Sevginin Uğramadığı Kalplere Veda
İşte insanı en çok yaralayan da budur. Birinin sizi sevmemesi değil, sevginizin kıymetini bilmemesidir. Çünkü sevilmemek bir eksiklik değildir, herkes herkesi sevmek zorunda değildir. Ama bir kalbin tüm samimiyetiyle sunduğu sevgiyi görmezden gelmek, onu sıradanlaştırmak, onu değersiz hissettirmek derin izler bırakır. İnsan o zaman kendini sorgulamaya başlar. Acaba daha mı fazla çabalamalıydım diye düşünür. Daha anlayışlı olsaydım, biraz daha sabretseydim, biraz daha bekleseydim her şey değişir miydi diye sorar kendine. Oysa çoğu zaman cevap çok daha basittir. Bir çiçeği ne kadar sularsanız sulayın, kök salmak istemeyen bir yerde büyümez. Ne kadar emek verirseniz verin, sevgiyi anlamaya niyeti olmayan bir kalpte karşılık bulmaz. Bazı insanlar hayatımıza sevgiyi çoğaltmak için değil, sevginin değerini öğretmek için gelir. Onların yanında verdiğimiz mücadele aslında onlara ulaşmak için değil, kendi içimizdeki gücü keşfetmek içindir. Çünkü insan en çok kırıldığı yerlerde tanır kendini. Ne kadar dayanabileceğini, ne kadar sabredeceğini, ne kadar affedebileceğini görür. Fakat her şeyin bir sınırı vardır. Sevgi fedakârlık ister ama kendinden vazgeçmeyi değil. Anlayış ister ama sürekli susmayı değil. Emek ister ama tek taraflı bir savaş vermeyi değil. Bir noktadan sonra insan, karşısındaki kişiyi kaybetmekten çok kendini kaybetmekten korkmaya başlar. İşte gerçek vazgeçiş de tam o noktada başlar. Sevmeyi bilmeyenlerden vazgeçmek, onları hayatımızdan çıkarmaktan çok kendimizi yeniden hayatımıza almaktır. Sürekli kırılan taraf olmaktan yorulan kalbimizi dinlemektir. Bir başkasının sevgisizliği yüzünden kendi değerimizi unutmayı reddetmektir. Çünkü bazı insanlar için ne yaparsanız yapın eksik kalırsınız. Onlar sizin verdiğiniz sevgiyi değil, veremediğiniz şeyleri görürler. Yaptığınız fedakârlıkları değil, yapamadıklarınızı hatırlarlar. Onların gözünde hiçbir zaman yeterince iyi olamazsınız. İşte bu yüzden bazen gitmek bir yenilgi değil, insanın kendine duyduğu saygının en güçlü hâlidir. Sonra bir gün, uzun zamandır taşıdığınız yükü omuzlarınızdan bırakırsınız. İçinizde büyük bir öfke olmaz belki, büyük bir nefret de olmaz. Sadece derin bir yorgunluk ve sessiz bir fark ediş kalır geriye. Anlarsınız ki bazı kapıları çalmaya devam etmek, içeride kimsenin olmadığını bile bile beklemekten başka bir şey değildir. Ve insan, kendisini sürekli değersiz hissettiren bir yerde ne kadar kalırsa kalsın, orayı yuva yapamaz. Çünkü yuva; sevginin küçümsenmediği, varlığın yük değil kıymet olduğu yerdir.
Bugün geriye dönüp baktığımda, sevmeyi bilmeyenlerden vazgeçmenin bir kayıp olmadığını görüyorum. Asıl kayıp, sevgisini hak etmeyen insanların yanında kalmaya devam etmekmiş. Çünkü kalp yorulur, umut yorulur, insan yorulur. Fakat kendine dönebilen bir kalp yeniden iyileşir. Ve bir gün anlar ki bazı vedalar, bitiş değil başlangıçtır. Bazı insanlar giderken içimizde boşluk bırakır, bazıları ise gittiklerinde nefes alacak yer açarlar. Sevmeyi bilmeyenlerden vazgeçmek de işte böyle bir vedadır; sevgiden değil, sevgiyi değersizleştiren insanlardan uzaklaşmaktır. Çünkü sevgi, kendisini anlayan kalplerde büyür. Kıymeti bilinmeyen yerde ise yalnızca yorulur.