Rahat, Serbest ve Hür…
Türkiye, kendimi bildim bileli yapay gündemlerle boğuşur. Bir gün siyasi çekişmeler, bir gün ekonomik tartışmalar, başka bir gün futbol, oyun ve eğlence furyası... Dikkatler sürekli değişen gündemlere çevrilirken, toplum hayatında sessizce büyüyen bazı sorunları çoğu zaman fark edemiyoruz.
Oysa bir milletin geleceğini belirleyen yalnızca büyük siyasi kararlar değildir. Günlük hayatta sergilenen küçük davranışlar, bir toplumun medeniyet seviyesini de ele verir. Zamanında düzeltilmeyen yanlışlar alışkanlığa, alışkanlıklar ise karaktere dönüşür.
Geçtiğimiz günlerde, havzasına endüstriyel ve evsel atıkların bırakıldığı Küçükçekmece Gölü'nün renginin kahverengiye döndüğünü gösteren haber ve görüntüler dikkatimi çekti. Belli ki yağan onca yağmura rağmen göl kendine gelememişti.
Bu manzara karşısında, çevreye ve ortak kullanım alanlarımıza karşı gösterdiğimiz sorumsuzluğun küçük ama anlamlı bir örneği geldi aklıma. Yıllar önce yaşadığım o olay, aslında bugün karşı karşıya bulunduğumuz birçok problemin de özeti gibiydi.
O zamanlar, kurumdaki odama orta yaşın üzerinde iki bey gelmişti. Daha önce aldığı sürücü belgesinin iptal edildiğini, şu anda ehliyetsiz araç kullandığını söyleyen beyefendi, yeniden ehliyet almak için sürücü kursuna kayıt yaptırma şartlarını sormuştu. Ben de kendilerine bilgi vermeye başlamıştım.
Bu sırada gözüm dışarıda park ettikleri araca ilişti. Aracın sağ arka kapısı hafifçe aralanıyor, ardından yere bir şeyler bırakılıyordu. Birkaç dakika içinde bu hareket birkaç kez tekrarlandı. Her ne ise usulca taşıt yoluna bırakılıyordu.
Usulca diyorum; çünkü çöpler gelişigüzel fırlatılmıyor, belli aralıklarla özenle ve düzenle yoldaki yerini alıyordu.
Bilgilendirme bittikten sonra kendilerine eşlik etmek için dışarı çıktım. Maksadım, çöpleri bırakan kişiden bunları birkaç metre ötedeki çöp konteynerine atmasını rica etmekti.
Fakat olmadı.
Aracın yanına vardığımda, çöpleri bırakan kişinin orta yaşlı bir hanımefendi olduğunu gördüm. Neden dışarı çıktığımı anlamış olacak ki yüzünü diğer tarafa çevirdi. Araç hareket edinceye kadar da dönüp bakmadı.
Beyefendiler arabaya bindiler; Türk sürücülerinin âdeti veçhile korna çalarak vedalaşıp uzaklaştılar.
Geride ise ıslak mendiller, bisküvi ambalajları, çikolata paketleri ve birkaç parça kâğıt çöp kaldı.
Can sıkan bir manzara...
Çevreyi kirletenin bir çocuk ya da eğitim çağındaki bir genç olmaması düşündürücüdür. Hayat tecrübesine sahip yetişkin insanların bunu yapması ne kadar manidar bir durumdur.
Böyle zamanlarda insan önce kendini sorguluyor.
Yıllarca eğitimden, kültürden, vatandaşlık bilincinden ve ahlâktan söz ettik. Çocuklarımıza temiz çevreyi anlattık. Medeniyetin yalnızca binalardan, yollardan ve teknolojiden ibaret olmadığını söyledik.
Şimdi de önceki gün yaşadığım küçük ama önemli bir hadise...
Kurumun kapısından, kucağında yaklaşık bir buçuk yaşlarında bir bebek bulunan bir beyefendi girdi. Bebeği yere bıraktı ve işlem yaptırmak için yan tarafa geçti. Bebek emekleme dönemini geçmiş, rahatça yürüyordu.
Çocuk gördüm mü dayanamam. Yanıma çağırdım. Babasından izin almadan kendisine ambalajlı küçük bir top çikolata verdim.
Bebek, minik elleriyle jelâtin ambalajı açtı ve yere attı. Sonra da topa vurur gibi kâğıda vurup büyük bir mutlulukla babasının yanına döndü.
Biri uzun zaman önce, diğeri ise önceki gün yaşadığım güya sıradan iki olay...
Peki sonuç?
Minicik bir bebeğin çöpü yere atması ve ayağıyla onu itmesi ile çöp kutusuna birkaç adım yürümeyi zahmet sayan anlayış arasında nasıl bir fark vardır?
İnsan ister istemez şu soruların peşine düşüyor:
Gerçek medeniyet nedir?
Daha yüksek binalar mı?
Daha geniş yollar mı?
Daha güçlü ekonomiler mi?
Daha gösterişli alışveriş, oyun ve eğlence merkezleri mi?
Yoksa kimsenin görmediğini sandığımız bir anda bile başkasının hakkına riayet eden, çevreyi kirletmekten ve topluma zarar vermekten hayâ duyan bir vicdan mı?
Kanaatimce medeniyet; betonun yükseldiği yerde değil, vicdanın yükseldiği yerde başlar.
Çünkü bir toplumun gerçek seviyesi, inşa ettiği binalarla değil; kimsenin denetlemediği zamanlarda sergilediği ahlâkla ölçülür.