ÇOÇUKLARIMIZ VE ÖĞRETMENLERİMİZ
Kısa bir süre önce güzel memleketimde saçma sapan bir konu daha tartışılmıştı. “Oyunculuk kutsak mıdır? Kutsal olan meslek var mıdır? Varsa nedir?” Hemen söyleyeyim oyunculuk kutsal bir meslek filan değil. Kunduracılıktan, terzilikten en ufak bir farkı yoktur. Hepsinin amacı ve hedefi aynıdır. İşini hakkıyla, ahlaklı olarak yapmak ve mümkünse bundan kazandığı parayla ailesini geçindirmek. Ötesi yoktur.
Kutsal olduğuna inandığım iki meslek vardır. Birincisi doktorluk yani yaşamını kurtaran. İkincisi ise öğretmenliktir. Sana yaşam sunar, seni topluma kazandırır. Yaşam verir sana.
Ne yazık ki bu iki kutsal da uzun zamandır saldırı altında. Sürekli duyar dururuz, hastanelerde gelişen şiddet olaylarını. Bereket kısa süredir böylesi haberler duymuyoruz. Ancak daha kötüsü oluyor. Okullar şiddet altında. Öğretmenlerimizin can güvenliği tehlikede. Amacı sadece öğretmek olanlar, ölümle burun buruna kalmış vaziyetteler.
Bu nasıl oldu? Neden oldu? Nerede hata yapıldı? Bu sürece nasıl gelindi? Bunu bilirsek eğer, soruna dair bir çözüm yolu geliştirebiliriz.
Yıllarca önce şöyle haberler duyardık. “Öğretmen öğrencisine şiddet uyguladı.” Kızardık bu haberlere, öfkelenirdik. Bu haberler biraz fazlalaşınca devlet olaya müdahale etti. Ama her zamanki gibi birini koruyacağım diye diğerini saf dışı bırakarak. Öğretmenler bir anda vasıfsız, hiçbir şeye karışamayan konuma dönüştürüldü. En ufak olayda şikâyet edildi. Her durumda suçlu öğretmenlerimiz oldu. Denge sağlanamadığı için bu olayların bütünü,bambaşka bir hale evrildi. Onun adı da şudur. Dengesiz davranışlar bütünü.
Dizilerdeki mafya özentiliği, yapanın yanına muhakkak kar kalması. Adalet mekanizmasının işlevsizliği, sosyal medyanın sürekli çocuğa uyguladığı psikolojik şiddet ve hepsi. Bir bütünü oluşturdular. Sonunda ne oldu? Sonunda henüz 14 yaşında bir çocuk, okulu basarak dokuz insanımızı katletti. Bir sürü insanımızın da yaralanmasına neden oldu. En ufak duygu belirtisi göstermeden yaptı bunu. Sonunda da intihar etti.
Yapan çocuk, ölen çocuk. Ve çocuklarını kurtarmaya çalışan bir öğretmen. İşte gelen durumun özeti budur. Okulların önüne güvenlik koyulsun elbet. Lakin sorunun çözümü bu değildir. Daha köklü daha analizci düşünülmesi, sorunun ana kaynağına inilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde sorunun çözümü, çözümsüzlük haline gelecektir. Çocuklarını koruyamayan bir devlet olamaz. Yani anlayacağınız bu mesele, tüm meselelerden daha derin ve önemlidir.