Konya
Açık
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,0585 %0.02
53,9483 %-0.03
6.015,61 % -2,05

CENNETİ ÇÖPLÜĞE ÇEVİRMEK…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Karaburun’un Sessiz Çığlığı

Karşımdaki manzara nefes kesici…

Bir tarafta Akdağ’ın heybeti…

Diğer tarafta Ege Denizi’nin sonsuz maviliği…

Ve tam ortasında…

Kamyonlar dolusu moloz.

İnşaat atıkları.

Kırılmış lavabolar.

Dolap kapakları.

Plastikler.

Bir turizm ilçesinin en değerli seyir noktalarından biri, adeta vahşi bir döküm alanına çevrilmiş.

Bir başka fotoğrafa bakıyorum.

Yol kenarında gelişigüzel atılmış plastik şişeler…

İçecek kutuları…

Tek bir ayakkabı…

Sanki biri arkasına bile bakmadan çekip gitmiş.

Hayır…

Bunlar sadece çöpler değil.

Bunlar bir toplumun çevreye bakışının, sorumluluk anlayışının fotoğrafıdır aslında!

Bugün dünyanın her yerinde iklim değişikliği konuşuluyor.

Sıfır karbon hedefleri açıklanıyor.

Sürdürülebilirlik raporları hazırlanıyor.

Çocuklara çevre bilinci öğretiliyor.

Sonra aynı insanlar araçlarının camını açıp plastik şişelerini yol kenarına fırlatıyor.

Ne büyük bir çelişki…

Peki insanlar neden çevreyi kirletiyor?

Çünkü kirletmenin gerçek bir bedeli olmadığını düşünüyorlar.

“Nasıl olsa belediye temizler.”

“Bir şişeden ne olur?”

“Herkes atıyor.”

İşte çevre felaketleri tam da bu cümlelerle başlıyor.

Doğayı sahipsiz görüyoruz.

Oysa doğa kimsenin mirası değil;

çocuklarımızdan ödünç aldığımız en büyük emanettir.

Fakat asıl sormamız gereken soru şu:

İnsan hata yapabilir…

Peki ya belediyeler?

Peki ya ilgili kurumlar?

Peki ya denetim mekanizmaları?

Akdağ yolundaki bu manzara bir gecede oluşmadı.

Bu molozlar sırt çantasında taşınmadı.

Kamyonlarla getirildi.

Defalarca sefer yapıldı.

Saatler sürdü.

Peki hiç kimse bunu görmedi mi?

Hiç kimse bu kamyonlara “Bu hafriyatı nereye götürüyorsunuz?” diye sormadı mı?

Bir turizm ilçesinin en güzel manzara noktalarından biri nasıl olur da göz göre göre çöplüğe dönüşebilir?

*

Karaburun, İzmir’in batıya uzanan son nefesidir.

Ege Denizi’nin masmavi sularıyla çevrili bu eşsiz ilçe; kayalık kıyıları, endemik bitkileri, zeytinlikleri, makilik alanları ve eşsiz doğal yaşamıyla yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin korunması gereken en değerli doğal miraslarından biridir.

Burası yalnızca yaz aylarında denize girilen bir tatil beldesi değildir.

Burası;

Göçmen kuşların dinlenme rotasıdır.

Asırlık zeytin ağaçlarının kök saldığı bereketli topraklardır.

Yaban keçilerinin özgürce dolaştığı dağlardır.

Rüzgârın, denizin ve doğanın binlerce yılda şekillendirdiği eşsiz bir coğrafyadır.

İnsanlar Karaburun’a beton görmek için gelmez.

Moloz görmek için hiç gelmez.

İnsanlar burada huzuru satın almak ister.

Biz ise onlara, cennetin ortasında oluşturulmuş bir çöplük gösteriyoruz.

*

Otuz beş yılı aşkın Laboratuvar’da çalışma hayatım boyunca çalışmalar yaptım.

Bu nedenle bu manzaraya yalnızca estetik açıdan değil, bilimsel açıdan da bakıyorum.

Bir plastik şişe…

Yalnızca görüntü kirliliği oluşturmaz.

Güneşin ultraviyole ışınları altında parçalanmaya başlar.

Mikroplastiklere dönüşür.

Bu parçacıklar rüzgârla toprağa taşınır.

Yağmurla yer altı sularına karışır.

Dereler aracılığıyla Ege Denizi’ne ulaşır.

Balıkların, midyelerin ve diğer deniz canlılarının bünyesine girer.

Sonunda ise soframıza kadar geri döner.

Doğaya attığımız her plastik, aslında gelecekte kendimize gönderdiğimiz görünmez bir mektuptur.

*

İnşaat atıkları ise çok daha sessiz ama çok daha tehlikeli bir kirlilik oluşturur.

Çimento…

Alçı…

Seramik…

Boyalar…

Yalıtım malzemeleri…

PVC parçaları…

Silikonlar…

Vernikler…

Metal bağlantılar…

Bunların bir kısmı zamanla yağmur sularıyla çözünerek toprağa karışabilir.

Eski yapı malzemelerinde bulunabilen kurşun, krom, bakır, çinko ve benzeri ağır metaller ekosistemde birikerek uzun vadeli risk oluşturabilir.

Topraktaki faydalı mikroorganizmalar zarar görür.

Bitki köklerinin gelişimi olumsuz etkilenir.

Doğal toprak dengesi bozulur.

Ve bu tahribat, gözle görülmese bile yıllarca devam eder.

*

Bir plastik şişe yaklaşık 450 yıl doğada kalabiliyor.

Strafor ise neredeyse hiç yok olmuyor.

Bugün yere attığımız çöp…

Belki de torunlarımızın torunları tarafından hâlâ görülecek.

Ne acı bir miras…

*

Bir başka büyük tehlike ise yangındır.

Karaburun yazın kavrulur.

Makilik alanlar kurur.

İnşaat atıkları arasında bulunan kartonlar, ahşap parçaları ve plastikler yangının yayılmasını hızlandırabilir.

Tek bir sigara izmariti…

Tek bir kıvılcım…

Ve binlerce dönüm doğal yaşam birkaç saat içinde yok olabilir.

Sadece ağaçlar yanmaz.

Kaplumbağalar…

Kirpiler…

Kertenkeleler…

Kuş yavruları…

Arılar…

Toprağın altında yaşayan milyonlarca canlı…

Hepsi sessizce yok olur.

*

Çevreyi kirletmek sadece doğaya zarar vermek değildir.

Turizme zarar vermektir.

Ekonomiye zarar vermektir.

Tarıma zarar vermektir.

Balıkçılığa zarar vermektir.

Gayrimenkul değerlerini düşürmektir.

Yerel esnafın kazancını azaltmaktır.

Ve en önemlisi…

Çocuklarımızın geleceğini kirletmektir.

*

Bir turizm ilçesi, doğasını koruyabildiği kadar değerlidir.

Karaburun’un gerçek zenginliği yeni betonlar değil;

masmavi denizi,

tertemiz havası,

sessiz koyları,

zeytin ağaçları,

dağları,

ve bozulmamış doğal dokusudur.

Eğer bunları kaybedersek…

Kaybettiğimiz yalnızca birkaç ağaç olmayacaktır.

Karaburun’un ruhunu kaybedeceğiz.

*

Artık bahaneler değil, çözümler konuşulmalıdır.

Kaçak hafriyat dökümlerine karşı kamera sistemleri kurulmalıdır.

Hafriyat taşıyan araçlar sıkı şekilde denetlenmelidir.

Caydırıcı para cezaları tavizsiz uygulanmalıdır.

Vatandaşın ihbarı anında değerlendirilmelidir.

Belediyeler, kamu kurumları ve vatandaş aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir.

Çünkü temiz bir çevre yalnızca belediyenin görevi değildir.

Ancak çevreyi korumak konusunda öncülük etmek ve denetimi sağlamak ise kamu otoritelerinin en temel sorumluluğudur.

*

Son söz…

Doğa bizden mucizeler beklemiyor.

Sadece ona ihanet etmememizi istiyor.

Karaburun’u sevmek, gün batımı fotoğrafları paylaşmakla olmaz.

Karaburun’u sevmek;

yere bir plastik şişe atmamakla,

kaçak moloz dökeni uyarmakla,

görenin sessiz kalmamasıyla,

yönetenlerin de görevlerini eksiksiz yerine getirmesiyle başlar.

Çünkü bir gün çocuklarımız bize şu soruyu soracak:

“Size emanet edilen bu eşsiz Ege cennetini bize neden çöplük olarak bıraktınız?”

İşte o gün verilecek cevabı, bugün yazıyoruz. Sessiz kalırsak, bu vebalin ortağı oluruz. Karaburun bunu hak etmiyor. 
Ege bunu hak etmiyor. 
Gelecek nesiller ise hiç hak etmiyor.
Maalesef Karaburun gibi ülkemizin birçok beldesi artık SAYGI bekliyor biz insanoğlundan aksi FELAKET olur…!!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız