TARİHTE DOĞRU YERDE DURABİLMEK
Siz bu satırları okurken biz çoktan Konya’yı terk etmiş olacağız.
Sözümüzde duruyoruz.
Bu hafta sonu yazımızda da kimseyi üzmeyeceğiz.
Rahat güzel şeylerden söz etmeye çalışacağız.
………….
Tabii önce özür dileyerek başlamak istiyorum.
Hafta başında bu sütunlarda Konya’nın tarihine not düşebilmek adına kendi elimizde yok ettiğimiz Şükrü Doruk’un evinden söz etmek istedim.
Yeni nesil okuyucularımıza da merhum ŞÜKRÜ DORUK kimdir diye kısaca kendisinden söz edeyim dedim.
Bunun içinde bilgisayara girip Şükrü Doruk ile ilgili dönemin gazetelerini taramaya çalıştım.
Şükrü Doruk’u kendim hiç görmedim bilmedim.
Ancak o gün köşesinden alıntı yaptığım rahmetli Seyit Küçükbezirci abim ile uzun uzun çalışma yani sohbet etme birlikte hareket etme hele hele son 10 yıl haftada en az bir kere ofisine gitme kendisini dinleme şansını bulmuştum.
Şükrü Doruk’u araştırırken Google’da “Seyit Küçükbezirci ağabeyimizin 3 Ocak 1947 tarihli Selçuk Gazetesindeki yazısından paylaşımlar yaptım.”
…………..
Bizi sevmediğini çok net anladığım ama dikkatli bir okurumuz bu yazımıza şöyle bir yorum yapıyordu
“Özteke, yazılarını merakla bekliyor ve okuyorum.
Ne SALLADI ne BALLADI diye.
Sana bir misal: "rahmetli gazeteci büyüğümüz Seyit Küçükbezirci ağabeyimizin 3 Ocak 1947 tarihli Selçuk Gazetesi haberi ile hatırlayalım." diyorsun da Seyit Küçükbezirci 15-10-1942 de doğdu.
Nasıl olur da 5 yaşında gazete haberi yazar?...”
…………
Dikkatinize ve hassasiyetinize çok teşekkür ederim.
Keşke bende sizin kadar araştırmacı ve sorgulayıcı olabilseydim.
Demek ki bu da benim büyük hatam.
Bu hata için tüm okurlarımızdan özür dilerim.
…………….
Bir yandan da halime şükrediyordum
Çok şükür ki şahsımın bilerek görerek duyarak yaptığımız bir hata olmamıştı.
Tarihe gazete küpürlerine dayanarak bir alıntı yapmışız.
Ama bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yaşamadığımız görmediğimiz konuları geriye dönüp bilgisayara soracağız.
……………..
50 yıla yakındır yapmaya çalıştığımız gazetecilik de yerelleştikten sonra günlük yazı yazmaya çalıştım.
Çok şükür nerede ise 20 yıldır da bunda teklemeden devam ediyoruz.
Konya’da olamasak da dahası Türkiye’de değilsek bile belli bir zamanımızı şehrimize ayırıyor ve günlük yazılarımıza devam ediyoruz
Burada en büyük hedefim TARİHTE DOĞRU YERDE DURABİLMEKTİR.
Hatalarımız olacak ama yalanlarımız olmasın inşallah
Kendi çapımızda başımız dik alnımız açık bu şehirde istediğimiz yerde kimseden kaçmadan yürüyebilelim inşallah
Çünkü bizim yazılarımızda yeri geldiği zaman 80-90 yıl sonra birileri tarafından okunacaktır.
Gündeme gelecektir.
Mesela tarih deyince bugünlerde bir şeylere kafayı taktım.
“KONYALI KİME BİAT EDER, KİME BİAT ETMEZ” gibi kaba bir tabir ile Konyalıyı tarih boyunca tanımayla öğrenmeye okumaya çalışıyorum.
Konya dışında duyduğum şu cümle geceleri beynimi yakıyor
“KONYALI CEM SULTAN ORDUSU İLE SAVAŞI KAYBEDİNCE KİM OLURSA OLSUN ŞAHSA TABİİ OLMAYI BIRAKMIŞTIR”
…………………….
Bu sosyal iddia şu tarihe dayandırılıyordu
“Cem Sultan, II. Bayezid ile girdiği taht mücadelesini kaybederek Konya Ereğlisi ve Taşeli bölgesine çekilmiş, ardından Kasım Bey'in tavsiyesiyle ve Akkoyunlu desteği arayışıyla kaçış yolları planlamıştır.”………

………………
Konya’nın Konyalının tarihi genetik alt yapısını belgeleri ile öğreneceğim inşallah.
……………………..
Bazı okurlarımız bizi beğenmeseler de sevmeseler de biz de kendi küçük dünyamızda çapımızca TARİHE NOT DÜŞMEYE devam ediyoruz.
………….
Bu süreçte mesela dedik ki
Göreve geldiğinin ertesi günü aradan 48 saat geçmişti.
Şehrin yeni Valisi İbrahim Akın Beyin park ve bahçelerde görevli refüjlerde çalışan kadın işçilerle sohbetine şahitlik etmiş ve bizde
“Sayın Akın samimi bir Devlet adamı” yazmıştık.
Aradan ne kadar zaman geçti
Sayın Valimiz ne zamandır Konya’da bilemem.
Bilgisayara girip de bakamam.
Çünkü Konya’da değilim.
Ama ilk günden bugüne Vali Sayın İbrahim Akın Devletin şehrimizde 1 numarası olmasına rağmen her türlü devlet adamlığının bilgisinin tecrübesinin yanı sıra SAMİMİ bir insandır.
Bakın Vali Bey öğrencilerle iftar açıyor.

Ama öğrenciler ile birlikte self servis olan iftarlıkta sıraya girmiş öğrenciden sonra iftarlık tabağını alacak.
Devletimiz için şehrimiz için bundan güzel tarihe not düşecek başka bir kare var mıdır?
Bu şehir yöneticileri ve siyasileri ile bürokratları ile iş dünyası güzel kalpli hayırseverleri ile gerçekten şanslı ve güzel bir şehirdir.
Yeri geldiği zaman şehrin yanlışlarını
Yanlış isimlerini de yazıyoruz.
Ama genel anlamda hele hele Ramazan’da Konya gerçekten güzel ve yaşanılacak bir şehirdir.
………….
Bunu derken Konyalının en az yüzde 30’u da şeker hastası tansiyon hastası olduğu için orucunu tutamaz(!)
Oruç tutanlarımızda mecbur değil iseler öğle namazına kadar yatarlar.
Çünkü sahura kadar hiç yatmazlar.
Özellikle de okey oynarlar
Ülkenin sanayisi olarak Çin gibi güçlü sanayisi Ramazan ayı boyunca mesai saatlerini değiştirir
İşçisinin daha rahat çalışabilmesi dolayısıyla işçiden daha iyi verim alabilmek için gündüz yerine gece çalıştırır.
Ya da Ramazan ayı bopunca işçilerimiz tatile çıkarlar.
Sonuçta Ramazan ayında Konya rahattır.
Genelde de huzurludur.
Sadece sıkıntı iftar saati yaklaştıkça fırınlarla unlu mamullerde olur
Çünkü hepimiz sıcak elimizi dahi yakacak sıcaklıkta yumurtalı susamlı pide peşinde oluruz.
…………..
Hadi bugünkü yazımızı bir hikaye ile noktalayalım
“Nasreddin Hoca bir gün Beşiktaş’ta yürürken yorulmuş.
Barbaros yokuşu yine dik.
Hava yağmurlu.
“Yol uzun değil, sabır kısadır" derken .
Bir kenarda elektrikli scooter görmüş.
Durmuş.
Gözleri hafif parlamış.
“Biz gençken,” demiş kendi kendine,
“Tahtaları vardı bunların.
Bu da ne olacak ki?”
Binmiş.
İlk başta yüze vuran rüzgâr güzelmiş.
Hız iyi gelmiş.

Yokuş aşağı inerken kendini güçlü sanmış.
“Demek hâlâ var bizde bu iş,” demiş.
Scooter hızlanmış.
Fren geç tutmuş.
Yol kayganmış.
Bir sağa savrulmuş,
Bir sola…
Derken yuvarlanmış.
“Ah ah…” demiş, oturduğu yerden.
“Siz beni bir de gençliğimde görecektiniz…”
Sonra kendi kendine etrafta duyan var mı bakmış gülmüş:
“Ah Nasreddin…
Biz senin gençliğini de biliriz.”
Tam o sırada bir genç öğrenci koşmuş yanına:
— “Hocam iyi misiniz?
”Ben de geçenlerde düşmüştüm oradan bilirim.
— “Fıkralardan sürekli takip ediyoruz sizi.”
Hoca doğrulmuş.
— “İyiyim evlat,” demiş.
Beni en iyi sen anlarsın.
Genç hayran hayran bakmış:
— “Hocam siz hâlâ genç gibisiniz.”
Hoca scooter’a bakmış.
Sonra dizine.
Bir süre konuşmamış.
Sonra yavaşça demiş ki:
“EVLAT… İNSAN DIŞARIYA GENÇ GÖRÜNÜR.”
“AMA İÇİNDEKİ YORGUNLUĞU EN İYİ KENDİSİ BİLİR.”
“Az önce kendimi genç sandım.”
“Düşerken yaşımı hatırladım.”
“Başkalarını kandırmak kolay.”
“Ama insan kendine yalan söyleyemez.”
Scooter’ı kenara bağlamış
Yokuşu yürüyerek inmeye başlamış.
Oradan bir yaşlı adam seslenmiş
"Hiç yakışıyor mu sana hoca efendi!
Belliydi frenin tutmayıp yağmurda düşeceğin"
Ne kaçarsın rahmetten."
Cevabı vermiş.
“Ya fren tutsaydı?”
Hem ben rahmetten kaçmadım.
Yağmur damlalarını ezmemek için scooter 'a bindim.
Yokuş aşağı herkes cesur.
Yokuş yukarı asıl karakter belli olur.
Kalabalık çarşıda akıp gitmiş.
Hoca yürümeye devam etmiş...
Nasreddin Hoca her çağda yürür.
YETER Kİ BİZ HOŞGÖRÜYÜ YAŞATALIM
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Tarih değişir, hiçbir şeye tutunup kalamazsın
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Hava karardıktan sonra yayalarımız trafik ışıklarının olmadığı karanlık noktalarda araç beni görür durur düşüncesi ile yola fırlamadığı zaman daha iyi ADAM oluruz