Çocuklarımızın Cebindeki Zehir
Bu meselenin sosyolojik boyutu incelendiğinde, cinsiyetler arasındaki dramatik uçurum dikkat çekiyor. Türkiye’de her iki erkekten biri (%42,9) sigara kullanırken, kadınlarda bu oran %17,5 civarında seyrediyor. Erkekler arasındaki bu yüksek yoğunluk, sigaranın toplumsal alanda bir "sosyalleşme aracı" veya stresle baş etme yöntemi olarak yanlış kabul görmesinden besleniyor.

Ne var ki, bu dumanlı sosyalleşme biçiminin bedeli çok ağırdır: Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verileri, Türkiye'de her yıl 100 binden fazla insanın doğrudan tütün kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybettiğini ortaya koymaktadır. Bu, her gün yaklaşık 300 insanımızı, yani bir uçak dolusu vatandaşımızı önlenebilir bir sebepten ötürü toprağa verdiğimiz gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise ülkenin sırtına binen devasa bir ekonomik kambur yer alıyor. Türkiye'de günde ortalama 19,5 milyon paket sigara tüketiliyor. Bu tüketimin yaklaşık 4,5 milyon paketi ise vergilendirilemeyen kaçak yollardan oluşurken ve kamu maliyesinde milyarlarca liralık vergi kaybına yol açıyor.
İşin mali boyutu sadece sigaraya ödenen parayla da sınırlı değildir. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) akciğer kanseri, KOAH, koroner kalp hastalıkları ve inme gibi tütün kaynaklı kronik rahatsızlıkların tedavisi için harcadığı yıllık bütçe, milyarlarca lirayı buluyor. Sigara kaynaklı iş gücü kaybı, erken ölümler ve hastane bakım maliyetleri eklendiğinde, tütün endüstrisi ülkenin refahını ve ekonomik sermayesini kelimenin tam anlamıyla havaya savuruyor.
Geleneksel sigarayla mücadele sürerken, cephemize tütün baronları tarafından fonlanan yeni ve çok daha sinsi bir düşman eklendi: Elektronik sigaralar (e-sigara) ve ısıtılmış tütün ürünleri. "Daha az zararlı", "dumansız" ya da "sigarayı bırakmaya yardımcı" gibi sahte ambalajlarla pazarlanan bu cihazlar, aslında genç nesilleri nikotin kölesi yapmak için geliştirilmiş teknolojik tuzaklardır.
Yeşilay’ın yayınladığı Tütün Raporu verilerine göre, e-sigara kullanıcılarının %60’ı bu ürünleri güya "sigarayı bırakma yöntemi" olarak tercih ettiğini iddia ediyor. Ancak klinik çalışmalar ve istatistikler, bu kişilerin tütün bağımlılığından kurtulmadığını, aksine "çift kullanıcı" haline gelerek her iki zehri birden tükettiğini kanıtlıyor.

Renkli tasarımları, cezbedici meyve aromaları ve modern imajı yüzünden e-sigaralar, özellikle lise ve üniversite gençliği arasında bir salgın hızıyla yayılıyor. Türkiye’de kapalı mekânlarda tütün tüketimini yasaklayan Dumansız Hava Sahası kanunları, bu cihazların çıkardığı kokusuz veya aromalı buharlarla gizlice ihlal ediliyor. Yasal mevzuata göre Türkiye'de e-sigaraların ithalatı, satışı ve pazarlanması tamamen yasak olmasına rağmen; internet siteleri, sosyal medya hesapları ve tezgâh altı satış ağları bu zehrin çocukların cebine kadar girmesine çanak tutuyor. Kendi geleceğimizi, yani yarının yetişkinlerini tütün endüstrisinin kâr hırsına kurban etme lüksümüz yok.
Bu gidişatı durdurmak için yalnızca denetimleri sıklaştırmak ve cezaları artırmak yeterli olmayacaktır. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve hastanelerdeki sigara bırakma polikliniklerinin kapasiteleri artırılmalı, buralarda sunulan ücretsiz ilaç ve psikolojik destek imkânları daha geniş kitlelere ulaştırılmalıdır.
En önemlisi de toplumsal bir zihniyet dönüşümü inşa edilmelidir. Sigaranın bir dert ortağı değil, hayatı ve bütçeyi sömüren bir pranga olduğu gerçeği ilkokul sıralarından itibaren nesillere aktarılmalıdır. Dumansız, temiz ve sağlıklı bir Türkiye vizyonu, sadece kanunlarla değil, her bireyin kendi sağlığına ve çevresine duyduğu saygıyla yükselecektir. Söndürmediğimiz her sigara, geleceğimizden çalınan bir nefestir.