Konya
Kapalı
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3505 %0.1
51,4427 %-0.12
6.279,10 % 0,02
Ara

KADERİNİZİ HİYANETİN ELLERİNE BIRAKMAYIN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Vekâlet: Bir kimsenin, kendi adına hareket etme yetkisini güven esasına dayanarak başka birine devretmesi; sorumluluğun, iradenin ve hesabın emanet yoluyla paylaşılmasıdır. Bu tanımın satır aralarında çok büyük bir hakikat gizlidir. Çünkü emanet edilen yalnızca bir yetki değil, çoğu zaman bir hayatın rotasıdır.

Ne var ki pek çok şahsın, kendisine tevdi edilen emaneti zamanı geldiğinde sahibine teslim etmediği; aksine, bahsi geçen kişileri devre dışı bırakmak için türlü oyunlara başvurduğu gerçeği de göz ardı edilmemelidir. İnsan yaşamında güven, temel taşlardan biri olarak kabul edilir. Ancak bu temel taş, dikkatsizlikle yerinden oynatıldığında bütün yapı çökmeye başlar.

Yeri gelir, hayatımız tek bir imza ile altüst olur. Bunun başlıca sebebi ise insanoğlunun yeterince düşünmeden, ince eleyip sık dokumadan attığı adımlardır. Bazen bir arkadaşımızı, bazen bir kardeşimizi; yetişemediğimiz yerlerde bizi temsil etsin diye vekil tayin ederiz. İşte tam da bu noktada, yükte hafif pahada ağır kayıplarla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz hâle gelir.

Bu kayıplar, çoğu zaman hayatımızda bir dönüm noktasıdır. İnsan, acı tecrübelerle şunu öğrenir: Bu hayatta kendinden başka kimseye sınırsız güven duyulmayacağını. Atılan bir imzanın, insanı yerin dibine sokabileceği gibi göklere de çıkarabileceği unutulmamalıdır. Ne var ki aynı imza, fırtınalı denizlerde yol alırken yelken açtığımız teknenin alabora olmasının da başlıca sebebi olabilir.

Bu yüzden, kimseyi kolayca kendimize vekil tayin etmemeliyiz. Gün gelir, atılan tek bir yanlış adım yüzünden uçurumun dibini boyladığımızı fark edebiliriz. İnsanoğlu kendi dünyasını karartmayı da aydınlatmayı da yine kendi tercihleriyle belirler. Birçok dolandırıcılık vakasında ortak nokta, atmaktan çekinilmeyen o tek imzadır. Kişi, vekil tayin ettiği şahsın kim olduğuna bakmadan, sadece güven duygusuyla hareket eder ve dünyası bir anda değişir.

Bir kimseye vekâlet vermeden önce onu belirli sınavlardan geçirmek, kendimize yapacağımız en büyük iyiliklerden biridir. Bu testleri uygulamadan, işlerimizi ve hayallerimizi emanet edersek, kendimizi uçsuz bucaksız bir labirentin içinde yol ararken bulabiliriz. Avuçlarımızın içinden kayıp gitmesine sebep olduğumuz her ne varsa, hayal ürünü değildir; bizzat kendi ellerimizle yazdığımız senaryonun bir sonucudur. Bu noktada suçlu aramaya gerek yoktur.

Kabahatin en büyüğü çoğu zaman yine bize aittir. Kendi sonumuzu hazırladığımız gerçeğiyle yüzleşmek yerine, türlü bahanelere sığınmak daha kolay gelir. Hayatta çoğu zaman kolay olanı seçeriz; oysa kolay olan, görmezden geldiğimiz hatalarla yüzleşmemizi engeller. Hâlbuki bu hatalar, çıkarmamız gereken derslerin ışığını tutan en önemli işaretlerdir.

Vekâlet meselesi genellikle avukat–müvekkil ilişkisi üzerinden değerlendirilir. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken hususlar çok daha büyük önem taşır. Çünkü avukat ile müvekkil arasındaki bağ, karşılıklı güvene dayanır. Avukatın müvekkiline karşı sorumluluklarında yaşanacak tek bir sapma, savunmanın bambaşka sonuçlara evrilmesine sebep olabilir.

Kendimize vekil tayin edeceğimiz kişi kim olursa olsun, güvenilirliğinden emin olmadan hayatımızı onun ellerine bırakmamak, vereceğimiz en doğru kararlardan biridir. Bu noktada eski Yeşilçam filmlerinden bir örnek akla gelir. Kimi zaman “Bize ne eski filmlerden?” denir; oysa bu filmler, hayatın içinden alınmış derslerle doludur.

Filmde sözde iki arkadaş vardır. Biri, diğerini Almanya’ya götüreceği bahanesiyle dolandırır. Başkalarını da yanına alarak bir grupla yola çıkarlar. İstanbul’a geldiklerinde bizim saf karakter, hâlâ Almanya’da olduğunu sanarak yoluna devam eder. Gerçeği anladığında ise iş işten çoktan geçmiştir. Buna rağmen yine “arkadaşım” dediği kişinin oyunlarına alet olur, hapishaneye düşer; çıktıktan sonra dahi ondan kopamaz.

Sonunda dolandıran kişi muhtaç duruma düşer ve bizim saf şahsa bir vekalet bırakarak Almanya’ya gider. Döndüğünde her şeyinin elinden alındığını görünce feryat eder. Aldığı cevap ise manidardır: “Bugüne kadar bana eşek muamelesi yaptın, şimdi sıra bende.” İşte vekâletin yanlış ellere bırakıldığında nelere mal olabileceğinin çarpıcı bir örneği.

İnsanların en büyük yanılgılarından biri, karşısına çıkan herkesi kendisi gibi iyi niyetli sanmasıdır. Gösterilen iyi niyetin suistimal edilmesine izin vermek, kişiyi en savunmasız hâline sürükler. Kimsenin elinde oyuncak olmayın. Kendi çizdiğiniz yolda yürüyün. Size küçümseyerek bakanlara kapınızı kapatın ki özgüveniniz zedelenmesin.

Etrafınızdaki insanlara kötülük etmeyin; çünkü gün gelir aynı yerden vurulabilirsiniz. Bir imza, insanı rezil de eder vezir de. Özellikle “dostum” diye kucak açtığınız kişilere verdiğiniz sırların, size karşı bir silaha dönüşebileceğini unutmayın. İnsan, insanı en zayıf noktasından vurmanın fırsatını kollamaktan geri durmaz.

Dostunuza paranızı, düşmanınıza yaranızı göstermek doğru değildir. Tam yaranın kabuk bağladığını sandığınız anda, aynı yerden yeniden kanamaya başlayabilir. Bunun tek sebebi, herkesi kendiniz gibi görüp güvenmenizdir.

Son söz olarak şunu söylemek gerekir: Kırk ölçüp bir tartmadan, adımlarınızı hesaplamadan hayatınızı ilgilendiren işleri kimseye emanet etmeyin. Atacağınız bir imza, varınızın yoğunuzun geri dönmemek üzere kaybolmasına sebep olabilir. Kendi karanlığınızı hazırlayan yine kendiniz olmayın. Gerekmedikçe kimseye vekâlet vermeyin. Bu devir, derler ya, “babana bile güvenmeyeceksin” devridir.

Güvenin ama dayanağınızı sağlam tutun. Yörüngenizi, rotanızı kendiniz belirleyin. Başkasıyla yürüyen yolun sonu belirsizdir. Ayakta durmanın ve hayata karşı dimdik durabilmenin en önemli şartı ise her daim özgüvendir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *