ÇINARCIK’TA DENİZ Mİ KİRLİ, YOKSA VİCDANLAR MI?
Çınarcık…
Yalova’nın denize açılan kapılarından biri.
İstanbul’un yanı başında, yazın binlerce insanın nefes almak, serinlemek, çocuklarını denize sokmak için geldiği güzel bir sahil beldesi.
Ama bugünlerde denize girmek yasak.
Sebep?
Deniz suyu analizleri.
Kanalizasyon ve atık su tartışmaları.
Ve insanın burnuna kadar gelen o ağır koku…
Ben de tesadüfen Karpuzdere mevkiinde kuzenimle sabah yürüyüşlerine çıktım.
Üç-dört kez…
Ve sahilde, o güzelim denizin yanında, insanın içini kaldıran bir kokuyla karşılaştım.
Yani mesele sosyal medyada yazılanlardan ibaret değil.
Burnunuzla görüyorsunuz.
Şimdi İlçe Hıfzıssıhha Kurulu kararını almış:
Kestanelik Aile Çay Bahçesi ile Karpuzdere mevkii arasındaki bölgede denize girmek ikinci bir duyuruya kadar yasak.
Üstelik Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin denetimlerinde arıtılmamış atık suyun denize ve dereye deşarj edildiği tespit edilmiş.
Çınarcık Belediyesi’ne 5 milyon 34 bin lira…
Mavi Deniz Atıksu Arıtma Birliği’ne 2 milyon 97 bin lira…

Toplam:
7 milyon 131 bin lira ceza.
Rakam büyük.
Ama asıl mesele para değil.
Asıl mesele şu:
İnsanlar neden hâlâ kanalizasyon kokan bir denizin kenarında yaşamak zorunda?
-
Belediye Başkanı Avni Kurt’un açıklaması ise ayrıca düşündürücü.
“Direkt verilmedi” diyor.
Sistemde çalışma yapılabilmesi için bir miktar suyun seyreltilerek, yaklaşık 5 dakika boyunca dereye bırakıldığını söylüyor.
Ben burada gerçekten ne diyeceğimi bilemedim.
Atık suyu seyrelttik…
Sonra dereye verdik…
Peki su seyrelince içindeki kirlilik nereye gidiyor?
Kayboluyor mu?
Yoksa sadece kirliliğin konsantrasyonu mu düşüyor?
Dere nereye gidiyor?
Denize…
Peki o suyun son durağı neresi?
Yine deniz…
O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
“Denize vermedik, dereye verdik” demek, çevre açısından gerçekten bir fark yaratıyor mu?
Belki teknik olarak bir açıklaması vardır.
Ama vatandaşın anlayacağı dilden cevap çok basit olmalı:
O su temiz miydi, değil miydi?
Temiz değilse neden doğaya bırakıldı?
-
Bir başka soru daha var.
Bu altyapılar neden zamanında yapılmıyor?
Türkiye’nin birçok sahil kentinde yaz geldiğinde nüfus birkaç katına çıkıyor.
Kışın 20 bin kişinin yaşadığı yerde yazın 100 bin kişi varsa…
Kanalizasyon sistemi hâlâ kış nüfusuna göre çalışıyorsa…
Bir yerde mutlaka patlak verir.
Boru patlar.
Terfi merkezi yetersiz kalır.
Arıtma tesisi zorlanır.
Sonra?
“Beş dakika verdik.”
“Biraz seyrelttik.”
“Başka çaremiz yoktu.”
Oysa vatandaşın çare üretmesi gerekmiyor.
Vatandaş belediyeye oy verir, belediye altyapı yapar.
Bu kadar basit.
-
Çınarcık’ın en büyük ekonomik değeri ne?
Fabrika mı?
Maden mi?
Petrol mü?
Hayır.
Denizi.
Sahili.
Doğası.
Turizmi.
İnsanları buraya deniz için geliyor.
Peki siz denizi kirletirseniz elinizde ne kalıyor?
Turiste “Hoş geldiniz” deyip ardından:
“Ama denize girmeyin.”
demek nasıl bir turizm anlayışıdır?
Çocuklarını denize sokan vatandaşların hastalandığını söylemesi de ayrıca ciddiye alınması gereken bir iddia.
Bunların bilimsel olarak neden-sonuç ilişkisiyle ortaya konması gerekir.
Ama vatandaşın yaşadığı endişeyi küçümsemek de mümkün değil.
Çünkü insan çocuğunu denize sokarken önce şunu bilmek ister:
“Bu su temiz mi?”
-
Bir de işin daha acı tarafı var.
Deniz kirlendiğinde sadece insan zarar görmüyor.
Balık kaçıyor.
Ekosistem bozuluyor.
Kıyı yaşamı etkileniyor.
Turizm zarar görüyor.
Esnaf zarar görüyor.
Bölgenin itibarı zarar görüyor.
Yani bugün kanalizasyondan kurtulmak için yapılmayan yatırımın faturası yarın çok daha büyük geliyor.
Üstelik sadece para olarak değil.
Çınarcık gibi bir yerde deniz kirleniyorsa, aslında geleceğin ekmeği kirleniyor.
-
Benim asıl anlamakta zorlandığım şey şu:
Neden yönetimler bazen bindiği dalı kesiyor?
Çınarcık’ın geleceği deniz.
Deniz temizse Çınarcık var.
Deniz kirliyse Çınarcık’ın turizm iddiası zayıflıyor.
O halde yapılması gereken belli:
Kanalizasyon altyapısını güçlendirmek.
Arıtma kapasitesini nüfusa göre yeniden hesaplamak.
Terfi merkezlerini yenilemek.
Kaçak ve kontrolsüz deşarjları önlemek.
Ve en önemlisi…
Sorun ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce yatırım yapmak.
Çünkü belediyecilik sadece yol yapmak, kaldırım döşemek, park açmak değildir.
Bazen vatandaşın görmediği borunun altına yatırım yapmaktır.
Çünkü o boru patladığında herkes görür.
Herkes koklar.
Herkes konuşur.
Ve sonunda denize girme yasağı gelir.
-
Çınarcık bugün ikinci bir duyuruya kadar denize giremiyor.
Umarım bu yasak sadece denizi kapatmakla kalmaz.
Sorunun üzerini değil, kaynağını kapatır.
Çünkü Çınarcık’ın ihtiyacı denize giriş yasağı değil…
Temiz bir denize giriş özgürlüğüdür.
Ve unutmayalım:
Bir kentin kanalizasyonu denize karışıyorsa, aslında yalnızca deniz kirlenmiyor.
O kentin geleceği de kirleniyor.