Konya
Hafif yağmur
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,6420 %0
52,0249 %-0.02
7.090,95 % -0,38
Ara

GİDERAYAK TELAŞI “İKİNCİ PERDE”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yıllarca iş hayatında bulunduğu görevi gereği karar veren, sorun çözen, ekip yöneten bir birey, bir gün                emekli” sıfatıyla “artık sana ihtiyaç yok” diyerek -doğal olarak- kapı önüne konulduğunda bireyin zihinsel sisteminde bir ödül olarak değil, bir kapanış olarak algılanır. Tükenmişlik sendromu, giderayak telaşı başlar.

Çünkü insan ancak işe yaradığını hissettiği sürece canlı kalıyor; işe yaramadığı duygusuna kapıldığı anda da hayattan koğuş başlıyor. Bir gün önce yüzde yüz sorumluluk sahibi birisin, ertesi gün neredeyse sıfır yükümlülükle yalnız başına kalıyorsun.

Yıllarca emeklilik gününü bekleyen insanlar, o gün geldiğinde birkaç yıl içinde hem fiziksel hem zihinsel olarak dramatik bir düşüş yaşayabiliyor. Bu ani geçiş, insan doğasına aykırı. Ancak gerçek hayatta “hiçbir şey yapmamak”, çoğu zaman hızlandırılmış yaşlanma anlamına geliyor.

İnsan organizması hafif ama sürekli uyarılmaya ihtiyaç duyar: Sosyal temas, problem çözme, katkı sağlama hissi, birilerinin size güvenmesi süreci ortadan kalktığında sistem yavaş yavaş kapanmaya başlar. Biz “Oh kurtuldum” zannederiz. Biyoloji ise “misyon tamamlandı” diye okur. Misyon bitiyorsa, sistem de yavaşlamaya başlar. Aradaki fark, hayatın kalanının kalitesini belirler.*

Bağışıklık zayıflar. Metabolizma ağırlaşır. Zihinsel esneklik kaybolur. Ekonomistler buna “üretkenlik kaybı” der. Doktorlar “erken yaşlanma.” Belki de en doğru ifade: “Çözülme

Emeklilik sonrası ilk üç-beş yılın, birçok insan için sessiz ama hızlanan bir fiziksel ve zihinsel gerileme dönemi olması artık istisna değil, neredeyse kural. Biriktirilmiş servet, evin, araban, hatta bankada ayırdığın paran hiçbiri tek başına bu boşluğu dolduramaz. Çünkü sorun finansal değil. Sorun varoluşsal. Sorun işe yarayamaz hali gelme korkusu. Karanlıkta yolunu arayan kişi durumuna düşme korkusu.

Öte yandan; dünyanın en uzun yaşayan toplumlarına baktığınızda dikkat çekici bir ortaklık görüyorsunuz. Bu ülkelerde bizim gibi emeklilik kültürü neredeyse yok.  İnsanlar “işi bırakmıyor.” Sadece işin şeklini değiştiriyor. Emeklilik bir tür iş değiştirme, ortam değiştirme gibi algılanıyor.

Tabii ki; tempo düşüyor, fakat hayatla bağ kopmuyor. Daha az stresli ama daha anlamlı roller üstleniyorlar. Aradaki fark daha çok çalışmak değil. Fark, kendini sistemin dışına atmamak. Çünkü insan ancak işe yaradığını hissettiği sürece canlı kalıyor.

Bu nedenle dünyanın bazı ülkelerinde yeni bir yaklaşım yükseliyor: “İkinci Perde Ekonomisi” anlayışı.  Bu, tam zamanlı işe geri dönmek değil. Ama tamamen kenara çekilmek de değil.

Daha seçici, daha esnek, daha anlamlı bir üretkenlik modeli olan bu sistemde tecrübe paylaşımına açılan bir kapı. Burada danışmanlık, sosyal girişimler, proje yürütücülüğü, sivil toplumda aktif görev almak, kent konseylerinde yol göstermek gibi düşük yoğunluk, yüksek anlamlı işlerle yola devam.

Bu model yalnızca bireyin zihinsel ve fiziksel sağlığını korumuyor. Aynı zamanda toplum için de ekonomik bir kazanç yaratıyor. Tecrübe çöpe gitmiyor. Bilgi birikimi aktarılıyor. Kuşaklar arası bağ güçleniyor. Kısacası, hayatın birikimi rafa kaldırılmıyor; dolaşımda kalıyor.

Bizim belki de en büyük hatamız şu:  Emekliliği bir varış noktası sanıyoruz. Oysa o sadece bir eşik. Doğru kurgulanırsa ikinci bir üretkenlik çağı. Yanlış yorumlanırsa sessiz bir geri çekilme dönemi. Bizim ülkemizde de bu uygulamayı yapanların sayısı çok az ancak inanıyorum ki artacaktır.

Maalesef, benim gibi yaşı yetmişe merdiven dayamış, iş hayatından emekli olmuş bireyler için giderayak bir telaş başlıyor.  Önümüzde iki seçenek var:

1-“Bir dönüm bostan yan gel yat Osman” misali küçük bir toprak edinip, sabahtan akşama oyalanmak, bir köşeye çekilip evden camiye- camiden eve; sonunu beklemek.

2- Tamam demeyip; kalan ömrümü geçen ömrümden daha kaliteli ve yararlı geçirmek için çaba harcamak. Hayata kaldığı yerden devam etmek. Yani ikinci bir perde açmak.

İşte ben Yazar Mehmet Öğütçü’nün “Emeklilik: Modern Dünyanın En Yanlış Anlaşılan Lüksü” yazısını okuduktan sonra kararımı verdim: ( https://10haber.net/yazarlar/mehmet-ogutcu )

Artık “emekliyim” lafını bundan böyle kullanmıyorum. Meteoroloji Mühendisi olarak, Ziraat Yüksek Mühendisi olarak hatta kısaca “Çevre Uzmanı “olarak hayatının ikinci perdesine yelken açtım. Bıkmadan usanmadan elimden geldiğince hayata tutunacak ve bilgimi paylaşmaya, insanlara faydalı olmaya devam edeceğim, inşallah. 

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuyor mu? : “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/104)

Giderayak yılmak yok. Hayata küsmek yok. Çünkü hayatın ikinci perdesi, çoğu zaman ilkinden daha yaratıcı, daha özgür ve daha canlıdır. Rabbim bizleri hayattan emekli etmesin, elimiz ayağımız tutarken insanlara faydalı işler yapmayı kurtuluşa erenlerden olmayı nasip etsin, inşallah. Kalın sağlıcakla.

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *