KOŞTUĞUN YOL HER ZAMAN SANA AÇILMAZ
İnsan çoğu zaman yola çıkarken nereye gittiğini değil, ne kadar hızlı ilerlediğini önemser. Adımların sayısı artınca mesafenin kısaldığını zanneder. Oysa bazı yollar, hızla değil; uyumla açılır. Sen ne kadar acele edersen et, yol seni tanımıyorsa ilerlemek sadece yorulmak olur.
Koşmak, ilk başta bir tercih gibi görünür. Sonra alışkanlığa dönüşür. Ardından bir zorunluluk hâlini alır. İnsan durursa her şeyin geride kalacağını sanır. O yüzden içindeki sesi bastırır, tereddütlerini görmezden gelir, kalbin verdiği küçük uyarıları ciddiye almaz. Çünkü yolun sonunda bir karşılık olduğuna inanmak ister. Bir hedefe ulaşma fikri, insanın zihninde umutla beslenir. “Oraya varırsam her şey yerli yerine oturacak” düşüncesi, insanı ayakta tutar. Bu düşünceyle uykusundan vazgeçer, kendine ayırması gereken zamanı erteler, yorgunluğunu görmezden gelir. Yol uzadıkça beklenti büyür. Beklenti büyüdükçe hayal kırıklığının ihtimali de sessizce çoğalır. Ve insan bir gün durur. Durmak, planlanan bir an değildir. Ayaklar daha fazla taşımıyordur, zihin artık bahane üretmez. O an çevrene bakarsın. Etrafında koştuklarının izleri vardır ama ait olduğun hissi yoktur. Yol seni içeri almıyordur. Ne kadar emek verdiğin, ne kadar fedakârlık yaptığın önemini yitirir. Çünkü bazı yollar, sadece belirli ruh hâllerini kabul eder. Bu fark ediş insana ağır gelir. İnsan ilk olarak kendini suçlar. Daha fazla çabalaması gerektiğini düşünür. Biraz daha sabretseydi, biraz daha sessiz kalsaydı, biraz daha uyum sağlasaydı her şeyin değişeceğine inanır. Oysa sorun uyum sağlamak değildir. Sorun, kendinden vazgeçerek ilerlemeye çalışmaktır. Yanlış bir yolda en çok kaybedilen şey zamandan önce insanın kendisidir. Düşünceler törpülenir, duygular bastırılır, sınırlar silikleşir. İnsan bir noktadan sonra neden yola çıktığını değil, neden hâlâ yürüdüğünü bile hatırlamaz. İşte asıl yorgunluk burada başlar. Bedeni değil, iç dünyayı çökertecek bir yorgunluk. Her yol herkesi taşıyamaz. Her hedef, her hayal, her ortam insanın ruhuyla örtüşmez. Bu gerçeği kabullenmek, vazgeçmek değildir. Aksine, kendine dürüst olabilmenin en net hâlidir. İnsan kendini zorladığı yerde büyümez; sadece tükenir. Bir noktadan sonra geri dönmek gerekir. Bu dönüş bir kaçış değildir. Bu, kendini kurtarmaktır. Başkalarının beklentilerinden, yanlış hedeflerden, sana ait olmayan koşullardan uzaklaşmaktır. Geri dönen insan, kaybetmiş sayılmaz. Çünkü artık neyi taşımaması gerektiğini öğrenmiştir.
Ve zamanla insan şunu fark eder: Gerçekten sana ait olan yol, seni zorlamaz. Kendini küçültmeni istemez. Sessizliğini bastırmanı beklemez. O yol sana açıldığında, acele etmezsin. Çünkü oraya varmak için koşmana gerek yoktur. Adımların seni yormaz; aksine dengeler. İşte o zaman anlarsın: Her koştuğun yol ilerlemek değildir. Bazı yollar, sana kapanarak seni kendine döndürür. Ve insanın en doğru varışı, kendine geri döndüğü andır.