ÇABALAMAK VE GİTMEK ARASINDA İNSAN
Birinde direnmek vardır, diğerinde vazgeçmek sanılır. Oysa her ikisi de aynı kalbin içinden geçer.
Hayat, bizden sürekli bir şeylere tutunmamızı ister. Daha çok denememizi, biraz daha sabretmemizi, biraz daha susmamızı… Çabalamak neredeyse kutsal bir görev gibi öğretilir. Sanki bırakırsak eksilecek, gidersek küçülecekmişiz gibi. Bu yüzden çoğu insan, tükenmişliğini “sabır” sanarak taşır. Oysa çabalamak, yalnızca kalmak değildir.
Çabalamak; bir şeyin gerçekten yaşaması için emek vermektir. İçinde hâlâ umut taşıyan bir şeye su vermektir. Eğer bir çaba seni büyütüyorsa, seni kendine yaklaştırıyorsa, seni daha sağlam bir yere koyuyorsa; o çaba değerlidir. İnsan, inandığı şey için mücadele ederken güçlenir. Yorulsa bile içten içe dimdik durur. Fakat her mücadele kutsal değildir. Bazı çabalar vardır ki insanı kendi özünden uzaklaştırır. Sürekli açıklamak zorunda kalırsın kendini. Sürekli affeden, anlayan, alttan alan taraf olursun. Geceleri zihnin susmaz; “biraz daha dayan” diyen bir sesle “artık yeter” diyen başka bir ses birbirine karışır. İşte o an insan, çabalamakla kendini tüketmek arasındaki çizgide durur.
Ve gitmek…
Gitmek çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki bir kaçış, sanki yarım bırakılmış bir savaş gibi görülür. Oysa bazen gitmek, kaybetmemek için verilen son karardır. Kendini kaybetmemek için. Ansızın çekip gitmek; bağırmadan, kırmadan, uzun hesaplaşmalara girmeden yürümektir. İçinde biten bir şeyi dışarıda da bitirebilmektir. Çünkü bazı hikâyeler, fazla uzatıldığında güzelliğini yitirir. Bazı kapılar zorlandıkça açılmaz; sadece daha çok incitir. İnsan her yerde kalmak zorunda değildir.
Her ilişki sonsuza kadar sürmek zorunda değildir.
Her hayal gerçekleşmek zorunda değildir. Asıl mesele şudur: Kalmak seni kim yapıyor, gitmek seni kim yapıyor? Eğer bir yerde kaldığında kendini küçültüyorsan, sesini kısıyor, hislerini bastırıyor, sırf kaybetmemek için kendinden vazgeçiyorsan; o kalış bir erdem değildir. Ve eğer bir yerden gittiğinde içindeki yük hafifliyorsa, omuzların gevşiyor, aynaya baktığında kendini daha net görüyorsan; o gidiş bir yenilgi değildir. İnsan, her vazgeçişte zayıflamaz.
Bazen vazgeçmek, geç kalınmış bir cesarettir. Çabalamaktan çekinmeyin…
Çünkü bazı şeyler gerçekten emeğe değerdir. Bir dostluk, bir hedef, bir hayal… Kolay elde edilen hiçbir şey insanın ruhunda iz bırakmaz. Emek verdiğin şey, sana aittir. Mücadele ettiğin şey, seni dönüştürür. Ama ansızın çekip gitmekten de çekinmeyin…
Çünkü insanın en büyük sorumluluğu, kendinedir. Kendini korumadığın hiçbir savaşta kahraman olamazsın. Sürekli yara alarak ayakta kalmaya çalışmak güç değildir; sadece alışkanlıktır. Hayat, kalmakla gitmek arasında bir denge kurmayı öğretir. Ne her zorlukta kaçmalı insan, ne de her acıda ısrar etmelidir. Bazen kalmak cesaret ister, bazen gitmek. Önemli olan, kararın korkudan değil; bilinçten doğmasıdır. Bir gün geriye dönüp baktığında şunu diyebilmelisin:
“Kal dediğim yerde sonuna kadar kaldım. Git dediğim yerde tereddüt etmedim.”
İnsan; ne sürekli savaşandır ne de sürekli vazgeçen. İnsan, nerede çabalayacağını ve nerede yürüyeceğini öğrenendir. Ve belki de olgunluk tam olarak şudur:
Kendi değerini bilerek kalmak, kendi değerini koruyarak gitmek.