yerini tamamladığını kabul ediyorsun. Sonra bir gün aynaya baktığında, değişen şeyin çevrendeki insanlar olmadığını fark ediyorsun. Sen değişmişsin. Eskiden seni paramparça edecek şeyler artık yalnızca düşündürüyor. Eskiden peşinden koştuğun insanların ardından artık sessizce yürümeyi bırakıyorsun. Seni anlamayanlara kendini anlatmak için tükenmiyorsun. Gitmek isteyenlerin arkasından kapıda beklemiyorsun. Çünkü artık biliyorsun: Bir insanın hayatından çıkması, senin değersiz olduğun anlamına gelmez. Bazı gidişler, insanın kendisine dönüşüdür. Ve belki de uyanış, çevrendeki insanların sandığın kadar iyi olmadığını anlamak değildir. Asıl uyanış; herkesin kalbine kendi kalbinin rengini vermekten vazgeçip insanları oldukları hâlleriyle görebilmektir. Kimseyi olduğundan daha güzel, daha dürüst, daha merhametli hayal etmemektir. Fakat bunu yaparken kendi içindeki iyiliği de öldürmemektir. Çünkü insanları tanımak, insanlıktan vazgeçmek anlamına gelmez. Sadece artık kime kalbini açacağını bilirsin. Ve o gün, yıllardır taşıdığın bazı yüklerin aslında sana ait olmadığını anlarsın. Kırgınlıklarını yere bırakırsın. Cevapsız kalan soruların peşinden gitmezsin. Seni neden incittiklerini anlamaya çalışmak yerine, kendini neden bu kadar uzun süre onların davranışlarıyla ölçtüğünü sorgularsın.
İşte o zaman içinde sessiz bir sabah doğar.
Her şey değişmemiştir belki. İnsanlar hâlâ aynı dünyadadır. Bazıları hâlâ rol yapacak, bazıları sözlerini tutmayacak, bazıları seni hayal kırıklığına uğratacaktır. Fakat artık sen aynı insan değilsindir. Çünkü gözlerin açılmıştır. Ve insanın en büyük uyanışı, başkalarının gerçek yüzünü görmekten çok, kendi kalbinin değerini sonunda anlamasıdır.