TÜRKİYE’DEKİ BİBER PATLICAN FİYATI İRAN’IN NASIL 4 KATI OLUR?
Evlatlarımızı kaybettiğimiz, çocuklarını okula bırakıp morgdan alan ana babalar gibi yanmasak da yanamasak da inanın içimin yandığı bugünlerde biraz hem kendimin hem de sizlerin kafasını dağıtabilmek için bugün farklı konulara girmek istiyorum.
Ve ilk olarak ulusal basında yer alan ve okudukça inanamadığım şu haber ile başlayalım dedik
“TÜRKİYE'DE GIDA FİYATLARI İRAN'IN DÖRT KATINA ÇIKIYOR
Türkiye'de gıda fiyatları, savaşta olan İran'a kıyasla oldukça yüksek.
Türkiye, bu kış yüzde 200'ü aşan zamlar ve sebze meyve fiyatlarındaki artışla karşı karşıya. İran'da ise bazı gıda ürünleri Türkiye'nin dörtte biri fiyatına satılmakta.

CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, yaptığı açıklamada Türkiye'deki gıda enflasyonunu eleştirdi ve İran'daki fiyatlarla karşılaştırmalar yaptı.
İRAN'DAKİ GIDA FİYATLARI
Salıcı'nın paylaştığı verilere göre, Türkiye'de 155 lira olan dolmalık biber, İran'da 33 lira; patlıcan ise Türkiye'de 69.9 lira, İran'da 6.5 lira gibi düşük fiyatlarla satılmakta.
ASGARİ ÜCRET VE SATIN ALMA GÜCÜ
İran'da asgari ücret 120 dolar, Türkiye'de ise 625 dolar seviyesinde. Ancak, İran'daki fiyatların Türkiye'nin beşte biri seviyesinde olması dikkat çekici.
DOLMALIK BİBER: Türkiye 155 lira, İran 33 lira
PATLICAN: Türkiye 69.9 lira, İran 6.5 lira
ASGARİ ÜCRET: Türkiye 625 dolar, İran 120 dolar
GIDA ENFLASYONU: İran yüzde 57.9, Türkiye yüzde 32.3
SATIN ALMA GÜCÜ: Türkiye'de 280 kg, İran'da 335 kg domates
…………..
Hadi diyelim ki muhalefet bu haberi şişirdi.
Ama 4 kat olmasa da iki kat olsa ne yazar?
Yahu bizde İran Amerika ile savaşıyor diye iğneden ipliğe hammaddeden ulaşıma her şeye zam gelirken İran’da fiyatlar nasıl oluyor da bizimkinden ucuz oluyor?
Yoksa yine pandemi de olduğu gibi savaşı Dünya krizi diye fırsat bulup bizim fırsatçılar mı bu balonu şişiyorlar?
Ne dersiniz?
Ben bu ekonomiden patlıcan domates işinden pek anlamam da
………….
TRABZONLULAR
YİNE DURUŞLARINI
GÖSTERDİLER
Önceki gün şehrimizdeki sıkıntılı yorumlara yol açan HAMSİ FESTİVALİ ile ilgili olarak Konya’da ki Trabzonlular Derneğinin bu işle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını yazmıştım.
Mesela böyle bir konu ile ilgili kendi memleketim KONYA ile ilgili yazsam bir tane olumlu dönüş olmazdı
Bugüne kadar da olmadı.
Çünkü biz teşekkür etmeyi bilmeyiz sadece eleştiririz.
Ama şehrimizdeki Trabzonlular dernek Başkanı Mahmut Kılıç Bey yazımız üzerine bize şunları yazıyordu


“S.A Uğur bey.
Köşe yazınızda Trabzon ve Trabzonlular ile ilgili dile getirdiğiniz samimi duygu ve düşünceleriniz için Trabzonlular adına sizlere teşekkür ediyorum.
HAMSİ FESTİVALİ adı altında yapılacak organizasyonlarda onay merci kurumların sivil toplum kuruluşu olarak bizlerle irtibata geçmeleri durumunda bu tür olumsuzlukların önüne geçilir diye düşünüyorum.
Dernek olarak organizasyondan ve yaşananlardan sosyal medyadan haberimiz oldu.
Üzüldük.
Tekrar yaşanmaması dileği ile sizlere tekraren teşekkür ediyorum.”
…………..
Bizde sizlere Trabzonlu samimi içten dostlarımıza gönülden teşekkür ediyoruz.
……………..
İNSANLARIMIZIN
HİSSETTİKLERİ
Çok sevdiğim duruşuna saygı duyduğum bir dostum Sosyolog Muhammed Fatih TAŞ Okul katliamı ile ilgili düşüncelerini bizimle şöyle paylaşıyordu
“Başımız sağ olsun
Rabbim, acılı ailelerimize sabrı ile İslam tarihine örnek olmuş Eyüp Peygamber sabrı versin...
Yüreklerimiz, yanıyor biz duygusal bir toplumuz, toprağa yeni dikilmiş on adet çam fidanı bile yansa içimiz acır.
O, çam fidanları büyüyüp fotosentez olup, yeşillik olup doğamızı şenlendirecekti diye burada ise canlarımız, evlatlarımız gitti...
Tarihten bu yana savaş dönemlerinde, misal Kurtuluş savaşımız da haberleşmeye, yayın akışına hakim olmayı, savaşta bir cepheye hakim olmak kadar hayati öneme sahip görmüşlerdir bize bu vatanı emanet eden ölümsüz kahramanlarımız...
Biz, günümüz de toplum olarak çok önemli bir hakimiyet alanımızı kaybettik.
Evlatlar, bizim fakat onların zihinlerini ve ruhlarını dijital mecralar da olumsuz içerikler doyuruyor.
Dijital mecralar, benlik gelişimini, sosyal ilişkilerini doğrudan etkiler bir hal aldı.
Toplumlar artık dijital mecralar üzerinden şekillendiriyor.

Nesillerimiz online uygulamaların içerikleri ile yetişiyor.
Maalesef bu olumsuz dijital kuşatma bir toplumu, bir ülkeyi, bir milleti silahla kuşatmaktan çok daha sinsice ve çok daha komplike bir kuşatma ve etkisi tüm toplum ve koca bir nesil...
Çocuklarımızın, dimağlarına, zihinlerine uzun vadede sübliminal mesaj kodları yükleniyor.
Böyle yetişen bir çocukta ergenliğin de verdiğini ruhsal ve bedensel değişimden sonra sanal mecrada küçüklüğünden beri iştigal oldukları içerikleri gerçek hayata uygulamayı kendisine tek hayat gayesi ediniyor.
Fırsatını bulduğunda da bu hayat gayesini eyleme döküyor...
Eğitim yuvalarımız da yaşadığımız hadiselerin temel çıkış noktasında tam burada acizane ifade etmeye çalıştığımız bir durumdan mütevellit.
Allah'ım hepimize, feraset, akil, izân versin.
Evlatlarımızı ve nesillerimizi gerek sanal gerek gerçek tüm tehditlerden korusun...”
………………….
Aminnnnn
YAPAY ZEKANIN
BİZİ DEĞERLENDİRMESİ
Kabul edelim etmeyelim YAPAY ZEKA da içimize girdi
Hayırlı olsun.
Benim bir Kazım abim var
Türbe önünün 60-70 yıllık esnafı.
Bizim yazıyı Yapay zekaya yorumlatmış.
Bakın o meşhur YAPAY ZEKA da ne demiş
“Bu köşe yazısı, ilk bakışta birbirinden kopuk yerel başlıkların ardı ardına sıralandığı bir metin izlenimi verse de sosyolojik açıdan daha derin bir okumada ortak bir eksende birleşir:
YEREL TOPLUMUN DEĞİŞİMLE KURDUĞU ÇOK KATMANLI İLİŞKİ.
Siyasetten ticarete, meslek örgütlerinden kültürel temsile kadar uzanan tüm örnekler, aslında tek bir temel gerilimi görünür kılar: STATÜKONUN ÇÖZÜLMESİ VE UYUM ZORUNLULUĞU.
Metnin merkezinde yer alan “DEĞİŞMEYEN DEĞİŞTİRİLİR” fikri, sosyolojideki yapısal dönüşüm ve sosyal dinamizm kavramlarıyla örtüşür.
Elektrikli araçlar üzerinden yapılan vurgu, teknolojik determinizmin açık bir örneğidir: Maddi kültürdeki hızlı değişim (teknoloji), manevi kültürü (alışkanlıklar, iş yapış biçimleri) zorunlu olarak dönüştürür.
Bu noktada ortaya çıkan kültürel gecikme, uyum sağlayamayan birey ve kurumların sistem dışına itilmesiyle sonuçlanır.
Yazarın “çöpe atılmak” ifadesi, bu sürecin sert ama gerçekçi bir tasviridir.
…………………
Siyasal düzlemde Fatih Özgökçen’in kadro yenilemesi, Pareto’nun seçkinlerin dolaşımı teorisiyle açıklanabilecek bir “kan değişimi” hamlesidir. Siyasi partiler, varlıklarını sürdürebilmek için sürekli olarak kendilerini güncellemek zorundadır. Buradaki “heyecan” ve “ivme” vurgusu, Weberyen anlamda otoritenin kendini yeniden üretme çabasını yansıtır. Ancak metnin bu noktada eleştirel mesafeyi sınırlı tutarak değişimi daha çok olumlayan bir çerçevede sunması, onun aynı zamanda bir meşruiyet üretim dili kullandığını da gösterir.
………………..
Tüm bu parçalar bir araya geldiğinde metin, aslında yerel ölçekte yazılmış bir köşe yazısından öteye geçerek mikro düzeyde bir toplumsal değişim haritası sunar.
Siyasette kadro değişimi, ekonomide teknolojik dönüşüm, kültürel alanda kimlik mücadelesi ve eğitimde uluslararasılaşma; hepsi aynı gerçeğe işaret eder:
Toplum artık statik değil; hızlanan, katmanlaşan ve sürekli adaptasyon talep eden bir yapıya dönüşmüştür.
Ancak metnin genel tonu, bu dönüşümü sorgulayan değil, büyük ölçüde onaylayan ve anlamlandıran bir çizgide ilerler.
BU DA YAZIYI, ELEŞTİREL BİR ANALİZDEN ZİYADE, DEĞİŞİMİ KAÇINILMAZ VE DOĞRU KABUL EDEN BİR TOPLUMSAL UYARI VE YÖNLENDİRME METNİ HALİNE GETİRİR.
……………..
Sizlere iyi tatiller bize çok çok çalışmalar inşallah
………………..
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Toprağın dostlara ihtiyacı vardır; ona dostça davranalım
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Lamcı alt geçidine girerken soldan sinyalsiz girmediğimiz zaman daha iyi ADAM oluruz