YANLIŞ İSTİKAMETLERE YÖNELMEYİN
İstikamet, insanın düşünce, söz ve eylemlerini; değerleri, hedefleri ve vicdanı doğrultusunda aynı çizgide tutabilme kararlılığıdır. Sadece bir yön belirlemek değildir istikamet; o yönü bozmayacak iradeyi göstermek ve bu iradeyi süreklilik hâline getirebilmektir. Çünkü istikamet, karar anlarında olduğu kadar, zor zamanlarda da kendini ele verir.
Kendimizi ifade etmek için karşısında yer aldığımız toplumlar tarafından ciddiyetimizin anlaşılmasını istiyorsak, yapmamız gereken bazı şeyler vardır. Sözü geçen gruplar nezdinde ağırlığımızı koyabilmek, bahsettiğim en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Varlığımızın hissedilmesi için sözlerimizin ulaşması gereken yerlere ulaşmasını sağlamakla yükümlü olduğumuz unutulmamalıdır. Çünkü söz yerini bulmuyorsa, niyet ne kadar temiz olursa olsun karşılık görmez.
Hitap ettiğimiz kimselerin de bizim karşımızda belli bir ağırlığa sahip olması, yükselmemizde ve yapmakta olduğumuz gözlemleri paylaşmamızda öncülük edecektir. Unutulmamalıdır ki ciddiyetimizin farkında olmak istemeyenler, gün gelecek aynı şekilde karşılarına çıkan bireyler tarafından hoş karşılanmayacak tavırlara maruz kalacaklardır. Hayat, çoğu zaman görmezden gelinen davranışları, farklı yüzlerle yeniden insanın karşısına çıkarır.
Demek istediğim şudur: Çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemiyorsak, etrafımıza küçümseyen bakışlar bırakmak yerine kucaklayıcı bir yaklaşımı benimsemek çok daha fazla kazanç sağlar. Vicdanımızın sesini dinlemezsek, adımızın hiçbir yerde gerektiği gibi anılmayacağını aklımızın bir köşesinde tutmamız gerekir. Merhametimizi gösteremezsek, hayatımızda ne tür acılarla karşılaşacağımızı, hesaba katmadığımız vicdansızlığımız bize en ağır şekilde gösterecektir.
İnsanoğluna bahşedilen hayatta, farklı değişiklikler göstermesini sağlayacağını ve zihinlere ışık tutacağını bildiğimiz yetenekler mevcuttur. Bahsettiğim bu farklılıklar, yaşadığımız hayata ışık tutacağına inandığımız ve çevremizdeki olumsuzlukları sonlandıracağı düşünülen değerlerden ibarettir. Bizler bu değerleri elimizde tutma gayretine girmezsek, geleceğimizi aydınlatacak bir ışığın yanmasını engellemekte pay sahibi olacağımız aşikârdır.
Yani bize sunulan ve fayda sağlayacağını bildiğimiz her şeyi elimizde tutmakla yükümlü bir toplum olduğumuz gerçeği unutulmamalıdır. Üzerimizde dolaşan karabulutları dağıtmak amaçlanmalıdır. Bunun nasıl ve ne şekilde yapılacağı sorulacak olursa, ilk olarak insanlığı bir kurt misali kemiren cehalete karşı açılmış olan savaşı sürdürmek gelmektedir. İnsanlığa faydalı işler yapmaya çevremizdeki bireyler teşvik edilmeli, güçlünün zayıfı ezme düşüncesinin hiçbir işlevselliği olmadığı açıkça paylaşılmalıdır.
Yanlış bilinçlendirmelerin insanları uğratacağı yoksunluklar, gerekli düzenlemeler yapılarak anlatılmalı; fırtınalı denizlere açılmanın boğulmayı çabuklaştıracağı bilinci zihinlere aşılanmalıdır. Eğer bunları gerçekleştiremezsek, etrafımızda mantıksızlıklara göz kırpan kimselerin çoğalması ve cehaletin berrak zihinleri bulandırması telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açacaktır.
Hayatımızın bir enkaz yığınına dönüşmesini istemiyorsak, yapmamız gerekenlerin başında yanlış temeller üzerine bina kurmaktan kaçınmak gelir. Bir binayı yıkmak kolaydır; fakat o harabeyi yeniden eski güzelliklerine kavuşturmak, insanoğlunun en çok zorlandığı gerçeklerden biridir. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, bir yerden mutlaka noksanlıklar patlak verir ve bu durum boşa kürek çekmek anlamına gelir.
Hiçbir zorluk, insanı istikametinden vazgeçmeye zorlamamalıdır. Aksine, gücü yettiğince girmiş olduğu işi sonlandırması için azmini beslemelidir. Yaşamakta olduğumuz hayat, bize bir yere varabilmek için zihnimizde belirlediğimiz hedefe şartsız ve şikâyetsiz kilitlenmeyi öğretir. Bunu başarmak ise prangaya vurulmayı reddeden insanoğluna güven aşılayan sağlam bir irade ile mümkündür.
Bizler çalışmaktan korkar ve sürekli şikâyet edersek, bırak çevremize faydalı olmayı, kendi zihinlerimizi cehaletin karanlığından kurtarmamız dahi mümkün olmaz. Kâinatın güzelliklerini korumaya katkı sunmak istiyorsak, rotamızı mantıksız ve bizi biz olmaktan alıkoyan fikirlerin çizmesine izin vermekten vazgeçmeliyiz. Bu tavır, sis perdelerinin kalkmasına ve zihinlerdeki karmaşanın sona ermesine büyük katkı sağlayacaktır.
Zaman zaman insanın bir üretime yoğunlaştığı, ancak hesaplamadığı olayların arasında kendini bulduğu görülür. İçine düştüğü dikkat dağınıklığı, girmiş olduğu işe karşı odaklanma sorununu da beraberinde getirir. Bu nedenle atacağı adımların sonuçlarını her daim düşünerek ince eleyip sık dokuması gerekir. Aksi hâlde bilinçsizlik, insanı yükte hafif fakat pahada ağır kayıplarla yüz yüze bırakır.
Bu yüzden hayatımızda yeri olmaması gereken her ne varsa, bir daha geri almamak üzere geride bırakmak en sağlıklı yoldur. Yanlış yollarda yürümekte ısrar edersek, başkalarının bizi bir robot gibi yönlendirmesine zemin hazırlar; girmekten çekinmediğimiz mücadeleyi kaybettiğimizi kabullenerek istemediğimiz bir mahkûmiyetin içine sürükleniriz. Bu mahkûmiyet ise altından kalkmakta zorlanacağımız bedeller ödemek anlamına gelir.
Son sözüm şudur: Rotamızı bilinçsiz kimselerin çizmesine engel olamazsak, hayalini kurduğumuz ve heyecanla gerçekleşmesini beklediğimiz projelerin birer birer toprağa gömülmesi an meselesidir. Hayatımızda önemi büyük olan her şeyi elimizde tutmanın yolu, çeliği andıran bir iradeye sahip olmaktan ve bize her daim önderlik eden vicdanımızın sesine kulak vermekten geçmektedir.