KARNI AÇLARLA GÖZÜ AÇLAR DÜNYASI
Bu dünyada iki türlü insan var: Karnı aç olanlar ve Gözü aç olanlar. İnsanoğlu, zengin fakir fark etmiyor ruhu ve bedeni – tabii bir de içinde bulunduğu koşullar- kendini bir tarafa sürüklüyor ve orada kalıyor. Peki, kim bunlar?
Asında siz az çok tahmin ediyorsunuz. Sadece rızkını kazanmak ve karnını doyurmak için çaba harcayanların yanı sıra bir türlü doymayan, tatmin olmayan gözü aç insanları etrafınızda oldukça fazla görebilirsiniz.
Yaşanan ekonomik zorluklar arasında ayakta kalmaya çalışan, kendinin ve ailesinin karnını doyurmak için var gücüyle çalışan. Rızkını sağlayacak bir geliri olduğunda şükreden, olmadığında sabreden, olması için çaba harcayan ve tevekkel eden insanlar yok mu?
Bunlar arasında işçisi, memuru, emeklisi, köylüsü, şehirlisi, zengini fakiri fark etmiyor. Bir biçimde karnı doyuyor, hayatlarına devam etmeyi başarıyorlar ve Rabbine şükredip yoluna devam ediyorlar.
Ya öbür sınıfta olanlar yani gözü açlar ne yapıyor?
Onların gözünü para hırsı, şöhret hırsı bürüdüğü için -hep bana hep bana- felsefesiyle yollarına devam ediyorlar. Bunlar için hedef sadece kazanmak. Bunun için mal mülk para şan şöhret uğruna gerek devletin imkânları gerekse özel şirketlerin imkânlarını sonuna kadar kullanmak. Elde ettikleri ile yetinmeyip daha fazlasını istemeyi kendilerine hak olarak görüyorlar.
Servetlerine servet katmak için her yolu mubah gören bu kişiler menfaatleri neredeyse onun yanında olurlar. Kimi zaman yasalardaki açıkları kullanırlar, kimi zaman kamu kaynaklarını kendilerine peşkeş çekecek kişileri kullanırlar. Adli vakalarda menfaati için babasını dahi gözü görmez, yalancı tanıklık dâhil her yolu deneyip çoğu zaman paçayı kurtarmayı iyi bilirler.
Bu gibi insanlar için kul hakkı, nasıl hesap veririz umurlarında değildir. Bazen istediklerini elde edebilmek için kanun değişikliği dahi yaptırabilirler. Yeraltı ve yer üstü doğal kaynaklarına, devletin altın yumurtlayan, gelir getiren yatırımlarına, fabrikalarına, şirketlerine, hastanelerine, otoyolları ve köprülerine göz diktiler mi almak için sonuna kadar mücadele eder ve sonunda çoğunlukla kazanan hep onlar olur. Çünkü doymak nedir bilmezler daha fazlasına göz dikerler.
Allah daha ziyade etsin en lüks arabalara binerler ama sıkılıp sık sık değiştirirler. En akıllı evlerde, villalarda yalılarda otururlar ama çoğunun içinde mutluluk yerine gösteriş hâkimdir. Bu konuda gösteriş budalası olarak emsalleriyle yarışırlar.
Bir de restoran ve lokantalarda açık büfe servislerde gördüğü her şeyi tabağı alan ve çoğunu atık ve artık olarak bırakan açgözlüleri saymıyorum bile.
Bizler inanıyoruz ki; Yarattığı tüm canlıların rızkını veren Allah’tır. Savaşların ve afetlerin olmadığı zamanlarda açlıktan ölen olmadığına göre bir biçimde karnı açlar doyuyor. Peki, ya gözü açlar?
Velhasıl, karnı aç olanı doyurabiliriz ancak varsa yoksa şan şöhret para ve gösteriş budalası açgözlüleri doyurmak maalesef mümkün değil.
Hâlbuki dünya hayatı geçici olduğuna göre; bir gün musalla taşına konduğunda ya “Er Kişisin” ya da “Hatun kişi” Ruhuna Fatiha deyip, sadece beş metrelik bezle toprağa koyuverirler. Ne para, ne mal ne mülk hiç birini götüremez insan. O zaman sormazlar mı insana: Değdi mi? Diye.
Bu arada, elindeki malın ve mülkün kıymetini bilen, etrafına yararlı işler yapan, kazancının zekâtını veren, hayır hasenatını Allah rızası için yapan gerçek mümin kardeşlerimize lafımız yok. Rabbim onlardan razı olsun. Zaten onlarda bizim gözümüzde karnı açlar sınıfına giriyorlar.
Rabbim içinde bulunduğumuz mübarek günler hürmetine bizleri açgözlülerin şerrinden muhafaza etsin, Rızasına layık hizmetler yapan ve karnı doyanlar arasına alsın, inşallah. Kalın sağlıcakla.