İZ BIRAKAN ŞEYLER KAYBOLMAZ
İnsan, zamanın her şeyi silip süpürdüğüne inanmak ister. Çünkü unutmanın hafiflik getireceğini düşünür. Günler geçtikçe anılar solacak, kelimeler anlamını yitirecek, yüzler birbirine karışacaktır. Oysa bazı şeyler vardır ki zaman onlara dokunamaz. Söylenen bir cümle, sergilenen bir tavır ya da bilerek yapılan bir kayıtsızlık… Bunlar insanın içinde bir yere yerleşir. Sessizce. Göze görünmeden. Ama varlığını hep hissettirerek. Çünkü iz bırakan şeyler kaybolmaz.
Hatırlamak, sanıldığı kadar gürültülü bir eylem değildir. Çoğu zaman bağırmaz, hesap sormaz, karşısındakini suçlamaz. Sadece durur. İnsan bazen bir anın ortasında, bazen hiç beklemediği bir anda aynı duygunun kıyısından geçerken bulur kendini. Bu, geçmişte kalmış bir öfke değil; yaşanmış bir gerçeğin sessiz hatırlatmasıdır. Toplum, hatırlayan insanı pek sevmez. “Geçmişte kalmış” der, “takılı kalmış” der. Oysa insanın her şeyi unutabilmesi mümkün değildir. Unutmak, çoğu zaman insanın elinde olan bir şey de değildir. Bazı anlar, insanın iç dünyasında kök salar. Ve kök salan şeyler, kolay kolay sökülmez. İnsan, yaşadıklarını aklında tuttuğu için değil; onları yok saymadığı için güçlüdür. Çünkü yok saymak, insanı korumaz. Aksine, aynı kırılmanın yeniden yaşanmasına zemin hazırlar. Hatırlamak ise insanın kendine verdiği sessiz bir sözdür: “Aynı yere aynı duyguyla dönmeyeceğim.” Bazı davranışlar vardır; ilk anda küçük görünür. Bir cümlenin tonu, bir bakışın soğukluğu, zamanında söylenmeyen bir kelime… Ama insanın içinde büyür. Çünkü mesele yapılan şey değil, onun insanda bıraktığı histir. O his, insanın kendini nasıl gördüğünü değiştirir. Kendine olan saygısını, beklentisini, sınırlarını yeniden şekillendirir. Affetmek, her şeyi eski hâline döndürmek değildir. İnsan affedebilir ama eskisi gibi kalamaz. Çünkü yaşananlar, insanın bakışını dönüştürür. Bu dönüşüm sertlik değildir; bilinçtir. İnsan, aynı duvara ikinci kez aynı hızla çarpmamak için yavaşlamayı öğrenir. Bu bir savunma değil; kendini tanımanın doğal sonucudur. Unutmak çoğu zaman kolay görünür. Üstünü örtmek, konuyu kapatmak, susmak… Ama susulan her şey, insanın içinde konuşmaya devam eder. Hatırlamak ise daha dürüst bir yoldur. Çünkü insan, yaşadığını kabul ettiğinde hafifler. Kabul etmek, yükü ağırlaştırmaz; onu anlamlı bir yere koyar. İzler, insanın düşmanı değildir. Onlar, insanın yol haritasıdır. Ne kadar yaklaşacağını, nerede duracağını, neye izin vermeyeceğini fısıldar. Bu fısıltı, öfkeyle değil; deneyimle oluşur. İnsan, yaşadıklarından kaçmadığında olgunlaşır.
Sonunda insan şunu anlar: Her şeyi unutmak zorunda değildir. Bazı şeylerin hatırlanması gerekir. Çünkü iz bırakan şeyler kaybolmaz. Onlar, insanın iç sesine dönüşür. Ve insan, o sesi dinlemeyi öğrendiğinde daha sakin, daha dengeli ve daha kendisi olur.