SESİMİ DUYAN VAR MI?
Anne! Anneciğim! Duyuyor musun beni? Ne olur ses ver bana! Yalvarırım! Burası çok soğuk üşüyorum. Yağmur yağıyor, ıslanıyorum. Gel sarıl bana lütfen! Isıt beni, o güzel kalbinle…
Bak ne buldum burada. Gümüş bilekliğin. Babam almıştı sana, evlilik yıldönümünde. Ne sevinmiştin, gözlerin dolmuştu mutluluktan. Hadi gel uzat kollarını, takayım bileğine yeniden. Hemen yanımda ninemin seccadesi var, annesinden kalan. Çok eski… O kadar eski ki, defalarca yamamıştı onu. Şimdi toz içinde. Gel uyan yıkayalım, tertemiz kılsın ninem namazını. Ben şimdi sensiz mi gideceğim anne?

Sensiz mi yaşlanacağım, yaş alacağım? Doğum günlerimde olmayacak mısın yanımda? Kime anlatacağım derdimi? İlk aşkımı kime gülümseyeceğim, ortada hiçbir şey yokken? Bacaklarımı hissetmiyorum anne! Sen bana kıyamazsın bilirim, canım acıyor anne. Ne olur uyan, elini uzat. Bak ışıklar yanıyor etrafta. Birileri konuşuyor, ses çıkarıyor. Az kaldı anne. Az sonra çıkacağız bu tozun, betonu içinden. Bak sesleniyorlar bize anne. “Sesimizi duyan var mı?”
O gece; sabaha karşı binlerce insan, bu sesi duymadı, duyamadı. Geride anılar, mutluluklar, nice emekler, sevinçler, umutlar bırakıp, gittiler cennet köşklerine. Geride yıkılmış binalar, umutlar, acılar, gözyaşı kaldı. Geride enkaz altında kalmış bir memleket kaldı.
Deprem felaketlerinde yitirdiğimiz tüm kayıplarımıza…
