Konya
Parçalı az bulutlu
6°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,6436 %-0.01
51,8487 %-0.02
7.126,93 % -0,14
Ara

KURAL İHLALİNİ MARİFET SAYMAYIN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Nezaket; insanın haklı olsa bile karşısındakini incitmemeyi ilke edinmesidir. Bu tanım, sadece bireysel bir erdemi değil, aynı zamanda bir toplumun ayakta kalabilme gücünü de ifade eder. Ne var ki bugün içinde yaşadığımız toplumda, kuralları ihlal ederek yaşamayı adeta bir meziyet sayan anlayış, nezaketi hayatın dışına itmiş durumdadır. Toplum kurallarının yapı taşı olması gereken nezaket, ne yazık ki görmezden gelinmekte, hatta çoğu zaman gereksiz bir ayrıntı gibi algılanmaktadır.

Toplum olarak anlatmakla bitmeyen hatalarla yaşamaya devam ettiğimiz aşikârdır. İnsanoğlu, çoğu zaman karşısındaki bireyin haklılığını kabullenme erdemini göstermez. Aksine, “Ben haklıyım, benim ak dediğime kimse kara diyemez” düşüncesine kapılarak her ortamda kendi doğrularını dayatma eğilimi sergiler. Bu yaklaşım, nezaketin yerini kibire bırakmasının en açık göstergesidir.

Hayatımızın en değerli unsurlarından biri olduğu sıkça vurgulanan nezaket kuralları, gerçekten idrak edilseydi zihinler kibrin esaretinden kurtulabilirdi. Böylece gereksiz yönlendirmeler, yanlış bilinçlendirmeler ve suni üstünlük algıları da son bulurdu. Ancak yanlış açılardan bakmayı alışkanlık hâline getirmiş bir toplumda, doğruları görmemizi engelleyen hatalar kalplerimizi taşlaştırmakta ve nezaketsizliğe kapı aralamaktadır.

Yaptığımız yanlış tercihlerin gençleri mantıksız düşüncelere sürüklediğini görmek yerine, neredeyse her yanlışı alkışlatır hâle geldiğimiz olaylara şahit oluyoruz. İlke edindiğimizi söylediğimiz toplum kurallarının ihlal edilmesine sessiz kalarak, farkında olmadan terbiyesizliğin yapı taşlarını döşüyoruz. Böyle bir ortamda yetişen gençlerin saygıyı değil, kuralsızlığı normalleştirmesi kaçınılmaz hâle geliyor.

Amacımız doğrultusunda yürümemiz için inşa edildiğini bildiğimiz yolun dışına çıkıyor, çevremizde bizi örnek alan insanların yanlışları ilke edinmesini kolaylaştıran bir zemin hazırlıyoruz. Nezaketi elden bıraktığımızda, düşüncesiz tavırlar sergilemekten çekinmez hâle geliyor; merhametsizlik toplumun her köşesinde kol gezmeye başlıyor. Bilinmelidir ki nezaketin ve saygının olmadığı bir yerde insanlar birbirini küçük görmeyi marifet sayar. Kibir ise gündüzümüzü geceye çeviren en büyük etken hâline gelir.

Nezaket, hayatımızda en güzel yere sahip olması gerekirken, yetiştirdiğimiz çocukların terbiye yoksunluğu içinde kaybolmasına müsaade etmek büyük bir yanlıştır. Çocukları hayata hazırlarken ilk kazanmaları gereken şey terbiyedir. Ardından insanlara, özellikle kendilerinden büyüklere karşı sergilemeleri gereken davranışlar öğretilmelidir. Nezaket kurallarını ihlal etmekten çekinmeyen bir kişinin, karşısındakilerden saygı ve güler yüz beklemesi ise bencillikten başka bir şey değildir.

İnsanoğlunun ders çıkarması gereken “Ne ekersen onu biçersin” sözü tam da bu noktada anlam kazanır. Çözümü imkânsız denilen birçok düğüm, aslında bu basit hakikatin idrak edilmesiyle çözülebilir. Ne var ki saygıyı hem kelime olarak lügatımızdan çıkarmaya hem de bir kural olarak önemsememeye doğru hızla ilerliyoruz.

İnsanları nezakete davet ettiğimizde, yüzümüze farklı bir algıyla bakıldığını hissetmek düşündürücüdür. Yolda yürürken birine çarptığımızda bile özrü çok gören bir anlayışın hâkim olduğu bir toplumda yaşadığımız gerçeği, içimizi acıtan bir tabloyu gözler önüne seriyor. Gençlerin saygısızlığı marifet saydığı, çevresindeki herkesi ötelediği bir dönemde bu sorunları sadece izlemekle yetiniyoruz.

Ben, duygularımı dile getirmekten çekinmiyorum. “Söz uçar, yazı kalır” diyerek deneyimlerimi yazıyla insanlarla paylaşıyorum. Ancak çoğu zaman sosyal medyada ve günlük hayatta duyduğum şey, insanların başkalarını suçlamayı tercih etmesi oluyor. Kimse dönüp kendisine “Ben nerede yanlış yapıyorum?” diye sormuyor. Suçu başkalarında aramak kolay geliyor.

Oysa düşünmemiz gereken en önemli soru şudur: Biz bu gençliğe ne veriyoruz? Onları içine ittiğimiz yanlışların, düşmelerine sebep olduğumuz çamurun içinden kurtarmak için gerçekten çaba gösteriyor muyuz? İnsan, kendi yapmadığını karşısındakinden beklememelidir. Aksi hâlde bencilce davranmış olur ve en büyük zararı yine kendisine verir.

Bu nedenle başkalarını suçlamadan önce, şapkayı önümüze koyup kendi yanlışlarımızla doğrularımızı ayırt etmemiz gerekir. İlke edindiğimizi söylediğimiz nezaket kurallarını önce kendimiz uygulamalı, topluma örnek bir vatandaş olduğumuzu davranışlarımızla göstermeliyiz. Aksi takdirde kuralsızlığı besleyen, boş ve anlamsız bir yaşamın parçası olmaktan öteye gidemeyiz.

Kuralların ihlal edilmediği, nezaketin marifet sayıldığı bir toplum istiyorsak; üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirmeli, bizden sonra gelen neslin düzgün yetişmesi için gereken gayreti göstermekten kaçınmamalıyız.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *