SAF İNANÇ
İnanmak, insanın kendini en çıplak hâliyle hayata bırakmasıdır. Hesap yapmadan, ölçüp biçmeden, ihtimalleri yan yana dizmeden bir başkasına güvenebilmek… Bu, çağımızda giderek azalan bir cesaret biçimi hâline geldi. Çünkü insan, yaşadıklarıyla birlikte temkinli olmayı öğreniyor; her kırılma, kalbin etrafına görünmez bir duvar daha örüyor.
Zamanla güven, parça parça verilen bir duyguya dönüşüyor. Önce sözlere mesafe konuluyor, sonra davranışlar izleniyor, ardından niyetler tartılıyor. Herkes, bir sonraki hayal kırıklığına karşı kendini koruma telaşında. Oysa gerçek inanç, kontrol etmeyi bırakabilmektir. Sürekli tetikte olmayı değil, içsel bir teslimiyeti seçmektir. Birine içtenlikle güvenebilen insanın dünyası daha sade olur. Cümlelerin alt metinlerini aramaz, sessizlikten ürkmez. Çünkü bilinir ki orada gizlenen bir tehdit yoktur. Bu güven, insanın ruhuna hafiflik katar; düşünceler durulur, kalp sakinleşir. Böyle anlarda insan, hayatla arasında kurduğu mesafenin azaldığını hisseder. Saf inanç, kırılganlık değildir. Aksine, yaşanmışlıklara rağmen kalbini tamamen kapatmama cesaretidir. Geçmişin izlerini bugünün insanlarına taşımamayı seçmektir. Bu seçim, insanın kendine verdiği değerin bir yansımasıdır. Herkesin yapabileceği bir şey değildir; çünkü bazı yaralar, insanı uzun süre savunmada tutar. Güven duygusu zedelendikçe insan içe çekilir. Önce duygularını kısar, sonra beklentilerini azaltır. En sonunda ise kimseye tam anlamıyla yaklaşmamayı öğrenir. Oysa bu uzaklık, insanı koruduğu kadar yalnızlaştırır da. İnançsızlık, sessiz bir yorgunluk bırakır geride. Yine de insanın içinde, sönmeyen bir ihtimal yaşar. Tüm savunmaların anlamsızlaştığı bir karşılaşma umudu… Sözlerin yetmediği ama suskunluğun her şeyi anlattığı bir bağ… Böyle anlar, insanın unuttuğu duyguları hatırlatır. Hayatın sertliğine rağmen içte kalan yumuşak alanın hâlâ var olduğunu gösterir.
Saf inanç, herkese sunulan bir armağan değildir. Ama ona yer açabilenler, yaşamın en sade ve en derin huzurlarından birine dokunur. Çünkü insan, bir başkasına inanabildiği ölçüde hayata da inanır. Ve bazen, bu inanç her şeye yeter.