AYNILIĞIN DAYANILMAZ HAZZI
Zaman akıp gidiyor bir nehir gibi, dünya var olduğu günden beri değişmeyen bir yasa, bir kural olarak. Zaman aktıkça her şey değişiyor. Evler, sokaklar, insanlar, düşünceler, bilim, sanat aklınıza gelen ya da gelmeyen her şey. Dönüştükçe ve geliştikçe, daha iyi olacağını dair inancımız artıyor, zaman yok oluyor istemsiz. Yalnızlaşıyoruz usul usul… Biz mi yalnızlığı esir aldık yoksa o mu bizi hiç bilmeden? O an anlıyoruz ki; aslında hiçbir şey değişmiyor, sadece yer değiştiriyor. Değişen sadece isimler! Bu sonsuz döngüde yaşam, bence ileriye değil geriye doğru gidiyor.


Okudukça, araştırdıkça ilkel insan diye geçiştirdiğimiz toplulukların, bizden daha insancıl olduğunu görüyoruz. Lakin bunun sebebi genlerinde olan iyilik değil, istediği araç ve gereçlerin henüz eline geçmemesinden kaynaklanıyor. Silahı olan insan, “yok ben alışkanlıklarımdan vazgeçmem, ille de kılıçla savaşacağım demez” İnsan değişmez bana göre, yalnızca toplum yapılarına ve etrafında oluşan şartlara alışır o kadar. İçinde bir yanardağ gibi alevlenen ateş, din ile toplum kuralları ile yasalarla sönmese de köz olur. Ve yanması için de her daim bir kıvılcım yeterlidir. Bunca tecavüzün, cinayetin, hırsızlığın nedeni işte budur. Net olarak ve yürekten diyorum ki ben; “insan iyi değildir.” İyi rolünü oynamaktadır. Ya da oynamak zorunda bırakılmıştır. Şartlar oluştuğunda herkes potansiyel kötüdür.


Aynılığın o değişmez hazzı ile yaşamaya devam eder insan. Günümüze geldiğimizde ise işlerin daha da iğrenç bir hal aldığını görüyoruz. Doğa ile yaptığımız anlamsız, saçma sapan bu savaşta kazanmayı hayal ediyoruz. Ama unuttuğumuz, es geçtiğimiz çok önemli bir husus var. “Kazanırsak kaybedeceğiz.” Bununla da sınırlı değil modern insanın saçmalıkları. Sadece tüketen bir yığın var karşımızda. Öyle ki tüketme sırası kendine gelinceye kadar tüketmeye devam ediyor. Asıl yamyam bizleriz aslında. Her insan en iyi olmak istiyor. En yakışıklı, en güzel, en zengin, en iyi, en dürüst, en iyi şarkıcı, en iyi oyuncu… Ama bunun için en ufak bir çaba göstermiyor. Kimse karakter oyuncusu olmak istemiyor, insanların tek derdi jön olmak, başrol oynamak. Bu da en yüksek ile en alçak arasında derin bir uçurumu doğuruyor. Arada kalan koca bir boşluk, bir kara delik var. Bütün güzel duyguları yutuyor, içine çekiyor. En iyi olmak mottosu olunca kişinin, kitap okumak yerine vücut geliştiriyor. Halk tabiri ile sosyal medyada takipçi kasıyor bitip tükenmeyen bir hırsla. Herkes yönetmen olmak derdinde. Kimsenin sesçi olmaya, ışıkçı olmaya niyeti yok. Öz yok olmuş durumda… Kıyıya vuranlarla idare eden ve bu ucuz ürünlerle zengin olan bir sürü şarlatan varken, haliyle insan derine dalmak yerine kıyıya vuranlarla doyuruyor karnını. Bizim derdimiz, denizi temizlemek değil, denize işemek olmuş. Pisliğimiz bundan kaynaklanıyor.