Konya
Parçalı bulutlu
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,4649 %0.04
53,3731 %0.06
6.289,46 % 1,35
HOCANIN BİLGİSİNDE KİM? NİÇİN? KÜLLİYEYE GİTTİ

HOCANIN BİLGİSİNDE KİM? NİÇİN? KÜLLİYEYE GİTTİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir ayı daha, takvimlere göre yaz mevsiminin ilk ayını da bitirmek üzere son günlere giriyoruz.

Yıllardır bilim adamları insanlığa küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine dikkat çekmeye çalışsalar da mesela biz bu işin nereye, nasıl gideceğini daha yeni yeni konuşmaya başlıyoruz.

Haziran ayını gün geliyor soğukla, montlarla, hatta geceleri kaloriferleri ve klimaları yakarak geçiriyoruz.

Bakalım hayırlısıyla temmuz nasıl olacak?

Neyse, biz bu haftanın ilk yazısına önce güzel bir konu ile girelim.

....................

BAŞKAN AHMET
PEKYATIRMACI YENİ
SİLLE CADDESİ
MÜJDESİNİ VERDİ

Geçtiğimiz hafta içerisinde Konya’nın yeni prestij caddelerinden birisi olacak şekilde planlanan Yeni Sille Caddesi’nde neredeyse her hafta meydana gelen ölümlü ya da ağır yaralı trafik kazalarına dikkat çekerek bu caddenin genişlemesi için kendi görüşlerimizi dile getirmiştik.

Selçuklu Belediye Başkanı Sayın Ahmet Pekyatırmacı cumartesi günü 22.30 sularında aradı.

Biz daha o saatlerde evimize geçememiştik.

Ahmet Başkan’la selamlaşma ve hâl hatır faslından sonra başkan bize özetle şu bilgileri veriyordu:

“Yeni Sille Caddesi’nde son haftalarda dikkat çektiğiniz gibi meydana gelen kazaları yakından takip ediyoruz.

Ancak şunu vatandaşlarımızla da paylaşmak isterim ki Yeni Sille Caddesi tam olarak hizmete girdiği zaman şehrimizin en prestijli caddelerinden birisi olacak.

Burası yeni cadde olarak 40 metre genişliğinde, üç şerit gidiş, üç şerit geliş şeklinde olacak.

Bunun yapılması için de bölgede hızla devam etmekte olan inşaat çalışmalarının tamamlanmasını bekliyoruz.

Büyükşehir Belediyemizle koordineli olarak yol çalışmamızın planlamasını tamamladık.

İnşallah bu yol üç şeritten altı şerit olarak hizmete girdiği zaman hepimizin korktuğu bir cadde değil, prestijli yeni bir cadde olacak” dedi.

Biz de bu bilgilendirme ve güzel haber için Sayın Başkan Ahmet Pekyatırmacı’ya ve ekibine huzurlarınızda teşekkür ederiz.

....................

BİZİM ÇOCUKLAR İÇİN
BİR ÇİFT LAF DA
BİZ EDELİM Mİ?

Türk milleti olarak yine bir uluslararası arenada kötü bir dayak yiyerek yerimize oturduk ve bu dayağı hazmetmeye çalışıyoruz.

Türk Milli Takımımızı Amerika Birleşik Devletleri’ne uğurlarken başta Sayın Spor Bakanımız olmak üzere A protokol kıtaya uçmuştu.

Paraguay maçı yine Türkiye’den giden binlerce futbolseverin desteğiyle 85 milyonun gündemindeydi.

Amerika’ya giderken Bodrum’daki rakamını dahi söyleyemeyeceğim yüksek villalardan tutun da nasıl dereceye gireceğimiz konusunda basın da dahil olmak üzere balonu şişiriyorduk.

Balon çabuk patladı.

Hem de kötü patladı.

Cumartesi günü baktım, bütün spor kamuoyu el birliği ile şişirdikleri balonu nasıl daha iyi patlatırız yarışına girmişlerdi.

Biz Amerika’ya giderken kimse şu cümleyi ve rakamı konuşmuyordu:

“Amerika’daki Dünya Şampiyonası öncesi yapılan şampiyonalara 32 ülke katılıyordu.

Amerika’ya ise 48 ülke katılmıştı.

Buna Türkiye de dahildi.

Yani rakam 32’den 48’e çıkarılmasaydı Türkiye bu şampiyonada yine yoktu.

Hani birileri 24 yıl sonra yeniden Dünya Şampiyonası’ndayız diye uçuyordu ya...

Bu rakamlara kimse dikkat çekmiyor, kimse de bundan söz etmiyordu.”

Gelelim Türk futbolu için düşündüklerimize.

Dünya Kupası’nda Türkiye’den beklenti yine çok büyüktü.

İlk maçta ortaya konan performans ise beklentilerin oldukça gerisinde kalmıştı.

Doğal olarak eleştiriler de peş peşe gelmişti.

Ancak burada sormamız gereken önemli bir soru var bana göre:

“Bir milli takımı, teknik direktörü ve oyuncu grubunu tek bir maça göre değerlendirmek ne kadar gerçekçidir?”

Futbol tarihinde ilk maçında hayal kırıklığı yaşayıp sonrasında büyük başarılara ulaşan birçok takım vardır.

Turnuvalar bir maçlık değil, uzun soluklu organizasyonlardır.

İlk karşılaşmalar bazen heyecanın, baskının ve beklentilerin gölgesinde oynanır.

Elbette kötü futbol eleştirilmelidir. Ancak eleştiri ile peşin hüküm arasındaki çizgiyi de korumamız gerekir.

Bununla birlikte Türkiye’nin futbol gerçeğini sadece ilk maçın sonucuna indirgemek de doğru değildir.

Çünkü milli takımların başarısı ya da başarısızlığı tek bir karşılaşmanın değil, yıllar boyunca kurulan sistemlerin ürünüdür.

Fransa’nın, Almanya’nın, İspanya’nın başarılarının arkasında sihirli formüller değil; güçlü altyapılar, oynayan yerli futbolcular ve istikrarlı futbol politikaları vardır.

Türkiye ise uzun yıllardır farklı bir yol izliyor.

Süper Lig’de geçtiğimiz sezon forma giyen 571 futbolcunun 318’i yabancıydı.

Sahaya çıkan her iki oyuncudan birinden fazlası yabancı futbolculardan oluşuyordu.

TFF 1. Lig’de de tablo çok farklı değildi.

Peki soru şu:

Bu kadar yabancı oyuncunun bulunduğu bir futbol düzeninde Türk futbolcusu nerede oynayacak?

Kulüpler günü kurtarmak için hazır yabancıya yöneliyor.

Teknik direktörler puan baskısı nedeniyle genç oyunculara yeterince süre veremiyor.

Taraftarlar ise sabır göstermiyor.

Sonuç olarak genç Türk futbolcular gelişim çağında kulübede otururken, milli takımın oyuncu havuzu her geçen yıl biraz daha daralıyor.

Sonra da milli takım neden yeterince oyuncu yetiştiremiyor diye kendimizi sorguluyoruz.

......

Almanya, 2000 Avrupa Şampiyonası’ndaki büyük başarısızlığın ardından altyapı devrimi yaptı ve 14 yıl sonra Dünya Kupası’nı kazandı.

İspanya yıllarca akademilerine yatırım yaptı.

Fransa bugün dünyanın en geniş oyuncu havuzlarından birine sahip.

Çünkü onlar günü değil, geleceği planlıyorlardı.

Türkiye’nin de artık şu gerçeği kabul etmesi gerekiyor:

Milli takımın kaderi transfer dönemlerinde değil, altyapılarda ve liglerde yazılır.

Kaliteli yabancı futbolcular elbette ligin seviyesini yükseltir.

Sorun yabancı futbolcu değil, yerli oyuncunun gelişim alanını daraltan futbol anlayışıdır.

Bugün yaşanan hayal kırıklığı sadece bir maçın ya da bir turnuvanın sonucu değildir.

Bu, yıllardır biriken yapısal sorunların sahaya yansımasıdır.

Bu nedenle ilk maçın ardından umutsuzluğa kapılmak da, her şeyi güllük gülistanlık göstermek de doğru değildir.

Asıl mesele, sonraki maçlarda alınacak sonuçlardan bağımsız olarak Türk futbolunun geleceğini nasıl inşa edeceğimizdir.

Çünkü futbolda değişmeyen bir gerçek vardır:

Kulüpler yabancı transferleriyle sezon kurtarabilir.

Ama ülkeler Dünya Kupaları’nı kendi çocuklarıyla kazanır.

..........

Örneğin;

Bayern Münih’in sahaya çıkan ilk 11’ine baktığınızda çoğu zaman 5 ila 7 Alman futbolcu görürsünüz.

Manuel Neuer, Joshua Kimmich, Leon Goretzka, Aleksandar Pavlović, Jonathan Tah ve Jamal Musiala gibi isimler sadece Bayern’in değil, Alman Milli Takımı’nın da omurgasını oluşturan oyunculardır.

Yani Bayern Münih’in omurgasını büyük ölçüde yerli oyuncular oluşturur.

Dünyanın en güçlü kulüplerinden biri olan Bayern Münih, başarı için önce Alman futbolcusuna güveniyor, ardından eksik gördüğü noktaları yabancı yıldızlarla tamamlıyor.

Bizde ise çoğu zaman tam tersi yapılıyor.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın kritik maçlardaki ilk 11’lerine baktığınızda Türk oyuncu sayısının çoğu zaman 4-5 civarında kaldığını görürüz.

Öyle ki maçlardan önce okunan İstiklal Marşı’nı okuyan oyuncu sayısı iki ya da üç kişi olduğu zaman mutlu olur hâle geliyoruz.

Avrupa maçlarında yerli oyuncu sayısı çok daha düşük kalıyor.

Takımın oyun aklını, skor gücünü ve liderliğini ise ağırlıklı olarak yabancı oyuncular üstleniyor.

Aradaki fark sadece rakam değildir.

Bayern Münih Alman futboluna oyuncu üretirken, Türk kulüpleri yabancı oyuncu tüketiyor hâle gelmiştir.

Bence Türk futbolunu yönetenler oturup bu konuda bir kez daha karar almalılar.

Liglerin büyük kulüpler diye geçinenleri değil, Anadolu’da ayakta kalabilmek için her sezon can pazarlığı yapan kulüpler de yukarıdaki sistem oturursa alt sıralarda biraz daha kendine gelme şansı bulur diye düşünüyorum.

....................

HOCANIN A TAKIMINDAN
KİM KÜLLİYEYE GİTTİ?

Geçtiğimiz hafta yine başta Ankara olmak üzere mini bir Türkiye turu yaptık.

Bir ara Külliye’ye uğradık.

Klasik Külliye ziyaretimiz sırasında bizim Konya’yı da ilgilendiren çok iddialı ama delilli, ispatlı ve şahitli bir ziyareti işittik.

Şimdi gelin, bunu Türk basınında ilk kez sizlerle paylaşmış olalım.

......

Hocanın A takımından Konyalı bir isim, bayram sonrası Cumhurbaşkanımızın bir danışmanı ile temasa geçer.

Ve kendisi ile görüşmek istediğini belirterek randevu talep eder.

Külliye’deki dost isim, Konyalı siyasetçiye bayramdan 2-3 gün sonrası için randevu verir.

Külliye’de randevu veren yetkili, bu görüşmenin Külliye dışında olacağını düşünmektedir.

Ve randevu için yapılan telefon görüşmesinde randevu talep eden siyasetçimiz, “Külliye’de olabilir, Külliye’de olur” deyince görüşme Külliye’de gerçekleşir.

Ve bu görüşmede hocanın durumu ile kendilerinin durumlarının ne olacağı sorulur.

Ve daha da ilginci, bu görüşmenin sıradan bir görüşme olmadığı, hocanın bilgisi dâhilinde yapıldığı iletilir.

Külliye’deki dost isim bu görüşmeyi Sayın Cumhurbaşkanımıza iletir.

......

Sayın Cumhurbaşkanımız ne dedi?

Ve bundan sonra ne olur?

Ya da ne olacak?

......

Bu kadarını da yazmak bizim boyumuzu aşar.

Son dönemlerde Türk siyasetinde en korktuğum şey derin sulara girmemektir.

Ben ayağım yerden kesildi mi hemen karaya dönmeyi tercih eder oldum artık.

NOT: Babalar Günü ile ilgili olarak da güzel bir hikâyeyi sizinle paylaşmak isterdim ancak yerimiz kalmadı.

İnşallah yarın bu konu ile ilgili de birkaç satır yazarız.

....................

GÜNÜN OKKALI SÖZÜ

Bazen bir savaşı kaybederek, bir başka savaşı kazanmanın yeni bir yolunu bulursunuz.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

İstanbul yolunda kameralara rağmen hız limitlerinin açık ve net olarak belirtilmesine rağmen ısrar ve inatla hız sınırını aşmadığımız zaman daha iyi ADAM oluruz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız