TOPRAĞI MENFAATLERİNİZE KURBAN ETMEYİN
Toprak; başta kendisine bahşedildiği bilinen, dünyaya hükmetme sorumluluğu yüklenen insanoğlu olmak üzere, yaşamın tamamının ana hammaddesidir. Kökleriyle toprağa tutunarak hayata tutunmaya çalışan bitkilerin varlık sebebi de yine topraktır. Nefes aldığımız bu kâinatta, toprağa atılan bir tohumun filizlenip büyüyerek sonunda insanoğluna oksijen kaynağı hâline gelişine her gün şahitlik ediyoruz.
Toprağın yalnızca oksijen üretimiyle değil, aldığımız vitaminlerin kaynağı oluşuyla da hayatımızda vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu anlatmak büyük önem taşımaktadır. Bir tohumu, filizlenip büyümesi için atıldığı topraktan ayırmaya çalışmak; etle tırnağı birbirinden koparmaya benzer. Bu birliktelik bozulduğunda yaşam da anlamını yitirir.
Bilinmelidir ki insan hayatında en değerli iki unsur olan toprak ve su bir araya geldiğinde, dünyada sayısız farkındalık ortaya çıkmıştır. Bunların başında elbette insan gelmektedir. Ancak bu noktaya değinmeden önce, insanın toprakla olan ilişkisini doğru şekilde kavramak gerekir. Su ile toprağın birleşimiyle oluşan balçıktan insan bedeni yaratılmış, ardından ruh üflenerek insanoğluna dünyada söz sahibi olma sorumluluğu verilmiştir.
Yaratan; insan için, onun hizmetine sunduğu diğer canlıları da yerinde ve zamanında, ölçüsünde kullanması şartıyla emanet etmiştir. Toprak; bitkilerin yetiştirilmesinde, eşyaların yapılmasında ve hayatın sürdürülebilirliğinde temel rol oynamaktadır. Ne var ki insan yaşamında menfaat ön plana çıktığında, gözünü hiçbir şey görmez hâle gelmektedir. Kendisine fayda sağlayacağını düşündüğü her şeyi yok etmekten çekinmeyen insanoğlu, açtığı nankörlük kapısını kapatmayı ise tercih etmemektedir.
İnsanoğlu, kendisinin yaratıldığı toprakla barışık kaldığı sürece zarara uğramayacağı gerçeğini çoğu zaman göz ardı etmektedir. Yaratanın secde emrine, meleklerin tereddütsüz boyun eğdiği bilinirken; bu emre karşı çıkan tek varlığın şeytan olduğu da herkesin malumudur. Şeytanı bu karşı çıkışa sürükleyen ise elinden bırakmadığı kibirdir. Ne yazık ki bu kibir, bugün birçok insanın da sığındığı bir karanlık hâline gelmiştir.
Toprak ve su, insan yaşamında vazgeçilmez iki değerdir. Bu ikilinin birbirinden koparılmasıyla girilen mücadelelerin hiçbir anlamı yoktur. Buna rağmen hayatımızda nankörlük giderek artmakta; bizler bu artışı durdurmak yerine çoğu zaman öncülük etmekteyiz. Bahsettiğim bu nankörlüğü, bize cömertliğinden hiçbir şey eksiltmeyen toprağa karşı yapıyor; onun zayıflamasında başrolü oynamaktan kaçınmıyoruz.
Biliyoruz ki toprağa bırakılan plastik atıklar yüz yılda ancak çürümekte, bu süreçte toprak iki kat yorulmaktadır. Bu düşüncesizliğin bedelini yine biz ödemekteyiz. Verimini düşürdüğümüz toprak, bizden esirgemek yerine daha fazla üretme çabasına girmekte; insanın umursamazlığına rağmen görevini eksiksiz yerine getirmektedir. Biz ise onu gözümüzü kırpmadan bir çöp yuvasına çevirmekte, zehirli atıkların toprağın derinliklerine işlemesine seyirci kalmaktayız.
Kendi ellerimizle hayatımızı mahvetmekten çekinmiyor; üzerinde tüm canlılara yaşama hakkı verilen bu kâinatı telafisi mümkün olmayan kayıplara sürüklüyoruz. Oysa bir gün sırt çevirdiğimiz, değerini bilmediğimiz yaşam kaynaklarına veda ettiğimizde; yükte hafif ama pahada ağır kayıplar yaşayacağımızı görmezden geliyoruz.
Bu yüzden diyorum ki; hayatımızı zehir kuyusuna çevirmek yerine, her gün önümüze çıkan atıklardan toprağı arındırmanın gayreti içinde olalım. Yaşam kaynağımızın yorulmasına müsaade etmeyelim ve bize sunulan değerlerin ne kadar büyük bir anlam taşıdığını insanlarla paylaşmaktan geri durmayalım. Bunu düzenli söyleşilerle, bilgilendirici yazılarla ve farkındalık oluşturan paylaşımlarla yapalım.
Her yazımda kibre değinmem boşuna değildir. Kibir; şeytanın ve onun peşinden sürüklediği insanların içinde debelendiği, ucu bucağı olmayan karanlık bir kuyudur. Bu karanlıktan çıkmanın yolu ise okumaktan, öğrenmekten ve bilinçlenmekten geçmektedir. Cehaletin elinde oyuncak hâline gelen bir insan, yaşamı boyunca zihinsel bulanıklıklardan kurtulamaz.
Eğer bizler bu boşlukların kapanmasında öncü olmazsak, bize emanet edilen yaşam kaynaklarının birer birer elimizden kayıp gittiğine şahit oluruz. Dünyanın ölçülemeyecek kadar değerli güzelliklerine sahip çıkmak da, onların sabun köpüğü gibi avuçlarımızdan kayıp gitmesine seyirci kalmak da bizim elimizdedir.
Toprağın kullanımı konusunda sahip olduğumuz yanlış bilgiler, telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açmaktadır. Gün gelecek, hoyratça kullandığımız toprak bizden davacı olacaktır. Üstelik bu dava, dünyadaki hiçbir mahkemeye benzemez; orada yalnızca Yaratan’ın hükmü geçerli olur ve kimse kimseye şahitlik edemez.
Sonuç olarak; bize emanet edilen toprağı korumak, kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliktir. Bunu, toprağı atıklardan temizleyerek, özellikle pil gibi zehirli maddelerin doğaya atılmasına engel olarak başarabiliriz. Uyarıda bulunmak, bilinçlendirmek ve sorumluluk almak insanoğlunun en temel vazifelerindendir.
Üzerimize düşeni eksiksiz yerine getirdiğimizde, toprağın da bizden bereketini esirgemeyeceğini bilerek yaşamak mümkün olacaktır. Aksi hâlde menfaat uğruna sürdürülen nankörlük, bizi hak ettiğini sandığımız kazançlara değil; kaçınılmaz kayıplara sürükleyecektir.