TARIMSAL AFET DESTEK FONU (TADEF) KURULMASI ARTIK STRATEJİK BİR ZORUNLULUKTUR
Türkiye tarımı son yıllarda tarihinin en zorlu dönemlerinden birinden geçmektedir.
Bir tarafta iklim değişikliğinin etkileri, diğer tarafta giderek artan doğal afetler üreticinin omuzlarındaki yükü her geçen gün daha da ağırlaştırmaktadır.
Don, dolu, sel, taşkın, kuraklık, aşırı yağış, fırtına ve sıcaklık stresi gibi olaylar artık istisnai durumlar olmaktan çıkmış, tarımsal üretimin ayrılmaz riskleri haline gelmiştir.
Aslında tarımsal afetler yeni değildir. Ancak bugün hem afetlerin sayısı hem de şiddeti artmış, etkileri daha geniş alanlarda hissedilir hale gelmiştir.
Bunun en önemli nedeni iklim değişikliğidir. İklim düzeni artık geçmişte olduğu gibi öngörülebilir değildir.
Geç donlar daha sık yaşanmakta, dolu yağışları daha yıkıcı hale gelmekte, kuraklık dönemleri uzamakta ve aşırı sıcaklıklar bitkisel üretimi ciddi şekilde etkilemektedir.
Tarım sektörü, diğer sektörlerden farklı olarak doğrudan doğa koşullarına bağlıdır. Fabrikalar kapalı alanlarda üretim yapabilir, hizmet sektörü teknolojik çözümler geliştirebilir; ancak çiftçi toprağın, yağmurun, güneşin ve iklimin insafına bağlı olarak üretim yapmak zorundadır.
Bu nedenle hava koşullarındaki küçük değişimler bile tarımsal üretimde büyük ekonomik kayıplara yol açabilmektedir.
Son yıllarda yaşanan olaylar bunun en somut örnekleridir. 2025 yılı Nisan ayında yaklaşık 60 ili etkileyen büyük don afeti, birçok bölgede meyve üretimini ağır şekilde etkilemiştir.

Meyve ağaçlarında sadece ürün değil, sürgünler de zarar görmüş ve afetin etkileri sonraki yıllara taşınmıştır.
Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı'nın da ifade ettiği gibi bu olay, Cumhuriyet tarihinin en büyük tarımsal afetlerinden biri olarak değerlendirilmiştir.
Bunun hemen ardından bu yıl yaşanan yoğun yağışlar yeni bir tablo ortaya çıkarmıştır. Barajlar dolmuş, kuraklık tehlikesi büyük ölçüde azalmış ancak bu kez de aşırı yağışların neden olduğu sel ve taşkınlar birçok üreticiyi mağdur etmiştir.
Bazı bölgelerde tarlalar günlerce su altında kalmış, ekili alanlar zarar görmüş, bazı üreticiler ise tarlalarına giremedikleri için ekim yapamamıştır.
Özellikle Orta Karadeniz Bölgesi'nde yaşanan yoğun yağışlar, Tokat, Amasya ve çevresinde dere yataklarına yakın tarım alanlarını, seraları ve hayvancılık işletmelerini tehdit etmiştir. Devletimizin ilgili kurumları büyük bir özveriyle çalışarak olası daha büyük zararların önüne geçmiştir.
Çok şükür can kaybı yaşanmamıştır.
Ancak üreticilerin yaşadığı ekonomik kayıplar önemli boyutlara ulaşmıştır.
Benzer şekilde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde etkili olan aşırı yağış ve yüksek nem, mercimek üretiminde ciddi kök çürüklüğü ve mantar hastalıklarına yol açmış, bazı alanlarda yüzde 70 ila 80'e varan verim kayıpları meydana gelmiştir. Bu örnekler bize açıkça göstermektedir ki kuraklık olmasa bile üretici farklı afetler nedeniyle zarar görebilmektedir.
Bugün çiftçinin karşı karşıya bulunduğu en büyük sorunlardan biri işte bu risk ve belirsizlik ortamıdır.
Elbette Türkiye'nin bu konuda önemli bir güvencesi bulunmaktadır. Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM), tarımsal risk yönetiminin en önemli araçlarından biridir.
Devlet, sigorta primlerinin önemli bir bölümünü karşılayarak üreticinin sigorta yaptırmasını teşvik etmektedir. Bitkisel ürün sigortalarında destek oranı genel olarak yüzde 50 seviyesindedir.
Meyvelerde don riski sigortasında bu oran yüzde 67-70'e, kuraklık sigortalarında ise yüzde 70'e kadar çıkabilmektedir.
Buna rağmen sigortalılık oranlarının halen istenilen düzeye ulaşamadığı da bir gerçektir. Özellikle küçük aile işletmeleri ve gelir seviyesi düşük üreticiler arasında sigorta yaptırma oranları yeterli seviyelerde değildir.
Sonuç olarak afet yaşandığında çok sayıda üretici herhangi bir güvenceye sahip olmadan büyük zararlarla karşı karşıya kalmaktadır.
İşte tam da bu noktada Türkiye'nin yeni bir destek mekanizmasına ihtiyacı bulunmaktadır:
Tarımsal Afet Destek Fonu (TADEF).
Burada özellikle altını çizmek gerekir ki TADEF'in amacı TARSİM'in yerine geçmek değildir.
Tam tersine TARSİM'i tamamlayan ve güçlendiren bir yapı olarak tasarlanmalıdır.
Temel ilke çok açık olmalıdır:
"Önce sigorta, sonra afet desteği."
Sigorta sistemi ana güvence olmaya devam etmeli, TADEF ise sigortanın ulaşamadığı veya yetersiz kaldığı durumlarda devreye girmelidir.
TADEF; afet nedeniyle ekim yapamayan, ürünü tamamen zarar gören, olağanüstü afetlerden etkilenen veya sigortasız olduğu için destek alamayan üreticilere belirli kriterler çerçevesinde destek sağlayan bir güvence mekanizması olarak kurgulanabilir.
Amaç, çiftçinin zararının tamamını karşılamak değil; yeniden üretime dönebilmesini sağlayacak desteği vermektir.
Tohumluk, fide, mazot, yeniden ekim maliyetleri ve işletme sermayesi gibi temel ihtiyaçlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
Dünyadaki uygulamalar incelendiğinde de benzer modeller görülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Japonya, Avustralya, Hindistan ve Avrupa Birliği ülkelerinde tarımsal risk yönetimi yalnızca sigorta sistemiyle yürütülmemektedir.
Sigorta sistemleri, devlet destekli afet mekanizmaları ve gelir koruma uygulamaları birlikte çalışmaktadır.
Ortak model son derece nettir:
Tarım sigortası temel güvenceyi sağlar.
Devlet destekli afet mekanizmaları boşlukları doldurur.
Gelir ve yeniden üretim destekleri üretimin devamını garanti altına alır.
Yani hiçbir gelişmiş ülke tarımsal afet yönetimini yalnızca sigortaya bırakmamaktadır.
Türkiye'nin de bu yönde yeni adımlar atması gerekmektedir.
TADEF'in finansmanı genel bütçeden ayrılacak kaynaklar, tarımsal destek bütçelerinden aktarılacak paylar, afet dönemlerinde oluşturulacak özel kaynaklar, gıda zincirinden yararlanan sektör katkıları ve ulusal ya da uluslararası kırsal kalkınma fonlarından sağlanabilir.
Bu noktada önemli olan konu, fonun kurulmasının sadece bir kamu politikası olarak değil, toplumsal bir talep olarak gündeme gelmesidir.
Ziraat odaları, üretici birlikleri, kooperatifler, meslek kuruluşları, akademik çevreler ve sivil toplum kuruluşları bu talebi güçlü şekilde sahiplenmelidir.
Başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda ortak bir çalışma yürütmelidir.
Çünkü tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir.
Tarım aynı zamanda gıda güvenliğinin, milli güvenliğin ve stratejik bağımsızlığın temelidir.
Bugün afet nedeniyle zarar gören üreticiyi korumak, yarın soframızdaki gıdayı güvence altına almak demektir.
Doğru kurgulanmış bir Tarımsal Afet Destek Fonu; üreticiyi koruyacak, TARSİM'i güçlendirecek, kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasını sağlayacak ve üretimin sürdürülebilirliğini güvence altına alacaktır.
Unutulmamalıdır ki çiftçi kaybederse sadece bir kişi kaybetmez; köy kaybeder, şehir kaybeder, ekonomi kaybeder, ülke kaybeder.
Bu nedenle Tarımsal Afet Destek Fonu (TADEF), Türkiye tarımı için artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.