NİYE YALNIZ ÖLÜYORUZ?
Öyle bırakın sıkı dizi izlemeyi,
neredeyse hiç dizi izlemem.
Bir dönem Türkiye'yi evlere, kafelere kilitleyen Kurtlar Vadisi'ni bile baştan sona hiç izlemedim.
Bu bir eksiklik mi bilemem.
Ama çalışma tempom ne olursa olsun, fırsatını bulsam da dizi izlememe gibi bir alışkanlığım var.

Yaklaşık 30 yıl sahnede kalan ve 51 yaşında evinde yalnız hayatını kaybeden Serhat Kılıç'ın hayatını kaybetmesi ile aslında toplumda son yıllarda sıkça görülen ama hiç kimsenin üzerine alınmayıp yine görmezden geldiği büyük bir felakete dikkatinizi çekmek istiyorum.
Evinde yalnız ölen sanatçı ünlü olmasaydı, bu kadar seveni olmasaydı, bu olay gündeme gelir miydi?
Tabii ki gelmezdi.
Çünkü arama motoruna bir yazın bakalım.
Sadece Anadolu şehrinde, bizim Konya gibi mütevazı insanlarının yaşam standartları belli güzel Anadolu şehrinde, Kayseri'de son bir ayda evinde yalnız kaç kişi ölmüş?
Tamam, şimdi ben de sizler gibi yazıyorum ve soruyorum:
"Kayseri'de son bir ayda evde yalnız kaç kişi hayatını kaybetti?"
....
Bir Kayseri gazetesinin haberinin bir bölümü:
"Kayseri'deki son bir ayın acı tablosu
32 yaşındaki B.Ç., 19 Ağustos'ta Aydınlıevler Mahallesi'ndeki evinde ölü bulundu.
38 yaşındaki R.G., 26 Ağustos'ta Mimarsinan Mahallesi'nde yaşamını yitirdi.
61 yaşındaki L.M., 21 Ağustos'ta Talas Bahçelievler'de evinde cansız halde bulundu.
44 yaşındaki F.Ç., 7 Ağustos'ta Kılıçaslan Mahallesi'nde ölü bulundu.
54 yaşındaki M.A., aynı gün Yenişehir Mahallesi'ndeki evinde ölü bulundu."
......
Bir ayda beş kişi evinde yalnız ölü bulunuyor.
Yaşlara hiç dikkat ettiniz mi?
32... 38... 44...
......
50 yıl öncesine gitsek, bizim ülkemizde özellikle de Anadolu'da 80... 90 yaşındaki büyüklerimiz için bile "evinde yalnız ölü bulundu" diye bir şey söz konusu olamazdı.
Çünkü insanlarımız evlatlarının yanlarında, son nefeslerinde huzurlu bir şekilde vefat ederlerdi.
Hızla gelişen zaman diye kendimizi kandırdığımız, kendi gelenek, görenek ve dini inançlarımızdan uzaklaşıp tamamen para odaklı bir toplum olmaya dönüşümde zaman içerisinde evlatlar, komşular, anne ve babalarının hayatlarını kaybettiklerini günler sonra o evlerden gelen "kötü koku" ile öğrenmeye başladı.
Zaman içerisinde bu duruma duyarsız, kayıtsız kalmaya, omuz silkeleyip dudak büküp,
"Annemi, babamı yanıma almak istiyorum ama gelmiyorlar."
"Evlerini terk etmiyorlar." diyerek hem kendimizi kandırdık hem de onlardan sessiz sedasız, farkında olmadan uzaklaştık.
Diğer taraftan hızla para kazanıyorduk ya.
Bir de çok işimiz vardı.
Nasıl yetişecektik işlere?
Anadolu'nun evdeki huzuru da değişmişti.
Anne babayı eve getirsek, ikna etsek hanım ne diyecekti?
Hem derslerine çalışan çocukların da huzuru kaçacaktı!
O zaman vicdan azabından nasıl kurtulacaktık?
"En iyisi, en güzel, en pahalı huzurevlerine annelerimizi, babalarımızı yerleştirelim ki onlar kendi yaşıtlarıyla sohbet etsinler." dedik.
....
Bu kandırmaca ve oyalamaca içerisinde bizleri bu hale getiren insanları daha da vahim bir ortama ittik ama onu da görmedik.
....
Sonra yaşlıların yalnız başlarına hayatlarını kaybetmeleri, son nefeslerini verirken ellerini tutan kimsenin olmayışı sıradanlaştı.
.....
Geldik bugünlere.
....
Şimdi gençler, orta yaşlı insanlarımız evlerinde yalnız ölüyorlar.
.....
Ve hiç kimse de dönüp neden YALNIZ diye sormuyor.
Oysa biz nasıl da "gelişiyoruz" değil mi?
Oysa biz nasıl da "değişiyoruz" değil mi?
...,,.
Bu işi biraz bilenlerimiz Japonya'dan ahkâm kesip hastalık filan diyorduk.
....
Eeeeeee, ne oldu Müslüman Türk milletine?
İnançlarımızı zedeledik.
Değerlerimizi kaybettik.
Örf ve adetlerimizi unuttuk.
.....
Normal!!!!
Teknoloji çağındayız ya.
Gelişip değişip hızla zenginleşiyoruz ya.
....
Önce Türkiye'de Avrupalıları eleştirdik.
"Bunlar da insan değil, birbirlerine selam dahi vermiyorlar, komşuluk filan yok." dedik.
Sonra Anadolu insanı olarak Büyükşehir'deki insanları eleştirdik.
"Oralarda komşuluk yok, otobüste, tramvayda birbirlerine selam dahi vermiyorlar." dedik.
Sonra bizim şehirlerimiz Büyükşehir oldu.
Sokaklarımız, mahallelerimiz, köylerimiz, ilçelerimiz oldu, büyüdük.
Müstakil evlerden üst düzey güvenlikli, modern sitelerde yaşamanın gelişmiş, kültürlü, vizyonlu insan demek olduğunu sandık.
Sonra yine ağlamaya başladık.
"Komşumu tanımıyorum."
"Asansöre biniyor, selam vermiyor."
.....
Güvenlikli sitelere taşınmayı gelişmişlik olarak görürken diğer yandan da komşuluk ilişkilerinin bittiğinden dertleniyorduk.
....
Yani tek bir suçlu, kabahatli vardı.
Kimdi onlar?
Önce yaşlanan anne ve babalarımız.
Sonra Avrupalılar.
Sonra Büyükşehir'de yaşayanlar.
Sonra komşumuz.
....
Hey maşallah.
Peki biz ne yapıyoruz?
Biz neredeyiz?
Hâşâ, biz gökten inen, zembille yıkanan, sütten çıkmış ak kaşıklar olarak kusursuz, kabahatsiz, günahsız, bilgili, kültürlü, hele hele zengin, varlıklı, her şeyi çok bilenler grubu...
Bu konuda kimsenin kimseye diyecek bir sözü yok.
Önce ben,
önce biz.... hastalığından kurtulmadığımız sürece biz de süratle aynı acı sona doğru yaklaşıyoruz.
Bizim zamanımızda bir söz vardı:
"Men dakka dukka",
yani "kapı çalanın kapısı çalınır" ya da "eden bulur"...
Bugün için belki anlayan olur diye en net şunu söyleyebilirim:
İLAHİ ADALET...
Bu konuda uzun uzadıya yorumlar yapabiliriz, sizi sıkmak istemiyorum.
Ama ben kendi geleceğimden korkuyorum.
Bu kadar açık, bu kadar net.
***
KONYALI BAKAN'DAN
VALİ AKIN'A TEBRİK
Önceki gün Sayın Bakanımız Mustafa Çiftçi Bey'in şu sosyal medya paylaşımı dikkatimi çekti.

Hani biz burada sık sık yazıyoruz ya, Konya'da güvendeyiz, Konya'da valisinden il müdürlerine, belediye başkanlarından duyarlı oda başkanlarına herkes görevini en iyi yapmaya çalışıyor ve bu konuda da Konya şanslı diyoruz ya.
Bence Sayın Bakanımız Mustafa Çiftçi Bey'in Konya Valimiz İbrahim Akın nezdinde yaptığı bu paylaşım Türkiye'ye örnek ve bizim için de gurur verici bir fotoğraf idi.
***
KONYA KONYA
DİYORUZ, FOTOĞRAFLARI
BİLE KAÇIRIYORUZ
Şehri yöneten seçilmiş ve atanmışlarımız kendi bilgileri ve ufukları çizgisinde Konya'nın, Selçuklu'nun, Hazreti Mevlana'nın, kısaca bu şehri başkent yapan motiflerini Türkiye'nin en üst düzeyine, ülkenin en mahrem noktalarına, hatta Türkiye'nin çok ötesindeki makamlara sessiz sedasız, silinemeyecek, yok edilemeyecek şekilde ÇAKIYORLAR.
Mesela şu haberdeki detay hiç dikkatinizi çekti mi?
Biz gazeteciler için bile sıradanmış gibi geliyor, sizlerle paylaşmıyoruz.
MHP Konya Milletvekili Konuralp Koçak:
"Japonya’nın Ankara Büyükelçisi TAMURA Masami’nin refakatinde TBMM’yi ziyaret eden Japonya Senatosu üyeleri YOSHII Akira, WAKAI Atsuko ve TSUJIMOTO Kiyomi ile bir araya geldik.
İki dost ülke arasındaki ilişkileri ve güncel bölgesel gelişmeleri ele aldık."

Sayın Koçak üst düzeydeki Japonlara ne hediye etmiş, görüyor musunuz?
KONYA
MEVLÂNÂ
SİKKE
NEY....
Peki ya bu fotoğraf hiç dikkatinizi çekti mi?

Dünya Belediyeler Birliği Başkanı, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Cumhurbaşkanımızın Başdanışmanı Mustafa Akış ile birlikte 4'üncü Kolordu ve Ankara Garnizon Komutanlığı görevine atanan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kahramanı Konyalı Tümgeneral Emre Tayanç’a bu anlamlı çerçeveyi hediye etmişler.
Selçuklu'nun tarihi mühürlerini...
....
Ben bu hediyelerle, bu fotoğraflarla çok mutlu oluyorum.
Belki biz para ve makam için hızla kendi değerlerimizden uzaklaşıp para ve makam peşinde koşarken tarihimiz silinemeyecek şekilde taşınmaya devam ediyor.
***
KONYA İLE
GURUR DUYUYORUM
DERKEN DEVAM EDELİM
O ZAMAN
İşte para bulmamamız, hiçbir şey yapamasak birbirimizle didişmemiz, kaşık salladığımız kıtlıktan çıkmışçasına yediğimiz pilavdan kalktıktan sonra bile "Eti azdı, yağı çoktu." diye eleştirileri dinlemekten yoruldum.
Kafamda da can sıkıcı bir sürü soru, bir sürü olumsuzluk var.
Ama bugün güzel şeylerle mutlu olmaya devam etmek istiyorum.
Cumhurbaşkanımızın Başdanışmanı, Beyşehir ve Konya sevdalısı, kendisine yıllardır hep yürekten inandığım Sayın Mustafa Akış'ın şu sosyal medya paylaşımı ile yeni bir şey daha öğrendim.

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne bir Konyalı atanmış:
Hazım Aslancı
Genel Müdür
Sayın Aslancı 1981 yılında Beyşehir/Konya’da doğmuş.
Beyşehir Ali Akkanat Anadolu Lisesini bitirmiş,
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2004 yılında mezun olmuş.
Ve o zor, çileli yıllardan sonra bu yine kritik ve stratejik makama gelmiş.
Biz de kendisine hayırlı uğurlu olsun diyoruz, Cenab-ı Allah'a mahcup etmesin diyoruz.
Bugünkü yazımızı şehrimiz adına bu güzelliklerle noktalarken inşallah her günümüz güzel, ümitli, umutlu ve hayırlı konuları işlemlememize de vesile olur diye dua ediyoruz.
………………..
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Herkeste bir maske takma hevesi var, kimsenin kendi olmaya cesareti kalmamış.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Hep kendimizden daha iyi ve yüksekte olan insanlara özenmekten vazgeçip kendi durumumuzdan çok daha zor bir hayat yaşayan insanlara bakıp mutlu olmayı, şükretmeyi öğrenebildiğimiz zaman daha iyi ADAM oluruz.