Konya
Kapalı
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3747 %0.05
51,5038 %0.26
6.435,78 % 0,18
Ara

İşgalci Katiller, Kudurmuş Köpek Gibi Her Tarafa Saldırıyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Katil İsrail’ in 2 Mart’ta Lübnan’ a saldırmasıyla başlayan çatışmalar yeni bir eşiğe taşınırken, İsrail ordusu saldırılarını başkent Beyrut dahil olmak üzere ülke geneline yaydı. Hava saldırıları, insansız hava araçları ve topçu atışlarıyla birçok bölge hedef alınırken, hem sivil altyapı hem de ulaşım hatları ağır hasar gördü. Litani Nehri üzerindeki kritik köprülerin vurulmasıyla sahadaki askeri hareketlilik ve zorunlu göç dalgası daha da hız kazanırken, can kaybı ve insani kriz derinleşiyor.

Tamamen Lübnan sınırları içinde akan Litani Nehri, Biqa vadisinden doğar ve batıda Lübnan dağları ile doğuda Anti-Lübnan dağları arasında güneye doğru akarak Nabatiya'ya ulaşır; burada keskin bir şekilde batıya döner, Lübnan'ı geçer ve Akdeniz'e dökülür.

Doğudan batıya uzanan 170 kilometre uzunluğundaki Litani Nehri, adeta Lübnan'ın can damarı olarak kabul ediliyor ve Bekaa Vadisi'nin güneyi ile Lübnan'ın geriye kalan güney bölgelerinin entegre tarımsal su geliştirme planları bu can damarına dayanıyor.

Litani Nehri, Lübnan nüfusunun yaklaşık beşte birine tekabül eden ve 794 bine ulaşan nüfusuyla 264 belde ve köyün içme suyu ihtiyacını karşılıyor, bölgedeki 54 bin hektarlık alanın sulanmasını sağlıyor.

İsrail’in kuruluş döneminde Litani Nehri birkaç gez gündeme gelmiş daha sonra rafa kaldırılmış ancak tekrar gündemin üst sıralarına çıkmıştır.

1917 Balfour Deklarasyonu ile İngiltere’den Filistin mandası topraklarında kurulacak bir ‘Yahudi Ulusal Evi’ sözü alan Siyonist liderler, 1919’da Deklarasyon sonrası çizilen sınırların değiştirilmesi talebinde bulundular. Daha doğrusu önemli su kaynaklarının Filistin mandasına, sonrasında da Yahudi devletine dahil edilmesini talep etiler.

Siyonist liderler henüz kurulmamış olan İsrail’in sınırlarını su havzalarına göre çizmeye ve Litani Nehrini de bu sınırlar içine almaya çalıştılar. Bu talep reddedildi ve Yahudi göçleri sonucu bölgede nüfusun oldukça artmasıyla su problemi acil hale geldi. İsrail su kıtlığı problemini çözmek için uluslararası anlaşmaları ihlal eden bir projeyi hayata geçirdi.

1940’lı yıllarda İsrail’in kurucu liderlerinden David Ben-Gurion ve Moshe Dayan da İsrail’in kuzey sınırının Litani Nehri’ne kadar genişletilmesi gerektiğini savunmuştu. 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında İsrail ordusu Lübnan topraklarının bir bölümünü işgal etmiş, ancak uluslararası baskılar nedeniyle Ras en-Nakura hattına çekilmek zorunda kalmıştı.

1950’lerde dönemin İsrail Başbakanı Moshe Sharett, günlüklerinde Moshe Dayan’ın planına atıfta bulunarak Litani Nehri’nin kontrol altına alınmasını ve nehrin güneyindeki toprakların İsrail’e ilhak edilmesini öngören bir stratejiden söz etmişti.

İsrail, Lübnan’a yönelik askeri operasyonlarını özellikle 1970’lerden itibaren yoğunlaştırdı. Lübnan’da 1975’te başlayan iç savaş, İsrail’in kuzey sınırına yönelik daha müdahaleci bir siyaset izlemesine yol açtı.

1978’de İsrail ordusu Litani Nehri’ne kadar ilerleyerek Güney Lübnan’ı işgal etti. 1978 işgali, Lübnan’ın güneyinde büyük bir yıkıma, insan kaybına ve kitlesel bir göç hareketine yol açtığı gibi bölgedeki toplumsal ve askeri dengeleri de daha karmaşık hale getirdi. İşgal sırasında çok sayıda köy ve kasaba yerle bir edildi ve yüzlerce kişi öldürüldü. 

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararı sonrasında İsrail birlikleri sınır hattına çekilmek zorunda kaldı.

İsrail’in 2000 Mayıs’ında Lübnan’ın güneyindeki işgali sona erdirmesinin ardından da sınırdaki çatışmacı ortam değişmedi. 2006 Temmuz’unda patlak veren savaş, sınırın güvensiz bir yer olduğunu bir kez daha gösterdi. Lübnan’ın güney sınırındaki çatışma, 2023 Eylül’ünden itibaren ise Hizbullah ile İsrail arasında başlayan savaşla yeni bir aşamaya ulaştı. 

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin Doğu Akdeniz’deki topraklarında hâkimiyet kuran iki sömürgeci devletin çizdiği sorunlu sınırların çatışmanın ana kaynağını teşkil ettiğine dikkat çekilmektedir. 1923’te çizilen Lübnan-Filistin sınırı ne bölgenin toplumsal ve ekonomik gerçekleriyle uyumlu oldu ne de iki bağımsız devlet arasında bir uluslararası sınır işlevi gördü.

Güney Lübnan, İsrailli karar vericiler tarafından her zaman Eski Ahit'te bahsedilen Vaat Edilmiş Toprakların bir parçası olarak görüldü ve bölgede kurulan eski krallığın sınırları referans alınarak Litani Nehri’ne kadar olan Lübnan toprakları ve su kaynakları üzerinde hak iddia edildi. İsrail’in Lübnan’daki Marunîlerle kurmaya çalıştığı ittifak girişimleri ve Lübnan’ın güneyine yönelik işgalleri bu yayılmacı siyaseti açıkça göstermektedir.

Son olarak Filistinliler geri dönebilecekleri sınırları belli ve uluslararası toplum tarafından tanınan bir devlet kurmadıkları, İsrail saldırgan siyasetinden vazgeçmediği ve Lübnan’da mezhepçi sistem tasfiye edilip güçlü bir siyasi yapı oluşturulamadığı müddetçe Lübnan’ın güney sınırının güvensiz ve çatışma üreten bir yer olmaya devam edeceğini söylemek mümkündür.

Kudurmuş köpeğe aşı yapılmaz, uyutulması gerekir.  

Kudurmuş köpek, gün gelir sahibini de tanımaz

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *