Konya
Parçalı az bulutlu
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,5831 %0.11
54,9367 %0.1
6.236,93 % 0,09

Ait Olduğun Yeri Bulamamak

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Hayatın insana sorduğu en zor sorulardan biri, Nereye aitsin?” sorusudur. Çoğu zaman bu soruya bir şehir adıyla, bir evle ya da bir insanın ismiyle cevap vermeye çalışırız. Oysa insan, ait olduğu yeri haritalarda bulamaz. Çünkü aidiyet; bir adres değil, ruhun kendini dinlenirken bulduğu sessiz bir limandır.

 

Kimi insanlar daha çocuk yaşlarda bu limana ulaşır. Gözlerini açtıkları ev, duydukları sesler ve hissettikleri sevgi, onlara dünyada bir yerleri olduğunu fısıldar. Kimileri ise yıllar boyunca aynı cümleyi içlerinde taşır: Sanki burası benim yerim değil.” Bu his, anlatılması en güç duygulardan biridir. Çünkü ortada görünen bir yara yoktur. Kimse seni incitmemiş gibi görünür, kimse seni dışlamamış gibi davranır. Her şey olması gerektiği gibidir. Fakat yine de içinde, kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir eksiklik dolaşır. Sabah uyandığında yeni bir güne değil, tamamlayamadığın bir arayışa gözlerini açarsın. Gün biter, insanlar evlerine döner, sokaklar sessizleşir; fakat senin içinde dolaşan o yabancılık hissi hiç dinmez. İnsan, ait olamadığı yerde yalnızca çevresine değil, zamanla kendisine de yabancılaşır. Aynaya baktığında gördüğü yüz tanıdıktır ama gözlerinin ardındaki insan sanki uzun zamandır orada değildir. Gülümsemeyi bilir ama o gülümsemenin sıcaklığı çoktan eksilmiştir. İnsanlarla konuşur ama söylediklerinin hiçbirinin gerçek duygularını taşımadığını hisseder. Çünkü ruh, anlaşılmadığı yerde kendini korumayı öğrenir. Önce sessizleşir, sonra saklanır ve en sonunda kimsenin ulaşamayacağı kadar derinlere çekilir. Belki de bu yüzden bazı insanlar yaşlarından çok daha yorgun görünür. Onları yoran yalnızca hayatın sorumlulukları değildir. Asıl yük, her gün ait olmadıkları bir yerde yaşamaya çalışmaktır. Bir odada bulunurlar ama kendilerini o odanın parçası gibi hissedemezler. Bir masaya otururlar ama sohbetin içinde kaybolurlar. Kalabalıkların arasında yürürken, herkes birbirine aitmiş de yalnızca kendileri yanlış hikâyeye girmiş gibi hissederler. İnsan bazen bu boşluğu doldurabilmek için yanlış kapıları çalar. Yanlış insanlarda ev arar. Bir tebessümü ömürlük huzur sanır, birkaç güzel cümleyi sonsuz bir bağlılık zanneder. Kalbini hiç düşünmeden teslim eder. Çünkü içinde büyüyen aidiyet özlemi, mantığın sesini bastıracak kadar güçlüdür. Fakat bazı insanlar yalnızca hayatımıza uğramak için gelir; yerleşmek için değil. Onlar giderken yalnızca kendilerini değil, birlikte kurduğumuz bütün hayalleri de götürürler. İşte o an insan, kaybettiği şeyin bir insan olmadığını anlar. Kaybettiği şey, o insanın yanında hissettiği ait olma ihtimalidir. Ne acıdır ki bazen en büyük yalnızlık, tek başına kalmak değildir. En büyük yalnızlık; anlaşılmadığını hissettiğin hâlde anlatmaktan vazgeçmektir. Çünkü bir süre sonra insan, Nasıl olsa kimse anlamayacak.” düşüncesine alışır. Kelimelerini azaltır, hislerini içine gömer. Çevresindekiler onun sessizliğini olgunluk sanırken, o sessizliğin altında her gün biraz daha yorulan bir ruh vardır. Aidiyet eksikliği, insanın farkında olmadan kendisini değiştirmesine neden olur. Daha çok sevilmek için farklı davranır. Daha çok kabul görmek için düşüncelerini gizler. Kırıldığı hâlde gülümser. Yorulduğu hâlde güçlü görünmeye çalışır. Çünkü ait olabilmenin bedelinin değişmek olduğunu sanır. Oysa insan, kendisi olmaktan vazgeçtiği anda hiçbir yere ait olamaz. Kendi ruhuna yabancılaşan biri, dünyanın hangi köşesine giderse gitsin aynı boşluğu yanında taşır. Belki de bu yüzden bazı yolculuklar kilometrelerle ölçülmez. İnsan bazen hiçbir yere gitmeden yıllarca yol alır. Her hayal kırıklığı onu biraz daha büyütür. Her vedanın ardından yeniden ayağa kalkmayı öğrenir. Her kayboluş, ona aslında neyi aradığını biraz daha öğretir. Hayatın en sessiz öğretmenlerinden biri de yalnızlıktır. İlk başlarda insana ağır gelir. Sessizlikten kaçmak ister, kalabalıklara sığınır. Sonra bir gün fark eder ki yalnızlık, kendisini dinleyebildiği tek yerdir. Başkalarının sesleri sustuğunda kendi kalbinin ne söylediğini ilk kez duyar. İşte o zaman anlar; yıllardır aradığı yer belki de dışarıda değildir. Çünkü insanın ait olduğu ilk yer, kendi kalbidir. Kendini olduğu gibi kabul edemeyen biri, dünyanın en güzel şehrinde yaşasa da huzuru bulamaz. En çok sevildiği evde bulunsa da eksikliğini hisseder. En kalabalık sofralarda otursa da içinde büyüyen yalnızlık değişmez. İnsan önce kendisine sığınmayı öğrenmelidir. Yaralarını inkâr etmeden sevebilmeli, eksik yanlarından utanmamalıdır. Çünkü insan kendisini kabul ettiğinde, dünya da ona yavaş yavaş kapılarını açmaya başlar. Belki ait olduğun yer, çocukluğunda bıraktığın bir sokak değildir. Belki seni bekleyen bir şehir de yoktur. Belki de bütün bu arayışın sonunda anlayacağın şey şudur: Aidiyet, bir yere varmak değil; olduğun yerde kendin olabilmektir. Seni değiştirmeye çalışmayan insanların yanında huzur bulmaktır. Susarken bile anlaşılabildiğini bilmektir. Gözlerinin neden dolduğunu açıklamak zorunda hissetmemektir. Hayat, herkese aynı yolları sunmaz. Kimileri kısa sürede yuvasını bulur, kimileri ise uzun yıllar boyunca aramaya devam eder. Fakat geç bulunan şeylerin değeri de bambaşkadır. Çünkü uzun süre susuz kalan biri, suyun kıymetini herkesten iyi bilir. Uzun yıllar ait hissedemeyen biri de huzurun ne kadar büyük bir nimet olduğunu herkesten daha derinden hisseder. Belki bugün hâlâ kendinizi hiçbir yere ait hissedemiyorsunuz. Belki çevrenizdeki insanlar sizi görüyor ama gerçekten tanımıyor. Belki gülümsediğiniz hâlde içinizde fırtınalar kopuyor. Belki her gece uyumadan önce aynı soruyu kendinize soruyorsunuz: Ben gerçekten nereye aitim?” Bu sorunun cevabını bugün bulamayabilirsiniz. Yarın da bulamayabilirsiniz. Fakat aramaktan vazgeçmeyin. Çünkü insan bazen en çok kaybolduğunu sandığı anda kendine yaklaşır. En uzun yolların sonunda ulaşılan manzaralar nasıl daha unutulmazsa, ruhun uzun arayışlarının sonunda bulduğu huzur da öyledir. Bir gün gelecek… Kendinizi değiştirmek zorunda kalmadığınız insanların yanında oturacaksınız. Sessizliğinizin bile anlaşıldığını hissedeceksiniz. İçinizde yıllardır dolaşan o yabancılık yavaş yavaş dağılacak. İlk kez, bulunduğunuz yerden gitmek istemeyeceksiniz. İlk kez, hiçbir maskeye ihtiyaç duymadan nefes alabileceksiniz. Ve belki de o gün, yıllardır cevabını aradığınız soruya yalnızca tek bir cümleyle karşılık vereceksiniz: “İşte şimdi, ait olduğum yerdeyim.” Bugün bu satırları okurken belki kendi hikâyenizden küçük parçalar buldunuz. Belki yıllardır kimseye anlatamadığınız duygularınız, bu cümlelerin arasında kendine bir ses buldu. Eğer öyleyse bilin ki bu dünyada aynı duyguları yaşayan tek kişi siz değilsiniz. Hepimiz, hayatın farklı duraklarında kendimize ait bir yer arıyoruz. Kimi bunu erken buluyor, kimi ise uzun bir yolculuğun sonunda… Önemli olan, bu arayış sırasında kendinizi kaybetmemenizdir. Çünkü insanın en güvenli sığınağı, önce kendi kalbidir. Kalbinize sahip çıktığınız sürece, yol sizi er ya da geç olmanız gereken yere ulaştıracaktır.

 

Satırlarıma eşlik ettiğiniz için her birinize yürekten teşekkür ediyorum. Umarım bu yazı, içinizde uzun zamandır adını koyamadığınız duygulara küçük de olsa bir ışık olmuştur. Hayat sizi hangi yollardan geçirirse geçirsin, kendinizi kaybetmemenizi ve bir gün ruhunuzun gerçekten dinlenebileceği o yeri bulmanızı diliyorum. Kalbinizin sesini duymaktan vazgeçmeyin, umut etmeyi de… Çünkü bazen insanı ait olduğu yere götüren tek şey, vazgeçmeyen umududur. Bir sonraki yazıda yeniden buluşmak dileğiyle, kendinize, hayallerinize ve yüreğinize çok iyi bakın. Hoşça kalın.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız