Konya
Açık
31°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26

BUGÜN DEĞİLSE NE ZAMAN?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan, ölüm kelimesini duyduğunda çoğu zaman yüzünü buruşturur, konuyu değiştirmek ister.

Çünkü ölüm soğuk gelir insana…

Oysa ölüm, hayatın karşısındaki bir yabancı değil; hayatın en kesin gerçeğidir.

Her canlı ölümü tadacaktır. Baki olan yalnızca Allah'tır.

Bugün yanımızda olan bir yakınımızın, eşimizin, dostumuzun veya arkadaşımızın ölüm haberini alırız. Üzülürüz, gözyaşı dökeriz, cenazesine katılırız.

Birkaç gün, belki birkaç hafta onu konuşuruz.

Sonra hayat kaldığı yerden devam eder.

Musluk yine akar.

Lamba yine yanar.

Güneş yine doğar.

İnsanlar yine işe gider, alışveriş yapar, konuşur, güler, planlar yapar…

Ve çoğu zaman unuturuz:

Bir gün o tabutun içinde yatan kişi biz olacağız.

İşte insanın kendisine sorması gereken asıl soru tam da burada başlıyor:

Ben ne zaman kendime geleceğim?

Bugün değilse ne zaman?

Yarın mı?

Peki yarın bize verildi mi?

Kim garanti edebilir?

Kur'an-ı Kerim bize bu gerçeği açıkça hatırlatıyor:

“Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalabilirler ne de ileri gidebilirler.”

(A'râf, 34)

Demek ki ölüm, bizim erteleyebileceğimiz bir randevu değildir.

Vakti geldiğinde ne “biraz daha yaşayalım” diyebiliriz ne de “henüz hazır değilim” deme imkânımız olur.

Bugün elimizde olan, işte bu andır.

Peki biz neyin peşindeyiz?

Daha çok kazanmanın…

Daha çok sahip olmanın…

Daha çok tanınmanın…

Daha çok beğenilmenin…

İnsanların gözünde daha değerli görünmenin…

Peki bütün bunlar ölüm kapıya geldiğinde ne kadar işe yarayacak?

Malımız?

Makamımız?

Şöhretimiz?

Sosyal çevremiz?

Telefonumuzdaki yüzlerce isim?

Bizi alkışlayan insanlar?

Hiçbiri bizimle mezara girmeyecek.

Hz. Ömer'in (r.a.) şu sözü, insanın kendisine dönüp bakması için ne kadar da çarpıcıdır:

“Etrafındakilerin çokluğu seni aldatmasın. Çünkü yalnız ölecek, yalnız dirilecek ve yalnız hesaba çekileceksin.”

Belki de bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, kalabalıkların içinden çıkıp kendimizle baş başa kalabilmektir.

Çünkü insan başkalarını kandırabilir.

Kendisine mazeretler üretebilir. 

Hatalarını çeşitli sebeplerle açıklayabilir.

Ama ölüm geldiğinde hiçbir mazeretin anlamı kalmayacaktır.

Ölümü hatırlamak hayatı karartmaz

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!”

(Tirmizî, Kıyâmet, 26)

Bu söz, hayattan kopmamızı değil; hayatı doğru yaşamamızı öğütlüyor.

Ölümü hatırlayan insan, kalp kırmadan önce düşünür.

Kul hakkına girmeden önce durur.

Haksızlık yapmadan önce kendisine çeki düzen verir.

Anne-babasının gönlünü incitmemeye çalışır.

Eşine, evladına, komşusuna, arkadaşına daha güzel davranır.

Çünkü bilir ki bir gün bütün yaptıklarının hesabını verecektir.

Ölümü hatırlamak, insanı hayattan soğutmaz.

Tam tersine, hayatı anlamlı hâle getirir.

Yarın çok geç olabilir. 

Bir sabah uyanacağız…

Ama belki o sabah bizim için olmayacak.

Musluk akacak, fakat biz suyu açamayacağız.

Lamba yanacak, fakat biz düğmesine basamayacağız.

Güneş doğacak, fakat biz onu göremeyeceğiz.

Telefonlar çalacak, fakat biz cevap veremeyeceğiz.

İnsanlar bizim için “Allah rahmet eylesin” diyecek.

İşte o zaman geriye dönüp:

“Keşke biraz daha zamanım olsaydı…” deme imkânımız olmayacak.

Çünkü fırsat bugün.

Bugün konuşabiliriz.

Bugün özür dileyebiliriz.

Bugün bir gönül alabiliriz.

Bugün bir yetimin başını okşayabiliriz.

Bugün anne-babamızın elini öpebiliriz.

Bugün eşimizin gönlünü kazanabiliriz.

Bugün evladımıza güzel bir söz söyleyebiliriz.

Bugün bir ihtiyaç sahibinin elinden tutabiliriz.

Bugün haramdan uzak durabiliriz.

Bugün kul hakkından sakınabiliriz.

Bugün namazımızı daha dikkatli kılabilir, Rabbimize daha samimi bir kalple yönelebiliriz.

Bugün değişebiliriz.

Peki geride ne bırakacağız?

İnsan öldüğünde ardında bıraktığı evler, arabalar, makamlar ve servetler onunla birlikte gitmez.

Geride bıraktığımız asıl miras; hayırlarımız, güzel amellerimiz, yetiştirdiğimiz hayırlı evlatlar, dokunduğumuz gönüller ve Allah'ın rızasını gözeterek yaptığımız işlerdir.

Bir insan düşünün…

Arkasından insanlar:

“İyi insandı.”

“Kimseyi incitmezdi.”

“Darda kalanın yanında olurdu.”

“Yetimin elinden tutardı.”

“İnsanların derdini kendisine dert edinirdi.”

“Allah ondan razı olsun.” diyorsa…

İşte insanın dünyadan götüremediği hâlde arkasında bırakabildiği en kıymetli servet budur.

Haydi, artık silkinme zamanı!

Daha ne kadar erteleyeceğiz?

“Bir gün başlarım…”

“Bir gün tövbe ederim…”

“Bir gün namazımı düzene koyarım…”

“Bir gün gönlünü kırdığım insanın gönlünü alırım…”

“Bir gün iyilik yaparım…”

“Bir gün Allah'a daha güzel bir kul olurum…”

Peki ya o gün gelmezse?

Belki de hayatımız boyunca “bir gün” dediğimiz şey, aslında hiç gelmeyecek.

Öyleyse kendimize gelelim.

Kalbimize dönelim.

Rabbimize dönelim.

Hayatımıza yeniden bakalım.

Kırdığımız gönülleri onaralım.

Haksızlıklarımızı telafi edelim.

Kul hakkından sakınalım.

İyiliği ertelemeyelim.

Güzel söz söylemekten çekinmeyelim.

Çünkü insanın gerçek zenginliği, sahip oldukları değil; ardında bıraktığı iyiliklerdir.

BUGÜN DEĞİLSE NE ZAMAN?

Ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz.

Ama ölümün geleceğini biliyoruz.

İşte mesele de tam olarak bu.

Ne zaman geleceğini bilmiyoruz; fakat hazırlanmak için vaktimizin şu an olduğunu biliyoruz.

Haydi…

Bir an duralım.

Kendimize gelelim.

Hayatımızı yeniden gözden geçirelim.

Ve kendimize şu soruyu soralım:

“Rabbimin huzuruna bugün çağrılmış olsaydım, yanıma ne alabilirdim?”

İşte bu sorunun cevabı, hayatımızı değiştirmeye yeter.

Çünkü ölüm, hayatın sonu olabilir; fakat insanın asıl yolculuğunun başlangıcıdır.

Öyleyse bugün…

Yarın değil.

Bir gün değil.

Bugün.

Çünkü belki de bize verilen son fırsat, tam da şu andır. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız