Konya
Parçalı az bulutlu
1°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,6596 %0
52,0303 %0.27
7.103,34 % -0,47
Ara

HAYATINIZA ZAAFİYETLER YÖN VERMESİN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Abartı: Bir durumu, olayı ya da duyguyu olduğundan daha büyük, daha etkili ya da daha uç bir biçimde anlatma hâlidir.

Yaşadığımız her anın, yaptığımız her işin içinde bir kusur aramak ve bunu abartarak hayatı idame ettirmek de günümüz insanının sıkça düştüğü zafiyetler arasında yer almaktadır. Her bireyin bu dünyada yaşarken farkında olduğu ya da farkında olmadan taşıdığı birtakım zayıf yönleri vardır. Abartı da çoğu zaman bu zafiyetlerin başında gelmektedir.

Üzerinde nefes aldığımız, bizlere bahşedilmiş bu güzelim dünyayı; hayatımızı kasıp kavuran zafiyetlerimiz yüzünden adeta yaşanmaz hâle getirdiğimiz inkâr edilemez bir gerçektir. İnsan, yaptığı pek çok şeyi marifet saymakta; ancak kurduğu hayallerin, inşa ettiğini sandığı mutlulukların bir enkaz yığınına dönüştüğünü fark edememektedir. Bu körlüğün nelere mal olduğu anlatıldığında bile kulak asılmamakta, yükte hafif ama pahada ağır kayıplar umursanmamaktadır.

Sergilenen bu boş vermişlik, yaşadığımız her anı anlamdan yoksun, yıldızlara hasret bir geceyi andıran film şeridine çevirmektedir. Bilinmelidir ki insanoğlu, karşısında yer alan herhangi bir kimsenin eksiklerini kullanarak onu alt etme yolunu tercih edebilmektedir. Bu nedenle hiç kimseyi zafiyetlerimizden haberdar etmemeli; bizimle rekabete giren her kim olursa olsun, bizi eksiklerimiz üzerinden hedef almasına izin vermemeliyiz.

Rakiplerimize zayıf noktalarımızı göstermek, yenilgiyi baştan kabullenmek demektir. Bu durum, yolumuzu başkalarının çizmesine müsaade etmek anlamı taşır. Küçük hatalarımızı büyüten abartılı tutumlarımız, hayatımızda olumsuz eğilimlerin doğmasına zemin hazırlar. İnsan, kaybettiği her şeyin aslında esareti altına girdiği zafiyetleri yüzünden elinden kaçtığını idrak etmelidir.

Eğer bu kayıplara meydan vermek istemiyorsak, girmekten çekinmediğimiz her mücadeleyi kazanmayı ilke edinmemiz gerekir. Kazanmak istediğimiz her ne varsa, yola çıkmadan önce hayatımızda olumsuzluklara sebep olacağını bildiğimiz zafiyetleri terk etme bilinciyle hareket etmek doğru olacaktır. Aksi hâlde abartılı davranışlarımız, bizimle rekabete girenlerin kaybetmesini neredeyse imkânsız kılacak; içimizdeki hevesin kırılmasına neden olacaktır.

Toplumumuzda insanların en iyi yaptığı işlerden birinin, yapılanı olduğundan farklı göstermek olduğu gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Başımızdan geçen herhangi bir olayı iyi ya da kötü fark etmeksizin, ağzımızı doldura doldura anlatmakla büyük kazanımlar elde ettiğimizi sanır; neredeyse kendimizi kaybedecek noktaya geliriz. Oysa karşımızda bizi dinleyenler, işlerin anlatıldığı gibi olmadığını bilmekte; bu söylemlerin çoğu zaman hariçten gazel okumaktan öteye geçmediğini düşünmektedir.

Bu yüzden hayatımızda idrak ettiğimiz her ne varsa, onu abartılı şekillerde anlatmaktan kaçınmak yapabileceğimiz en doğru davranışlardan biridir. Aksi takdirde etrafımızda, bizi küçümseyerek bakan, varlığımızla yokluğumuzu aynı kefeye koyan insanların çoğaldığını görürüz. Bu durumun yaşanmaması için insanlarla olan paylaşımlarımızın dişe dokunur, anlamlı ve nitelikli olması büyük önem taşımaktadır.

Hayatımızı olumsuz etkilememesi için yapılması gereken nedir diye sorulacak olursa, verilecek cevap açıktır: Abartı dâhil, bizi küçük düşürdüğünü gördüğümüz zafiyetleri ortadan kaldırmak. Rakiplerimize bekledikleri fırsatı vermek, hiçbir işte başarıya ulaşamayacağımızın ilanıdır. Bu da hayatımıza yön veren ışığın önüne, bir daha kalkmamak üzere perdeler indirmek anlamına gelir.

Toplum karşısında söz alırken, söyleşiler yaparken seçeceğimiz kelimelerin bize kazandıracağı rolü doğru belirlememiz vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Saygın bir fert olarak anılmak istiyorsak, bizi biz olmaktan alıkoyacağını bildiğimiz manasız düşünceleri zihnimizden söküp atmalı; itibarı bu bilinçle inşa etmeliyiz.

Fırtınalı denizlere hazırlıksız yelken açmak, bir tekne misali alabora olmamıza; elde ettiğimiz tüm kazanımların üzerinin çizilmesine sebep olur. Bu nedenle kaldırılamayacağı öngörülen yüklerin altına girmenin kazanç sağlamayacağını bilerek hareket etmeliyiz. Hitap edeceğimiz kitleye karşı çizdiğimiz yolu takip ederek, abartıdan uzak bir sunum yapmak bilinçsizliğin sona ermesinde etkili olacaktır.

Zafiyet göstermek, kendimize indireceğimiz en büyük darbedir. Bunu görmezden gelmek, ayaklar altında ezilmeye mahkûm bir hayatı kabullenmekten farksızdır. Abartılı söylemlerden vazgeçmemek, bizi sürekli kayba sürüklerken alaycı bakışlarla sınanmamıza neden olacaktır.

Sonuç olarak zafiyetlerimizi arka plana atma bilinciyle yol yürümek; olumsuz eleştirilerin hayatımıza ve hayallerimize yön vermesinin önüne geçecektir. Aksi hâlde “küçük dağları ben yarattım” diyenlerin oyuncağı olmamız ve zafiyetlerimiz yüzünden ummadığımız kayıplar yaşamamız kaçınılmazdır. Abartıyı hayatımızda bir zafiyet olarak tutmakta ısrar etmek, bizi terk etmemiz gereken yollara sürükler. Nitekim etrafımıza baktığımızda, hayatımızdan atmadığımız zafiyetler yüzünden sırtımızı dayayacak tek bir dostun bile kalmadığını görmek mümkündür.

İnsanın gerçek mücadelesi başkalarıyla değil, kendisiyle verdiği mücadeledir. Zafiyetler, bu mücadelenin en sessiz ama en yıkıcı cepheleridir. Çünkü çoğu zaman insanı yere seren şey, dışarıdan gelen darbeler değil; içeride beslenen zaaflardır. Abartı da bu zaafların en sinsi olanıdır; insanı güçlü gösterirken içten içe zayıflatır, hakikati büyütmek yerine değersizleştirir.

Hayat, olduğundan fazla anlatıldığında anlamını kaybeder. İnsan, kendini olduğundan büyük göstermeye çalıştıkça aslında küçülür; sustuğunda değil, gereksiz yere konuştuğunda eksilir. Bu yüzden olgunluk, yüksek sesle var olmak değil; gerektiğinde susarak derinleşebilmektir. Zafiyetlerini tanıyabilen insan, onları saklayan değil, terbiye edebilen insandır.

Unutulmamalıdır ki her insan, hayat yolculuğunda kendi yükünü taşır. Bu yük, abartıyla ağırlaştırıldığında insanı yorar; bilinçle taşındığında ise güçlendirir. Asıl erdem, zafiyetleri inkâr etmekte değil; onların hayatın direksiyonuna geçmesine izin vermemektedir. Çünkü direksiyon zafiyetlerin eline geçtiğinde, yol nereye giderse gitsin varılacak yer daima hüsran olur.

Bu nedenle insan, hayatına yön verirken sesini değil bilincini büyütmeli; görünmekten çok derinleşmeyi tercih etmelidir. Zafiyetlerini dizginleyebilenler, hayatın yükünü omuzlarında değil, akıllarında taşır. Ve böyle insanlar, kalabalıkların içinde kaybolmaz; sessizce yürür ama iz bırakır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *