KIRMIZI ÇİZGİLERİNİZDEN FERAGAT ETMEYİN
Kırmızı çizgi; taviz verilmeyen, ihlal edilmesi veya aşılması kabul edilmeyen kesin sınır, ilke ya da değer anlamına gelir. İnsan yaşamında belirleyici rol oynayan, aşılmasına izin verilmeyen bazı kurallar vardır. Bu kuralların korunması, bireyin karakterini, duruşunu ve yaşam anlayışını şekillendiren temel unsurlar arasında yer alır. Bu nedenle kırmızı çizgilerden vazgeçilmesi ya da onların önemsiz görülmesi, kişinin kendi değerlerini geri plana atması anlamına gelir.
Yapmış olduğum birçok gözleme dayanarak söyleyebilirim ki insanların ukalalıkla hiçbir kazanım elde edemeyeceğini anlaması, elde edeceği en büyük kazanımlardan biridir. Çünkü ukalalık ve saygısızlık, insanı yükseltmek yerine onu gözden düşürür. Kendisini herkesten üstün gören, başkalarının düşüncelerini hiçe sayan ve kuralları yalnızca başkaları için gerekli gören kimseler, zamanla çevrelerindeki güveni kaybetmeye mahkûm olurlar.
Unutulmaması gereken gerçeklerden biri de kırmızı çizgilerin önemini kavrayabilmektir. İnsan, bu gerçeğin farkına varmadığı sürece hayatını yanlış temeller üzerine kurmaya devam eder. Oysa sağlam bir hayat, sağlam ilkeler üzerine inşa edilir. İlkelerin olmadığı yerde kararsızlık, düzensizlik ve saygısızlık kendisine kolayca yer bulur.
Bir insandan kırmızı çizgilerinden taviz vermesini beklemek, aslında onun değerlerini ve kişiliğini yok saymak anlamına gelir. Çünkü insanlar yalnızca etten kemikten ibaret değildir; onları ayakta tutan inançları, prensipleri ve vazgeçilmez gördükleri doğruları vardır. Bu doğruların hiçe sayılması ise doğal olarak tepki doğuracaktır.
Hayatın merkezinde yer alan kırmızı çizgiler görmezden gelinmeye başlanırsa saygısızlığın önüne geçmek giderek zorlaşır. Böyle bir ortamda kendisini başkalarından üstün gören, insanları basamak olarak kullanmaya çalışan ve “benim” diyerek hareket eden kimselerin çoğalması kaçınılmaz hâle gelir. Bunun yaşanmasını istemiyorsak kural tanımazlığı normalleştirmemeli, saygısızlığı da cesaretlendirmemeliyiz.
Kırmızı çizgileri yok saymayı alışkanlık hâline getiren kişilerin çevrelerinde istedikleri gibi hareket etmelerine izin vermemek gerekir. Çünkü taviz verilen her saygısızlık, bir sonraki saygısızlığın kapısını aralar. Bu nedenle elimizden geleni yapmakla yetinmemeli, gerektiğinde doğrularımızı korumak adına daha fazlasını ortaya koymalıyız.
Ancak bunu yaparken önce kendimizi sorgulamalıyız. “Acaba ben yanlış yapıyor muyum?” sorusunu kendimize yöneltmeden başkalarının yanlışlarını değerlendirmemiz sağlıklı olmaz. Kendini muhasebe eden insan, hem doğrularını korur hem de karşısındaki kişinin hatalarını daha net görme fırsatı bulur.
Yanlışları konusunda uyardığımız bir insanın gün gelip bizim tek bir hatamızı büyüterek bizi eleştirmeye kalkışabileceğini de unutmamak gerekir. Bu nedenle davranışlarımızda dikkatli olmalı, emeğimizi ve çabamızı hiçe saydıracak fırsatlar vermemeliyiz. Çünkü saygısız insanların eline geçen en küçük koz bile büyütülerek kullanılabilir.
İşte bu yüzden hem kendi kırmızı çizgilerimize sahip çıkmalı hem de başkalarının kırmızı çizgilerine saygı göstermeyi öğrenmeliyiz. Toplumun huzuru da bireylerin birbirlerinin sınırlarına ve ilkelerine duyduğu saygıyla mümkündür.
Birçok insanın ve topluluğun yaşamı boyunca taviz vermediği belirli ilkeleri olduğu bilinmektedir. Bu ilkelerin başında dürüstlük, doğruluk, erdemli davranmak ve saygıyı elden bırakmamak gelir. Çünkü karakter sahibi insanlar, hayatlarını bu değerler üzerine kurarlar.
Bazı insanlar vardır ki söz konusu ilkeleri olduğunda önlerine duvar çıksa yıkıp geçecek kadar kararlıdırlar. Bu insanlar yalnızca kendi değerlerini korumakla yetinmez, çevrelerinde bulunan kişilerin de bu değerlere saygı göstermesini isterler. Çünkü ilkelerin korunması, ancak onları bilen ve saygı duyan insanların varlığıyla mümkündür.
Kırmızı çizgiler yalnızca insanlar arası ilişkilerle sınırlı değildir. Temiz bir çevrede yaşamak istemek, doğayı korumak, ağaçların zarar görmesine karşı çıkmak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak da kırmızı çizgiler arasında yer alabilir. İçerisinde nefes aldığımız doğaya zarar verilmesine sessiz kalmak, aslında kendi geleceğimize zarar vermekten farklı değildir.
Bize emanet edilen bu dünyayı korumak, yalnızca bir tercih değil aynı zamanda bir sorumluluktur. Eğer doğayı korumaz, ağaçların kesilmesine ve çevrenin kirletilmesine kayıtsız kalırsak, yanlışın bir parçası hâline gelmiş oluruz. Çünkü bazı konularda sessizlik de yapılan hataya ortak olmak anlamına gelir.
Sokak hayvanlarını görmezden gelmek de doğanın dengesini bozan davranışlardan biridir. Kendi hayatımızı ne kadar önemsiyorsak, onların yaşam hakkına da aynı hassasiyetle yaklaşmalıyız. Canlılara zarar verenleri uyarmak, yanlışın karşısında durmak ve vicdanın sesine kulak vermek hepimizin sorumluluğudur. Eğer bir kişi yapılan uyarılara rağmen yanlışında ısrar ediyorsa, o zaman kırmızı çizgilerimizin gerektirdiği tavrı ortaya koymak kaçınılmaz hâle gelir.
Kırmızı çizgilerimizi ihlal etmeye çalışan insanların aslında karanlık bir yola girdiklerini anlatmak da doğrularımız arasında yer almalıdır. Çünkü bazı yanlışlar yalnızca bireyi değil, toplumu da etkiler. Bir ağacın kesilmesi, bir ormanın yanmasına sebep olunması ya da doğanın bilinçsizce tahrip edilmesi acımasızlıktan başka bir şey değildir. Buna rağmen umursamazlığı tercih eden insanların, yapılan her uyarıdan ders çıkarmasını beklemek çoğu zaman gerçekçi değildir.
Bilinmelidir ki gerçekten ilkelerine bağlı insanlar, geçici menfaatler uğruna kırmızı çizgilerinden vazgeçmezler. Para, makam veya çıkar gibi unsurlar birçok insanın yönünü değiştirebilir; ancak karakterini ilkeleri üzerine kurmuş bir insanı çıktığı yoldan döndürmek kolay değildir. Çünkü o kişi bilir ki bugün vazgeçilen bir ilke, yarın kaybedilecek saygının ilk adımıdır.
Bu nedenle bazı insanların ilkelerinden vazgeçmesi için gösterilen çabaların boşa çıktığına sıkça şahit oluruz. Çünkü sağlam karakterli bireyler, baskıya boyun eğmek yerine doğrularına daha sıkı sarılmayı tercih ederler. Onları yollarından çevirmeye çalışanlar ise çoğu zaman emeklerini yanlış bir amaç uğruna harcadıklarını fark ederler.
Bir insanın bağlı olduğu değerlerden vazgeçmesi beklendiğinde, bunu kendisine yapılmış bir saygısızlık olarak görmesi son derece doğaldır. Böyle durumlarda kişi, düşüncelerini daha net ve daha güçlü bir şekilde ifade etmeye yönelir. Çünkü sürekli olarak ilkelerinden ödün vermesi beklenen bir insanın sessiz kalması her zaman mümkün değildir.
Ne yazık ki bazı kimseler kural tanımazlığı bir meziyet gibi görmektedir. Karşısındaki insanı hiçe saymayı güç göstergesi sanan bu kişiler, zamanla kendi doğrularının dışındaki her düşünceye kapalı hâle gelirler. Hayata adeta at gözlükleriyle bakar, yalnızca kendi isteklerini önemserler. Ancak fark etmedikleri bir gerçek vardır: Saygısızlık üzerine kurulan hiçbir yükseliş kalıcı değildir.
Bir gün mutlaka hayatın sert gerçekleriyle karşılaşılır. Kendini herkesten üstün gören insanlar, ukalalıklarının bedelini er ya da geç öderler. Yükseldiklerini zannederken aslında çevrelerindeki güveni ve saygıyı kaybettiklerini fark ederler. İşte o zaman, yıllarca küçümsedikleri değerlerin ne kadar önemli olduğunu anlamaya başlarlar.
Akıllardan çıkarılmaması gereken bir başka gerçek de şudur: Kendini bulunmaz Hint kumaşı sanan insanların çoğu zaman belirgin kırmızı çizgileri yoktur. Onların bildiği tek şey, saygısızlığı alışkanlık hâline getirmektir. Hayatlarını belli kurallar üzerine kuran insanların ise böyle tavırlara tahammül göstermeleri mümkün değildir.
Gerektiğinde saygısız davranan kişilere mesafe koymak, hatta onları hayatın dışında bırakmak da bir tercih olabilir. Çünkü bazı insanlar, ancak yaptıkları davranışların sonuçlarıyla karşılaştıklarında yanlışlarını fark ederler. Bu da aslında onlara yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir. İnsan bazen kaybettikleri sayesinde hatalarını görür ve terk ettiği değerlerin önemini yeniden anlar.
Şahsen benim de vazgeçemeyeceğim ilkelerim vardır. Yanımda bulunan bir insanın ezilmesine göz yumamam. Bir kişiyi küçümseyerek yükselmeye çalışanların pişmanlık yaşamasını görmek için elimden geleni yaparım. Çünkü haksızlığa sessiz kalmak, çoğu zaman haksızlığın güçlenmesine neden olur.
Burada özellikle “ben” kelimesini kullanıyorum. Çünkü bazı konularda birlik olmak, tek yürek ve tek bilek hâlinde hareket etmek gerekirken, bazı konularda da kişinin kendi duruşunu açıkça ortaya koyması gerekir. Hayatım boyunca “biz” diyerek hareket etmeyi tercih eden biri olsam da konu ilkelerime ve kırmızı çizgilerime geldiğinde kendi adıma konuşmaktan çekinmem.
Bir insan kırmızı çizgilerinden feragat ettiği anda, onu yok saymak isteyenlere fırsat vermiş olur. Bu durum hayatı daha zor ve daha yıpratıcı bir hâle getirir. Çünkü taviz verilen her ilke, yeni tavizlerin önünü açar. Bu nedenle hem birlik ruhunu korumak hem de gerektiğinde kendi duruşunu ortaya koyabilmek büyük önem taşır.
İnsanları kural ve kaidelere saygı göstermeye davet eden bir birey olarak, bizi yok saymak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyi doğru bulmuyorum. Saygının olmadığı yerde ne güven kalır ne de sağlıklı ilişkiler kurulabilir. Bu yüzden ilkelerimizi korumak yalnızca kendimiz için değil, içinde yaşadığımız toplum için de gereklidir.
İzlediğim bir televizyon dizisinde dikkatimi çeken bir sahne olmuştu. Bir grup insan, köyün ağırbaşlı ve saygı duyulan delikanlısının başına gelen bir olayı öğrenir öğrenmez harekete geçiyordu. Başlarına ne geleceğini düşünmeden olay yerine gidiyor ve karşılarındaki kişilere açık bir şekilde şu mesajı veriyorlardı: “Bu adam bizim ağabeyimizdir ve bizim kırmızı çizgimizdir. Biz varken ona kimse zarar veremez.”
Bu örnek, kırmızı çizgilerin yalnızca ilkelerden ibaret olmadığını da göstermektedir. Bazen bir insan, başka bir insanın kırmızı çizgisi olabilir. Değer verdiğimiz, saygı duyduğumuz veya haksızlığa uğramasını istemediğimiz kişiler de korumak istediğimiz değerler arasında yer alabilir. Çünkü sadakat ve vefa da en az dürüstlük kadar önemli meziyetlerdir.
Bilinmelidir ki bir insanın sahip olabileceği en önemli özelliklerden biri dürüstlüktür. Dürüstlükten vazgeçen insanların zamanla güvenilirliklerini kaybetmeleri tesadüf değildir. İnsanlar, doğruluğundan emin olmadıkları kişilere karşı mesafeli davranmaya başlarlar. Bu nedenle dürüstlük, yalnızca bireysel bir özellik değil aynı zamanda toplumsal güvenin temel taşlarından biridir.
Ben de hayatım boyunca dürüstlüğümü ve delikanlı duruşumu korumaya gayret gösterdim. Yanımda bulunmasını istediğim herkesin de belirlediğim kırmızı çizgilere saygı göstermesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü saygı olmadan ne dostluk uzun ömürlü olur ne de güven kalıcı hâle gelir.
Burada engellilerle ilgili birkaç söz söylemeden geçmek istemiyorum. Yıllardır insanların engellilere karşı önyargılı yaklaştıklarına birçok kez şahit oldum. Kimi zaman görmezden gelinmekte, kimi zaman ise yapamayacağımız düşünülerek haksız değerlendirmelere maruz kalmaktayız. Oysa bir insanı yalnızca engeline bakarak değerlendirmek, yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir.
Engellileri hiçe saymanın kimseye bir kazanç sağlamayacağını özellikle ifade etmek istiyorum. İnsanları sahip oldukları farklılıklardan dolayı küçümsemek, onları yok saymak veya değersiz göstermeye çalışmak benim kırmızı çizgilerim arasında yer almaktadır. Çünkü insan onuru, hiçbir şart altında tartışma konusu yapılmamalıdır.
Eğer bu konuda sessiz kalır, gördüğüm yanlışlara karşı sesimi çıkarmazsam, savunduğum ilkeleri kendi ellerimle çiğnemiş olurum. Bu ise benim yaşam anlayışıma ve hayat felsefeme tamamen aykırıdır. İnandığı değerleri savunmayan bir insanın, o değerlere gerçekten bağlı olduğunu söylemek kolay değildir.
Bazı kişiler benim de zaman zaman sert konuştuğumu veya ukalaca davrandığımı düşünebilir. Ancak ukalalıkla benim anlayışım arasında büyük bir fark vardır. Benim anlatmaya çalıştığım şey, yaşadığım sürece hiçbir yanlışın meziyet gibi gösterilmesine sessiz kalmak istemeyişimdir. Saygısızlığın normalleştirilmesine, haksızlığın sıradanlaştırılmasına ve insanların değersiz görülmesine karşı çıkmayı bir sorumluluk olarak görüyorum.
Bir insanın belli kuralları ve ilkeleri yoksa hayatını savrularak yaşaması kaçınılmazdır. Hayatı boyunca hiçbir değere bağlı kalmayan kişiler, rüzgârın önündeki yaprak gibi sürekli yön değiştirirler. Oysa insanı güçlü kılan şey, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alarak doğrularının arkasında durabilmesidir.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Kırmızı çizgilerinizden hiçbir zaman vazgeçmeyin. Sizden ilkelerinizden ödün vermenizi isteyen kim olursa olsun, bunun doğru olmadığını açıkça ifade etmekten çekinmeyin. Hayatınız boyunca saygısızlığa yer vermediğiniz gibi, siz de kimseye saygısızlık etmeyin. Çünkü saygı görmek isteyen insan, önce saygı göstermeyi bilmelidir.
Unutmayın ki insanlar bir kez sınırlarınızı aşabileceklerini düşündüklerinde bunun devamı gelir. Bugün görmezden gelinen bir saygısızlık, yarın daha büyüğünün yaşanmasına neden olabilir. Bu yüzden suçlu aramadan önce kendi duruşumuzu gözden geçirmeliyiz. Çünkü bazı fırsatları insanlara biz veririz ve sonrasında ortaya çıkan sonuçlardan şikâyet ederiz.
Kırmızı çizgiler, insanın karakterini koruyan görünmez duvarlardır. O duvarlar yıkıldığında yalnızca ilkeler zarar görmez; saygınlık, güven ve kişilik de yara alır. Bu nedenle hiç kimsenin taviz verilmemesi gereken değerlerinizi görmezden gelmesine izin vermeyin. Aksi hâlde bir ömür boyunca yok sayılmanın ve değersiz görülmenin önünü kendi ellerinizle açmış olursunuz.
Hayat, ilkeleri olan insanların omuzlarında yükselir. Dürüstlükten, saygıdan, adaletten ve vicdandan beslenen kırmızı çizgiler ise insanı insan yapan en kıymetli değerler arasında yer alır. Bu nedenle şartlar ne olursa olsun, doğrularınızı koruyun; karakterinizi menfaatlere teslim etmeyin; sizi siz yapan ilkelerden feragat etmeyin.