AHMET HOCA SİYASETİ BIRAKARAK BENCE EN DOĞRUSUNU YAPTI
Geçtiğimiz hafta çarşamba günü ikindi saatlerine doğru bir anda Ankara kulislerinden Ahmet Davutoğlu’nun bir açıklama yaparak siyasi hayatını noktalayacağını açıklayacağı bilgileri gelmeye başladı.
Hiç şaşırmadım.
Ve Allah şahit, bir anda kendimle gurur duydum.
Bazı okurlarımız bize kızsalar da...
Bazı okurlarımız bizi küçümsese de...
Uğur Özteke bu sütunlarda birkaç ay önce Ahmet Davutoğlu’nun A Takımı’ndan bir ismin Külliye’ye gittiğini ve görüşmenin sadece bazı kısımlarını burada sizlerle paylaşmıştı.
O gün bana çok sitem edenler oldu.
Bazı yakın dostlarım ise bana inanmak istemediklerini ve bu ismin kim olduğunu sordular.
Tabii ki isim vermedim.
Ama ben de sizler gibi merakla bu cepheden gelebilecek bir adımı beklemeye başlamıştım.
Ve nihayetinde o gün öğleden sonra siyasi kulislerdeki hareketlilik, hocanın net açıklaması ile ortaya çıktı.
………….
O günden bugüne yine sabırla bugünü bekledim.
Çünkü...
Çünkü bazı siyasi isimlerin, Sayın Davutoğlu’nun kıramayacağı isimlerin kendisi ile görüşüp hocayı ikna ederek geri adım attırmasından korktum.
Ne var ki geldiğimiz noktada bana göre artık hocanın siyasete dönüş sinyali de kalmadı.
O zaman Konyalı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin son Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu ile ilgili görüşlerimi kısaca sizlerle paylaşmak istedim.
Sayın Davutoğlu, siyaseti bırakmasına ilişkin uzun ve detaylı açıklamasında özetle şöyle diyordu:

“Davutoğlu, Türkiye'nin ahlak, hukuk ve kurumsal kapasitede derin bir gerileme yaşadığını belirterek, siyaset kurumunun itibar kaybına uğradığını ifade etti.
İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir.
İnsanın varoluşunu anlamlandıran düşünce sistemleri sarsılmakta; yapay zekâ ve teknolojik dönüşüm, insan ile bilgi arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirmektedir.
Arka arkaya yaşanan jeopolitik depremler, savaşlar ve soykırımlar, derinleşen ekonomik adaletsizlikler ve yeni sömürgeci tahakküm biçimleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin taşıyıcı sütunlarını yerinden oynatmaktadır.
…………….
Bu küresel altüst oluş yalnızca uluslararası sistemi değil, bölgesel dengeleri, ulusal kurumları ve toplumsal dokuları da derinden sarsmaktadır.
Türkiye, bütün bu kırılmaların kesişme noktasındadır.
Tarihin fay hatları üzerinde bulunan ülkemiz, aynı anda hem son derece ciddi risklerle hem de büyük bir stratejik sıçrama imkânıyla karşı karşıyadır.
Önümüzdeki meydan okumaların risklerini asgariye indirmenin ve tarihin önümüze çıkardığı imkânları kalıcı bir güce dönüştürmenin şartları bellidir:
- Herkese eşit işleyen adil bir sistem
- İnsan onurunu esas alan demokratik hukuk düzeni
- Düşünce özgürlüğüne dayalı özgün bir zihniyet dönüşümü
- Farklılıkları ortak bir aidiyette buluşturan güçlü bir vatandaşlık bilinci
- Tutarlı bir toplumsal ve siyasi ahlak anlayışı
- Üreten ve rekabet eden bir ekonomi
- Refahı topluma yayan sosyal adalet sistemi
- Ehliyet ve liyakat temelinde işleyen devlet kurumları
- Meşruiyetini yalnızca ve doğrudan millet iradesinden alan siyasal düzen
- Dünyadaki büyük dönüşümleri doğru okuyabilen stratejik bir akıl
Özetle, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu değişim kapsamlı bir ahlak, zihniyet, kurum ve siyaset devrimidir. Bugünkü tabloya baktığımızda, bu temel şartların birçoğunda ağır bir gerileme yaşandığını görmekteyiz.
…………………
Birbirimizi vatandaş, komşu ve kader ortağı olarak değil; yenilmesi, susturulması veya tasfiye edilmesi gereken rakip kamplar olarak görmeye başladığımız ölçüde millet olma vasfımız zayıflamaktadır.
Yolsuzluk, kayırmacılık ve hesap vermezlik ahlaki değerlerimizi aşındırmaktadır. Yolsuzluk algısındaki gerileme artık inkâr edilemeyecek boyutlardadır.
……………….
Bütün bunların üzerinde yükselen en ağır sorun ise siyaset kurumunun ve siyasetçi kimliğinin tarihimizin en derin itibar kayıplarından birini yaşıyor olmasıdır.
………………
Siyaset kirlenmekte, ahlaklı insanların siyasette kalmasının maliyeti her geçen gün artmakta ve milletimizin geleceğe ilişkin karamsarlığı derinleşmektedir.”
…………….
Ben Sayın Davutoğlu’nun açıklamalarından sadece bazı bölümleri aldım.
Sayın Davutoğlu ile de AK Parti’den kopuş günü olmak üzere o günleri birebir dinlemiştim.
………….
O günlerden bu son değerlendirmeye geldiğim zaman, yakından tanıma fırsatını bulduğum Sayın Ahmet Davutoğlu’nun siyasetçi olmadığını bir kez daha anladım.
…………
Sayın Davutoğlu AK Parti’de iken, Başbakan iken hiçbir gün kendisine secde yapanlardan olmadım.
AK Parti’den ayrıldıktan sonra da kendisini taşlayan, linç edenlerden değildim.
Sayın Davutoğlu benim için Torosların temiz, saf, yokluğu ve yoksulluğu görmüş; ama kendi tırnakları ile belli bir yerlere gelmiş...
Gelmiş ama o dağlılık duruşu ile de eğilip bükülmeyen, ortama uyamayan bir siyasetçi (!) idi.
Aslında siyasetçi değildi.
Bana göre bir bilim adamı idi.
Belki kendisine oy verenler, kendisi ile birlikte yürüyenler, kendisinden ümit bekleyenler bugünlerde üzgün.
Ben ise bir Konyalı olarak Sayın Ahmet Davutoğlu ve muhterem eşleri adına hiç üzgün olmadığım gibi aksine mutluyum.
***
İMAM ARANIYOR
Önceki gün bu şehirde muhafazakâr kesimden yetişip şehrin sermayesinin en zirvesinde yer alan isimlerden biri, ortak bulunduğumuz WhatsApp grubunda hiç bilmediğim bir bilgiyi paylaşmıştı.
Bu konuyu daha sonra daha geniş öğrenmek istedim.
Gerçekten doğru mudur diye okudum.
Çok hoşuma gitti.
Birlikte okuyalım mı?

Kanuni Sultan Süleyman’ın imamlık için aradığı şartlar
Muhteşem Süleyman’ın imamda aradığı özellikler, bugün bile “Nerede böyle imamlar?” dedirtecek nitelikler taşıyor.
Asırlar öncesinden günümüze ulaşan bir imam ilanı, bugünkü şartlar açısından çok düşündürücü bir tablo çiziyor…
Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın 1557 yılında Süleymaniye Camii’nde görevlendireceği imam için koştuğu şartlar, bugün “Osmanlı’nın nasıl bir kalite anlayışına sahip olduğunu görmemizi sağlıyor…”
Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın 1557 yılında Süleymaniye Camii'nde görevlendireceği imam için koyduğu şartlar, bugün “Osmanlı'ya sığınılarak” dinin istismar edilmesinden kaynaklanan din tartışmaları açısından büyük önem taşıyor.

Süleymaniye Vakfiyesi’nde bulunan 1557 yılındaki bir imam ilanına ait belgeye göre, Kanuni Sultan Süleyman, 16. yüzyılda Süleymaniye Camii’ne;
- Yüksek ilimleri ve alet ilimlerini bilecektir.
- Arapçayı ve Farsçayı bilecektir.
- Ayrıca Latinceyi de bilecektir.
- Kefere dini ile dinimiz İslam’ı mukayeseli olarak bilecektir.
- Ata binecek, spor yapacak, güzel görünüşlü olacak ve güzel giyinecektir.
- Evlenmiş olacak, karısı bir tane olacak ve güzel bir kadın olacaktır. (Harama bakmaması için)
- İlm-i Teşrihi (İnsan yapısı ilmi) bilecektir.
***
YENİ PARTİNİN İL BİNASININ
YENİ YERİ BELLİ OLDU
Yeni Partinin Konya il binası ile ilgili olarak Öğretmenevleri adresini vermiştim.
Ama dün son bilgi olarak aldım; Öğretmenevleri’ndeki üç katlı bina ile ilgili olarak bina sahibi ile yapılan anlaşma son anda bozulmuş.
Ve Yeni Parti il binası için hepimizin bildiği Atiker Kavşağı’ndaki eski Gelecek Partisi il binası ile anlaşma yapılmış.

Ve yine yanlış bilgi almıyorsam Gelecek Partisinin masa ve sandalyeleri de Yeni Partiye kalabilir.
***
BİZİM OKURUMUZ DUYARLIDIR
HASSASTIR, ŞEHİR SEVDALISIDIR
Bu hafta dile getirdiğimiz Darülmülk Müzesi ile ilgili olarak sizlerden inanılmaz dönüşler aldık.
Ve tabii bu durumu da şehrin büyüklerine birebir iletiyoruz.
İşte bu şehirde en üst seviyede yöneticilik yapmış bir hekim büyüğümüz, bizimle bu konudaki görüşlerini şöyle paylaşıyordu:
"Uğur Bey merhaba,
Bugünkü ‘Darülmülk’ ile ilgili yazınızı okudum.
Gerçekten çok üzüldüm.
Eşimle birlikte iki kez gidip görmüştük.
Konya dışından gelen ziyaretçileri de ya götürüyor ya da ismen zikrederek gidip görmelerini tavsiye ediyordum.
Çok ciddi bir çalışmanın Konya’dan kaydırılıp başka bir ilde sergilenmesi kabul edilemez.
Beni biliyorsunuz, gezmeyi seviyorum.
Gittiğim illerde ilk gezdiğim yer o kentin müzesidir.
Konya’yı düşünüyorum; Çatalhöyük gibi bir dünya mirasının bulunduğu antik kentten çıkan eserler Ankara Medeniyetler Müzesi'nde sergileniyor.
Arkeoloji Müzemizde birkaç küçük parça var ama lokasyon olarak hiç uygun olmayan bir yerde kaldı.
Günde kaç kişi ziyaret ediyor, merak ediyorum.
Mevlana-Alaaddin aksında, tarihi kent meydanında bir müzemizin olması çok önemlidir.
Bu vesileyle boşaltılan Valilik binasının müze olacağını duyunca sevinmiştim.
Sevincim kursağımda kaldı.
Fikir değişmiş, kütüphane olacak diye bir duyum aldım.
Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Kültür Bakanlığının Konya ile ilgili düşüncelerini de çok merak ediyorum.
Kent merkezine çıksanız, bütün tarihi camiler inşaat sahası şeklinde kapalı durumdalar.
Sırçalı Medrese'nin etrafında bir dolaşırsanız görürsünüz; yağmur oluklarının istisnasız hepsi zeminden bir metre yukarıda kalmış.

Zamanla kırılmış, parçaları bir yerlere atılmış.
Yağmur suyunu toplayıp binadan uzaklaştıracak oluklar bir metre yukarıda kalmış.
Yağmur suları temelin dibine boşalıyor.
Tarihi binanın etrafı insan boyunda ot olmuş.
Belli bir süre sonra restorasyon diye etrafını kapatırsak tam olacak.
Söylemek istediğim, tarihi binaları korumaya yönelik hiçbir önlem alınmıyor.
Sanırım yıkıldıktan sonra restorasyon daha cazip geliyor.
Böyle bir kente turist gelirse nereyi gezer, nerelere uğrar bilmiyorum.
Özetle yetkili arkadaşlarımızdan ricam; Millet Parkı gibi Cumhurbaşkanımızın bir kampanya başlatmasını beklemeden Konya’ya yakışır büyük bir kent müzesini kazandırmalarıdır.
Saygılarımla..."
………………..
GÜNÜMÜZÜN OKKALI SÖZÜ
Örnek olmak, öğüt vermekten daha etkili tek yoldur.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Kadın sürücülerimiz yolun en sol şeridini ısrarla ve inatla terk etmeme alışkanlığından kurtuldukları zaman daha iyi ADAM oluruz.